Nasrallah: Türkiye başarısız oldu

Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah bir televizyona verdiği mülakatta bölgedeki ve Lübnan'daki gelişmeler hakkında konuştu. Nasrallah, Türkiye'nin bölgedeki projenin başarısız olduğunu söylerken, Lübnan'daki saldırılardan Suudi Arabistan'ı sorumlu tuttu.
Çarşamba, 04 Aralık 2013 14:34

YDH'nin, Hasan Nasrallah'ın OTV'ye verdiği mülakattan aktardıkları şöyle:

İran’ın nükleer anlaşmasının bölgede birçok büyük sonuçları var. Bu anlaşmadan ilk yararlanacak olan bölge halklarıdır. Çünkü bölgede, son yıllarda İran’a yönelik savaş için çaba gösteren akımlar vardı.

Elbette bu, basit bir seçenek değildi çünkü İran zayıf ve yalıtılmış bir devlet değildir. Dolayısıyla bu seçenek bölge açısından tehlikeli sonuçlar taşıyordu.

İran’ın 6 ülkeyle anlaşması, yeni uluslar arası gerçeklik üzerine kuruldu. Çok kutuplu bir dünyada artık bir ülke dünyaya hükmedemiyor.

Dünya çok kutuplu bir liderliğe gitti, uluslar arası bir istibdattan ve belli bir kutbun yarattığı güç yörüngesinden uzaklaşılması üçüncü dünya için bit fırsattır.

ABD’nin bölge ve dünya politikalarında birçok değişiklikler oldu. Elbette nükleer anlaşma bir aşamadır ama bazıları acelecilik gösteriyor ve bunun veli-yi fakihle büyük şeytan arasında bir anlaşma olduğunu iddia ediyor.

Irak ve Afganistan savaşlarında başarısız olması, Amerika’yı çıkmaza sürükledi. Lübnan ve Gazze’de de yeni Ortadoğu projesi başarısız oldu. Onlar, şimdi de Suriye’de yeniliyorlar. İran ise yaptırımlara rağmen güçlendi. Onlar, İran’daki yönetimi deviremedi. Buna karşın ABD’de ve Avrupa’da ekonomik bunalımlar yaşanıyor. Önümüzde yeni Amerika ve Avrupa gerçekliği var.

Amerika, artık savaşlardan yoruldu ve yeni savaşa girmek istemiyor. Bu meseleler, anlaşma kapısını araladı ve geçici anlaşma gerçekleşti.

İran’ın anlaşması bölge için faydalı
Bu anlaşmanın en önemli ilk sonucu uzun bir zaman için savaşın gölgesini İran’dan uzaklaştırdı. Ben, İsrail’in Amerika’nın yeşil ışık yakmadan İran’ın nükleer tesislerine askeri bir saldırıda bulunabileceğine inanmıyorum.

Amerikalılar nükleer dosya ile birlikte İran’la başka dosyalar da açma peşindeydi ama İran nükleer dosyayla sınırlı tutulmasını istedi. Tüm dosyaların masada olması İran’ın lehine değildi ve İranlılar yalnızca nükleer dosyada anlaşmaya varılmasını istedi.

İranlılar her zaman ‘bizim ABD ile sorunlarımız, İsrail’le sorunumuzdan farklıdır’ dediler. İran’ın İsrail karşısındaki tutumu kesin ve değişmez niteliktedir. Ama İranlılar ABD konusunda Amerika, İran’ın haklarını resmen tanırsa ve bölge halklarının haklarını verirse kendilerinin de onlarla diyalog başlatacaklarını söylediler.

ABD politikaları değişti ama İranlılar geçmişte oldukları gibiler. Şu an iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleştiği yönünde görüş bildirmek için erken. Birçok dosya söz konusu ve ben ilişkilerin normalleşmesinin yakın olduğunu sanmıyorum.

Arabistan’la İran’ın sorunu mezhebi değil
İran’la Arabistan arasındaki sorun esaslı bir sorundur. Velid bin Tallal’ın sözleri Sünnilerin görüşü değildir. İran’la Arabistan’ın sorunu mezhebi bir sorun değildir. Arabistan’ın, daha önce Mısır’la, Yemen’le, Suriye ile sorunları vardı. Bu ülkeler Şii değildi.

