Güz Sancısı... Tomris Giritlioğlu

Pazartesi, 02 Şubat 2009 09:56

Hatırlarsınız yakın zamanlarda TRT'de yayınlanan bir belgeselde, Maraş Katliamı'nın sanıklarından ve eylemcilerinden Ökkeş Şendiler ile yapılan röportajda, Maraş'ta gerçekleşen katliamın arkasında Hrant Dink ve arkadaşlarının olduğunu öğrenmiştik. Gene ülkücü camia ile yakınlığı bilinen yönetmen İsmail Güneş, Zaman gazetesine verdiği röportajında Maraş Katliamı'nı Sovyetler Birliği'nin gerçekleştirdiğini iddia etmişti. Aynı histeri ile geçmişin faşist saldırılarına dönük tarih okumalarına da tanık olmuştuk. Kürtler ve kart kurt sesi, Ermeni tehcirine dair itirazlar ve bir Türk'ün dünyaya bedel olduğu nice öğretiler, tarih okumaları ile geçti yıllarımız. Bugün de varlığını devam ettiren bu inkarcı politikanın, toplumu ikna etme yetisini yitirmiş olduğu sanırım aşikardır. Zira artık geçmişe dönük meselelerde, ikna edilmesi gereken topluma bir de Avrupa Birliği komiserleri eklenmiştir, belli ki tarihin çeşitli evrelerini gündeme alırken içerisinde bir homojenlik taşımayan AB üyelerini tatmin etmek için farklı bir tarihsel okumaya ihtiyaç duyulmaktadır.

AKP iktidarı ile birlikte, altın çağını yaşayan liberal kalemler, sahaya çıkmış olmanın hırsı ve sevinci ile bu yeni tarih okumasına da el atmaktadırlar. Elbette ki, kimi hassasiyetlere sahip insanlarımızı faşizan tarih yorumlarından daha çok tatmin etmekte olan bu yorumlar, bir başka Türk tarih tezi olan, sınıfsız toplum yorumuna dayanmaktadır. Cumhuriyet tarihi, Türkiye'de kapitalizmin ilerleme ve yerleşme aşamalarında gerçekleşen binlerce drama tanıklık etmiştir. Sermaye iktidarı kök saldıkça bu ülkede yaşayan her ulustan vatandaş çeşitli eziyetlere maruz kalmıştır. Bu gizli saklı olmayan bir gerçektir, örneğin günümüzde de özelleştirmeleri ele alırken, yarattığı işsizlik ve toplumsal varlıkların yağmasını görmezden gelmek elbette bu sistemin savunucularının işidir.

Liberal aydınlarımız aynı kaygı ile Ermenilerin yaşadığı büyük acıyı ele alırken, yarattığı büyük dramı reddetmeden ama gerçeğin bir kısmını sergileyip, dönemin emperyalist planlarını göz ardı etmekte beis görmemektedirler. Aksi durumda birileri muhakkak lafı Avrupa Birliği'ne getirmekte gecikmeyecektir. Dolayısı ile dün ile bu gün arasında kurulacak olan ve gerçek yolu ile ilericiliğe açılacak olan kapıları kapatmış olmaktadırlar. Türkiye milli burjuvazisinin oluşum sürecinin en önemli hamlelerinden ikisi olan ve büyük bir insanlık dramı yaratan Varlık Vergisi ve 6-7 Eylül saldırıları da liberal tarih yazımının gündemi haline gelmiştir, çeşitli dönemlerde.

