ABD şer ekseninde sıkıştı

İran, Kore, Suriye, Küba derken... Rusya, Çin... Süper gün Bush'un son döneminde düşman arıyor.
Salı, 17 Haziran 2008 06:50

Başkan Bush'un "teröre karşı savaşta" düşman ilan ettiği ülkelere yönelik saldırgan tutumu, bu ülkelerde ABD karşıtlığının daha da güçlenmesine ve ABD'ye karşı eksenin iyice belirginleşmesine yol açtı.

soL (DIŞ HABERLER) George W. Bush'un başkanlık döneminde 11 Eylül saldırılarının verdiği gazla daha da saldırganlaşan ABD, hızla kendine bir "şer ekseni" oluşturarak dünyada kontrolü dışında kalan ülkelere savaş açtı. Irak ve Afganistan'ı fiilen işgal eden ABD, Ortadoğu'da İran ve Suriye gibi "sorunlu" ülkelerle giriştiği "soğuk savaşı" giderek daha fazla hissettirirken, sosyalist Küba ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti üzerindeki baskıları da arttırdı.

Ancak ABD'nin "teröre karşı savaş" adı altında etki alanını genişletme çabalarını yoğunlaştırdığı bu dönem, aynı zamanda ABD'nin birçok bölgede güçlü bir direnişle karşılaştığı ve tıkandığı bir dönem oldu. Bush yönetiminin saldırgan politikaları, ABD karşıtı unsurları "yola getirmek" yerine ABD karşıtlığını daha güçlendirdi.

Afganistan ve Irak'ta bitmeyen savaş
Bush yönetimi, göreve geldikten kısa bir süre sonra NATO ülkelerinin desteğiyle işgal ettiği Afganistan'da Taliban yönetimini devirmeyi başardıysa da güçlü bir direniş başlatan örgüte karşı savaşta istediği başarıyı bir türlü gösteremedi. Taliban giderek güç kazanırken, bu ülkeye asker gönderen bazı ülkelerin isteksizliği nedeniyle NATO ülkeleri arasında yaşanan gerilim, birliğin kendini sorgulamasına bile yol açtı.

ABD'nin Irak'ta işgalin ardından direnişi kırmak amacıyla Kürtleri ve Şiileri destekleme politikası, İran'ın Irak'taki gücünü artırmasıyla sonuçlandı. Direniş güçlerini kuşatmayı başaramayan ve tüm dünyada savaş karşıtlarının nefretini kazanan ABD'nin Irak'taki statüsünü kalıcı hale getirmek amacıyla oluşturduğu anlaşma da, Irak'ın egemenliğine zarar vermesi nedeniyle kukla hükümet tarafından bile tepki gördü.

İran, Suriye, Çin, Rusya...
ABD karşıtı söylemleriyle Bush yönetiminin hedef tahtasına yerleşen İran, ABD'nin bölgede iyice sıkışması ve üst üste yaşadığı başarısızlıklar nedeniyle Ortadoğu'daki gücünü daha önce hiç olmadığı kadar artırdı.

ABD'nin İran'ı Lübnan'da köşeye sıkıştırma çabaları da başarıya ulaşamadı. İsrail'in, 2006'da Lübnan'da İran destekli Hizbullah'ı tasfiye etmek amacıyla ABD'nin desteğiyle bu ülkeye yaptığı saldırı, ABD ve İsrail için tam anlamıyla hezimet oldu. Hizbullah, bu saldırıdan daha da güçlenerek çıkarken, ABD'nin ülkede işbirlikçi bir hükümet kurma planları da suya düştü. Bir buçuk yılı aşan belirsizlik döneminin ardından geçen ay varılan anlaşmayla Hizbullah yeni kurulacak hükümette önemli mevzileri elde etmeyi başardı.

ABD karşıtı cephenin bir diğer unsuru olan Suriye'nin, özellikle Türkiye'nin aracılığıyla İsrail'le uzlaşma görüşmelerine başlaması, ABD'ye yaklaştığı yorumlarına neden oldu. Buna karşın İsrail'in görüşmelerle ilgili çelişkili açıklamaları ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın İran'la işbirliğinden vazgeçmeyecekleri yönündeki sözleri, bu ülkenin ABD'nin istediği konuma gelmesi ihtimalinin yüksek olmadığını gösteriyor. ABD Başkanı Bush da Cumartesi günü Suriye'yi terörü desteklemekle suçlayarak Şam yönetimine İran'ın politikalarından ayrılma çağrısı yaptı.

Rusya ve Çin de son dönemde cesur çıkışlarıyla ABD'nin hakimiyet kurma çabalarını engelleyen güçler olarak ön plana çıkıyor. Hem ekonomik, hem de askeri anlamda önemli güce sahip olan bu iki ülke, İran'la birlikte ABD'nin açılımlarına karşı önemli bir ağırlık oluşturuyor. Rusya-Çin-İran ekseninin Latin Amerika'daki sol iktidarlarla da yakınlaşması ABD'ye karşı kapsamlı bir işbirliğinin göstergesi olarak nitelendiriliyor.

Son dönemde NATO'nun doğuya doğru genişlemesi ve Polonya ile Çek Cumhuriyeti'nde kurulması planlanan füze savunma sistemleri nedeniyle ABD'yle karşı karşıya gelen Rusya, doğu Avrupa'da ABD yanlısı hükümetlerin kurulmasına karşı da ciddi bir direnç gösteriyor.

Arka bahçede işler kesat
ABD'nin Bush döneminde en fazla sıkıştığı bölgelerden biri de Latin Amerika oldu. ABD, bölgede sol ve sosyalist iktidarların art arda yükselişiyle bir zamanlar "arka bahçesi" olarak gördüğü kıtada ciddi bir şekilde inisiyatif kaybetti. Bush yönetiminin başta Küba ve Venezuela olmak üzere sosyalist yönetimlere karşı takındığı saldırgan tavır, kıtadaki bağımsızlıkçı hareketlerin daha da güç kazanmasını sağladı. Eski düşmanı Küba'da özellikle Fidel Castro'nun görevden ayrılmasının ardından ablukayla birlikte Küba karşıtı çetelere verdiği desteği arttırarak ülkeyi kuşatmaya çalışan ABD, sözlü olarak da sosyalist ülkeye saldırmaktan geri kalmadı. Buna karşın sosyalizmden vazgeçmeyeceğini ilan eden Küba, ülkeye yönelik ABD destekli planları açığa çıkartarak ABD'nin saldırganlığını açıkça ifşa etmekte çekinmiyor.

ABD'nin şer ekseninin daimi üyesi olan Kuzey Kore'nin ise bir süredir ABD, Çin, Japonya, Rusya ve Güney Kore'yle yürüttüğü silahsızlanma görüşmeleri nedeniyle ABD yönetimiyle yakınlaştığı şeklinde yorumlar gündeme geliyor. Hatta ABD, nükleer silahsızlanma konusunda adım atması halinde Kuzey Kore'yi şer ekseninden çıkarabileceğini belirtti. Buna karşın Pyongyang yönetimi geçen hafta, nükleer silahsızlanma görüşmelerine katılan diğer ülkeler enerji yardımı taahhütlerini yerine getirinceye kadar silahsızlanma konusunda yeni adım atmayacağını vurguladı. Bu açıklama bu bölgede de ABD'yle gerilimin önümüzdeki dönemde devam edeceğini gösteriyor.