Arabistan, ortak kabul etmiyor tüm Arap ülkelerinin kendisine tabi olmasını istiyor.

Katar heyetini kabul ettim
Birkaç gün önce bir Katar heyetini kabul ettim. Katar’ın yakın vadede bölge ile ilgili bakış açısını değiştirmesi mümkün.

Azaz’da kaçırılanlar konusunda oldukça olumlu ve etkili bir rol oynadı. Biz şu an kimseye sorun çıkarmıyoruz ve kimseye hakaret de etmiyoruz.

Biz Suriye konusunda başından beri siyasi çözüm istedik. Bizimle Katar arasında her zaman iletişim var oldu ama politikalarımız birbirinden farklıydı.

Suriye’de silahlı seçeneğin faydası yok
Suriye konusunda silahlı seçeneğin hiçbir faydası yok. Suriye’nin yok edilmeye devam edilmesinin kimseye bir yararı yok. Bu, Suriye’deki olaylardan etkilenen tüm ülkeleri ilgilendiriyor. Biz, siyasi çözüme ulaşılmasını istedik.

Katar’la yaptığımız müzakerelerde Lübnan’daki sorunları da konuştuk.

Türkiye’nin Suriye projesi başarısız oldu
Türkiye ile irtibatımız kesilmiş değil. Türk büyükelçisiyle görüşmelerimiz oldu. Türkiye ile ilişkilerimizde yeni bir şey olmadı.

Suriye’deki olaylardan sonra Türkler, ilişkilerin gözden geçirilmesi için açık çabalar başlattılar. Çünkü Türkler, Suriye olaylarından dolayı büyük zarar gördüler.

Suriye krizi başlamadan önce Türkiye’nin Lübnan’la, Suriye ile ve İran’la çok iyi ilişkileri vardı. Ama onlar şu an Suriye meselesinin dışındalar. Irak’la çok büyük sorunları var ve İran’la da ilişkileri neredeyse kopma noktasına gidiyordu.

Türklerin Suriye’deki projesi başarısız oldu. Türkiye’nin bölgede ve Mısır’da ne rolü var? Türkiye, dış meselelerde çok büyük zararlar gördü, bu mesele içlerini de çok etkiledi.

İran’ın Filistin politikası değişmez
İran’ın İsrail karşısındaki tutumu ve direnişle ilgili politikası değişmez. Filistin konusundaki tutumundan da geri adım atmaz.

Filistin İsrail sorununun çözümüne yönelik hiçbir ufuk yok. Müzakerelerin seyri, asgari ölçüde dahi Filistinlilerin haklarına ulaşabilmiş değil.

İran bölgenin büyük bir ülkesi olarak bölgeyi en çok etkileyen ülkedir ve bizimle de sürekli olarak istişare halindedir ve bu sadece Lübnan’la sınırlı da değildir.

Lübnan’daki 14 Martçıların Arabistan’la ilişkisi bizim İran’la ilişkimiz gibi olsaydı hiçbir sorun olmazdı. İran, iç meselelere müdahale etmiyor, bize hükümete gir demiyor. İran, Lübnan’da halk birbiriyle anlaşsın, Lübnan savaşa girmesin diye bulunuyor. Keşke karşı grubun da bir veli-yi fakihi olsaydı.

İran, nükleer anlaşmayla ilgili olarak istediği şeyi aldı. Karşı taraf da İran’ın nükleer silah edinmeyeceğine dair garanti aldığına inanıyor. O halde izin verin bundan dolayı mutlu olsunlar. Bu nükleer anlaşmanın Suriye ve Lübnan’a hiçbir olumsuz etkisi bulunmuyor.

Suriye krizi
Suriye krizi başladığında biz ilk üç hafta hiçbir tavır ortaya koymadık, olayın doğasının ortaya çıkmasını bekledik.

İyilik yaparak Suriye’deki olayların şu an olduğu gibi tüm bölgeye yayılmasını önlemeye çalıştığımızda ise Suriye’deki tüm muhaliflerden, bazı İhvan liderlerinden ve bazı aşırılardan tehditler aldık.

Biz bu tehditlere karşı hatta siyasi bir tavır bile sergilemedik. Sorunun siyasi yollarla çözümüne davet ettik, askeri yollardan uzak durulması yönünde tutum açıkladık.