Tayyip Erdoğan'ın "Taraf"lı prensi Etyen Mahçupyan'ın senaryosunu yazdığı ve yönetmen Tomris Giritlioğlu'nun filme aldığı 6-7 Eylül saldırılarını anlatma iddiasında olan bir film vizyona girdi geçtiğimiz hafta. Dağıtımcı şirket ve sinema salonlarının ilgisi sayesinde afişleri ve reklamları ile sık sık karşılaştığımız bu film, yukarıda aktarmaya çalıştığım liberal tarih okumasının yeni bir örneğini sunmaktadır. Filmde ele alınan saldırılar ve bu saldırıları hazırlayan süreç fahişelik yapan, -yapmaya zorlanan- Rum bir genç kız ile, aile bağlantıları nedeni ile çeşitli faşist toplulukların içerisinde olan, -olması gereken- bir Türk erkeğinin aşkı anlatılarak ele alınmış, ancak anlatılan öykü ve bu öykü de yer alan karakterler, ne Gayri Müslim vatandaşların yaşadığı dramı ne de 6-7 Eylül olaylarının arka planında yer alan sermayenin el değişimini anlatamıyor veya bundan özellikle uzak duruluyor. Genç Rum kızı Elena bir fahişe, onun babaannesi eski bir fahişe, film boyunca çok az görünmekte olan ve pek tanıma fırsatı bulmadığımız Rum esnaf, filmde bulunan üç gayrimüslim. Üçünün de 6-7 Eylül günlerinde yaşadıkları hisleri anlayamıyoruz film boyunca. Genç kız ve babaannenin beden ticaretine dayanan ilişkileri onların etnik kimliklerine ve bu kimliği taşımanın yarattığı hissiyata dair düşünmekten uzaklaştırıyor bizi. Diğer cephede ise, bir takım karanlık ve devlet tarafından desteklendikleri ima edilen adamlar kötü bir şeyler planlamaktalar. Ancak bu adamların da, güçlerini nereden aldıklarına ya da kimin çıkarları için böyle bir saldırıyı organize ettiklerine dair herhangi bir bilgi edinemiyoruz film boyunca. Sonra olanlar oluyor, senaryo bir google aramasından daha fazla bilgi veya hassasiyet içerdiğini hissettirmiyor. Bir toplumsal dramı ele alıp bunu seyirci ile paylaşabilmek elbette ki sinema sanatı söz konusu olduğunda, bir miktar yaratıcılık ve beceriyi gerektirmektedir, sevgili senaristimizden bunu beklemek gereksiz olabilir, ancak bir tarih kesitini anlatırken, gerçeklerin muğlâklaştırıldığı, belirsizleştirildiği bir film ile karşı karşıya kalıyor seyirci. İşin başında bulunan ve önemli adamlar oldukları her hallerinden belli olan birkaç karakterin, kimler olduğu, bu meseleyi ne için bu kadar önemsedikleri, neden böyle büyük bir yağmayı organize ettikleri elbette ki bu filmin konusu değil. Liberal kalemler, kendi varlık zeminlerine ihanet etmeden, sermaye sınıfını karşılarına almadan anlatmaya devam ediyorlar. Bunu yaparken de güncel kaygıları ile tarihi çarpıtmayı ihmal etmiyorlar mesela olaylara müdahale etmeyen emniyet kuvvetleri, bu günden tarihe bakarken askerler haline gelebiliyor filmimizde.

Filmin resmi sitesinde bir "derin devlet" organizasyonu olarak sunuluyor 6-7 Eylül saldırıları, oysa ki tarih, bu saldırılardan dolayı Adnan Menderes ve arkadaşlarının (kendilerine sadece masum bir yürüyüş yapılacağının söylendiğini iddia etmişlerdi) yargılanarak suçlu bulunduğunu yazıyor. Derin devlet tanımlaması bu filmde de, düzenin pisliklerini örtmek için başvurduğu bir kavram olarak kullanılıyor.

Tarihi eksik okumak doğruya değil, yanlışların içselleştirilmesine ve kanıksanmasına yol açıyor. Liberaller, sistem savunuculuğunda yedek kalmış olmanın yarattığı yılların birikmişliği ile üretmeye devam ediyorlar, var olan sistemin ihtiyaçları giderilene kadar da sahada kalacak gibi görünüyorlar, faşistlerin var ettiği tarih okumasına farklı bir açıdan hizmet ediyorlar. Politik olanı, apolitikleştirerek varlıklarını sağlamlaştırıyorlar ve ortaya siyasi olan apolitik filmler, imza kampanyaları ve kitaplar çıkmaya devam ediyor. Sınıfsız imtiyazsız toplum tezi bu vesile ile sağlamlaşıyor.

Oğuz Ayaz