Muhaliflerle doğrudan bir iletişim içerisinde değildik ama bu gruplarla iletişim halinde olan ülkelerle temas halindeydik.

Beşşar Esed, diyaloga ve büyük reformlara hazırdı. Ama bölgedeki karşı tarafın cevabı işin iki üç ay ya da daha kısa sürede biteceği ve diyaloga gerek olmadığı yönündeydi.

Suriye’ye neden müdahale ettik?
Kusayr halkı kendini savunmaya karar verdi, bizden eğitim istedi. Biz onlara eğitim verdik. Silah istediler, onlara silah verdik. Başlangıçta yerel halk kendi başına savaşıyordu. Olaylar daha bunalımlı hale gelip de Lübnanlılar kendilerini savunamaz olunca Kusayr, binlerce silahlı militanın üssü haline geldi.

Eğer Hizbullah müdahale etmeseydi, silahlı gruplar Kusayr’ın tüm köylerini aşıp Lübnan sınırına ulaşacaktı.

Suriye’deki yönetimi devirme yönünde hareket eden bölge ülkeleri, diyaloga yanaşmıyorlardı. Suriye’deki olaylar yükseliyordu, biz müdahale etmiyorduk. Lübnanlıların yaşadığı Kusayr bölgesinde ordu varken biz oraya müdahale etmedik.

Ordu halkın kendi kendisini savunmasıyla yetinmek zorunda kalınca halk bize sığındı. 30 bin Lübnanlı iki şeyi tercih etmek zorunda bırakıldı.

Ya yerlerini terk edecekler ya da kalıp kendilerini savunacaklardı. Onlar ikinciyi tercih ettiler. Burada Lübnan hükümetinin de Kusayr’daki Lübnanlıların yardımına gitmediği beli oldu. Hatta Lübnan hükümeti, silahların Kusayr yoluyla silahlı gruplara ulaştırılması için sınırları açtı.

Benim Ayetullah Hamenei ile olan fotoğrafım, Kusayr savaşından iki yıl öncesine ait. Bizim Kusayr’a girişimiz İran’ın kararıyla olmadı. Bu kendi kararımızdı. Bizim Suriye’ye müdahalemizin İran’ın isteğiyle olduğuna dair iddialar doğru değil.

Suriye-Irak sınırında silahlı grupların eline geçen birçok köy askeri üs haline geldi. Bu bölgelerden Irak’a bombalı araçlar sokuluyor. Suriye olaylarının başlamasından sonra Irak’taki saldırılarda artış oldu.

Suriye ordusunun bizim müdahalemize zemin hazırlamak için bazı yerlerden çekildiği doğru değil.

Suriye, silahlı grupların eline düşerse, Lübnan’ın geleceği ne olur? Eğer Kusayr ve Kalamun’daki sorumluluğumuzu yerine getirmeseydik yüzlerce bombalı araç Lübnan’a girerdi.

Biz buna engel olmak için Suriye’ye girdik. Lübnan’a sokulan bombalı araçlar kalamun’daki Yabrud bölgesinden ve Orsal üzerinden Lübnan’a girdi.

Hariri ve Okab Sakr, Suriye’ye silahlı militan gönderilmesinde rol oynadı. Onlara soruyorum, muhalifler galip gelecek olsaydı onlara hangi garantileri vereceklerdi?

Bizim Suriye’ye yönelik müdahalemize Lübnan’da verilen destek, 1982’de ve 1990’da verilen destekten daha fazla. Suriye’ye müdahale ettiğimiz için bize teşekkür edecekleri zaman da gelecek.

Hizbullah’ın Suriye’deki varlığıyla ilgili abartılar
Hizbullah’ın Suriye’ye yönelik müdahalesi konusunda abartmalar yapılıyor. Suriye yönetiminin yanında savaşanlar Suriye ordusu ile bu ülkedeki bölge halklarının kendilerini savunmak için kurduğu Halk Savunma Güçleri’dir.

Dera, Suveyda, Kuneytra, Deyr ez-Zor ve Halep’in kuzeyinde hiçbir Hizbullah savaşçısı bulunmamaktadır.

Bizim Suriye’deki varlığımız yalnızca Şam, Humus ve Lübnan’ın sınır bölgeleridir. Kusayr ve Şam’da varız. Kalamun’da operasyonları yapan Suriye ordusu ile Halk Savunma Güçleri’dir.

Bazıları Hizbullah’ın Suriye’de 250 kayıp verdiğini söylüyor. 14 martçı bazı gazeteler, sadece Doğu Guta’da Hizbullah’tan 600 kişinin öldürüldüğünü yazıyor.

Bunlar elbette onların arzuları. Hizbullah’tan hiçbir esir yok. Elbette Hizbullah’tan bazılarının cenazeleri onların eline düştü ama biz onları bırakmış değiliz.

Suriye olaylarının başından beri bizim şehitlerimizin sayısı 200 bulmadı. Suriye’deki savaş meydanının mahiyeti ve bize yöneltilen tehditleri göz önünde bulundurursak bana göre bu rakam, bizim tasavvur ettiğimizden çok daha az.

Suriye yönetiminin devrilmesi meselesi bitmiştir
Suriye yönetiminin devrilmesi meselesi artık bitmiştir. Bundan dolayı da dünya siyasi çözüme yöneldi. Şu an bazı ülkeler siyasi çözüme varma konusunda acele etmiyor olabilirler. Ama genel eğilim siyasi çözüm yönündedir.

Birçok Avrupa ve Arap ülkesi, Suriye hükümetiyle işbirliği kanalları açmaya başladı. Ama Suudi Arabistan, hala kanın son damlasına kadar savaşmakta ısrar ediyor ve siyasi çözüme yanaşmıyor.

Suudiler, silahlandırma yoluyla sahadaki durumu mümkün olabilecek her şekilde Cenevre-2’nin yapılacağı 22 Ocak’a kadar değiştirmekte ısrarlılar.

Elbette bu çabalar da tıpkı Doğu Guta’da olduğu gibi yenilgiye uğrayacaktır, tabi bu arada bazıları da Cenevre Konferansını baltalama çabası içerisinde.

Bazı muhaliflerle temas
Biz bazı Suriyeli muhaliflerle teması kesmedik. Şu ana kadar Suriye hükümetinin gördüğü zarar karşı tarafın gördüğü zarardan daha fazla. Eğer Suriye yönetiminin sadece askeri güçle ayakta duruyorsa peki 3 yıl buna nasıl direnebildi? Suriye hükümeti güçlü bir halk desteğine sahiptir ve buna dayanmaktadır.

Dolayısıyla siyasi çözümde bu meselenin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Çözüm yolu Suriyelilerin kendisi tarafından bulunmalıdır. Suriye’ye dışarıdan bir yardım yapılmak isteniyorsa onlara bir çözüm yolu dayatılmamalıdır.

Suudiler bazı el-Kaide gruplarını aktif hale geçirdiler
Suudi istihbaratı bazı el-Kaide gruplarını aktif hale geçirdi. Beyrut’taki İran büyükelçiliğini bombalayan Abdullah Azzam grubunun Arabistan tarafından desteklenen gruplardan biri olduğunu düşünüyorum.

Hizbullah Suriye’ye müdahale etmeseydi, Lübnan’da bir değil 30, belki 300 bombalı araç patlardı.

Lübnan ordusu eğer sınır bölgelerine gitseydi, Lübnan bir iç savaşa sürüklenir yüzlerce Lübnanlı şehit olurdu. Ama biz Suriye’nin Lübnan’a yönelik etkilerini azalttık.

Trablus’taki patlamayı ilk kınayan bizdik. Bi’r el-Abd’daki patlamalardan en çok rahatsız olan bendim çünkü birilerinin ülkeyi fitneye sürüklemek istediği açıktı.

Trablus’taki en önemli mesele, çözüm yoluna gidilmesidir. Çözüm yolu bulunması konusunda hükümet sorumluluk üstlenmelidir. Trablus’un askeri bölgeye dönüştürülmesi yönündeki sözler yanlıştır.

Silahlı grupların emniyet teşkilatıyla ilişkide olduğuna dair söylenenler doğrudur. Biz emniyet genel müdürünün yıllardır silahlı gruplara para verdiğini, onların mühimmatlarını emniyetin araçlarıyla taşıdığını biliyoruz.

Trablus’taki çözüm yolu, hükümetin Trablus’taki duruma el koymasıdır. Trablus’un ve kuzeyin diyaloga ihtiyacı var. Bu meselenin tüm tarafları bir araya gelmelidir.