İdlib'de 'fitne ateşi' harlanıyor: Ahrar'uş Şam ve Cund'ül Aksa arasındaki çatışma şiddetlendi

İdlib'de Ahrar'uş Şam ve çoğunluğunu Çeçenistan/Dağıstan uyruklu militanların oluşturduğu Cund'ül Aksa arasındaki gerginlik son günlerde tekrar tırmanışa geçti. Bunun yanı sıra Astana görüşmelerinin ardından Türkiye'nin Rusya ile beraber Nusra Cephesi'ne karşı ortak hava operasyonlarına başlayacağı iddiaları kafa karıştırıyor.
Emre Köse
Pazartesi, 23 Ocak 2017 21:13

Suriye'nin kuzeyindeki İdlib vilayeti, 2015 yılının bahar aylarında, liderliğini Nusra Cephesi ve Ahrar'uş Şam'ın üstlendiği ''Fetih Ordusu'' isimli, bünyesinde çok sayıda cihatçı grubun bulunduğu çatı örgütü tarafından Türkiye'nin aktif desteğiyle de tamamen ele geçirilmişti.

Türkiye ve Körfez ülkelerinin Suriye sahasındaki, bilhassa Suriye'nin kuzeyindeki silahlı en büyük vekili ve çoğunluğunu Çeçenistan/Dağıstan uyruklu cihatçıların oluşturduğu Cund'ül Aksa arasındaki gerginlik ve çatışmalar son günlerde tekrar tırmanışa geçti.

CİHATÇILAR İÇİNDEKİ ÇATIŞMALAR YENİ DEĞİL

Cihatçılar arasındaki iç savaş yeni bir olgu değil, bunların en göze çarpan örneği 2014 yılının Ekim ayında başlayan Nusra ve Cund'ül Aksa'nın İdlib ve Halep'in batısında, batı destekli Cemal Maruf liderliğindeki Hazm Hareketi'ne karşı başlattığı operasyondu. 2015 yılının Ocak ayında sona eren çatışmalar, Hazm Hareketi'nin sahadan tamamen silinmesiyle son bulurken ABD tarafından bu gruba gönderilen silahlar da Nusra Cephesi'nin eline geçmişti.

Nusra Cephesi ve diğer grupların İdlib kentine yönelik başlattığı saldırılarda canlı hedeflere karşı dahi kullandığı ABD yapımı TOW füzelerinin ana stoğu bu olay neticesinde sağlanmıştı.

NUSRA CEPHESİ CUND'ÜL AKSA'YI TASFİYE ETTİ

Fetih Ordusu çatısı altında olan ve El Kaide ile bağlantıları bilinen Ahrar'uş Şam ve Cund'ül Aksa arasındaki çatışmalar, İdlib'de bir ''İslam emirliği'' kurulmasından bu yana bir çok kez tekrarlandı.

Bundan yaklaşık 3 ay önce, yine Ahrar'uş Şam ve Cund'ül Aksa arasında şiddetli bir çatışma patlak vermiş, bunun sonrasında Cund'ul Aksa'nın Nusra Cephesi'ne biat ettiğini, katıldığını ilan etmesiyle son bulmuştu.

Son günlerde başlayan çatışmaların ilk olarak Nusra Cephesi ve Ahrar'uş Şam arasında patlak vermiş gibi görünüyordu.

Bügun Nusra Cephesi yaptığı açıklamada, Cund'ül Aksa grubunu tasfiye ettiklerini duyurdu.

Bu açıklama sonrasında çatışmaların ana kaynağının Ahrar'uş Şam'ın Cund'ül Aksa'yla arasındaki düşmanlık olduğu kesinleşmiş oldu.

NUSRA CEPHESİ'NE KARŞI ORTAK OPERASYON İDDİASI

Nusra Cephesi, bu ''fitneyi'' hafif sıyrıklarla atlatmayı başarmış gibi görünüyor fakat Astana görüşmelerinin ardından Türkiye ve Rusya'nın, Nusra Cephesi'ne karşı ortak operasyonlar gerçekleştireceği iddiaları akıllarda soru işaretleri bıraktı.

Birçok gözlemci, Türkiye'nin Rusya ile beraber IŞİD'e karşı gerçekleştirdiği hava operasyonlarına hedef olarak Nusra Cephesi ve çevresindeki grupları da dahil etmesinin sahadaki cihatçı gruplarla Türkiye'nin silahlı vekilleri arasında halihazırda devam eden iç gerilimi daha da tırmandıracağı görüşünde.

IŞİD'E BİAT EDEN CUND'ÜL AKSA ÜYELERİ

Bunun yanı sıra, yaklaşık 2 yıl önce 38 Cund'ül Aksa militanının esrarengiz bir şekilde Rakka'ya kaçarak IŞİD'e biat etmesiyle, çiçeği burnunda ''İslam Emirliği'' içerisindeki gruplar arasında Cund'ül Aksa'nın IŞİD'le irtibat halinde olduğu iddiaları yayılmış, bunun akabinde de kısa süreli çatışmalar gözlemlenmişti.

O zamandan beridir, Cund'ül Aksa'nın IŞİD'le bağlantı halinde olduğu iddiası sıkça dillendirilirken İdlib'in çeşitli ilçe ve kasabalarında sık sık gerilim ve çatışmalar gözlemlenmiş, bunların sonucunda çok sayıda cihatçı hapsedilir ya da öldürülürken Fetih Ordusu'nun Şura meclisinin garantörlüğünde ateşkes ve barış anlaşmaları imzalanarak ''fitnenin'' önüne geçilmişti.

Bugüne kadar Cund'ül Aksa'ya karşı girişilen operasyonların temel bahanesi bu grubun IŞİD'le temas halinde olduğu iddasıydı.

'FIRAT KALKANI' SONRASI TARTIŞMALAR

Fakat Türkiye öncülüğünde başlatılan "Fırat Kalkanı" operasyonu sonrasında başta Cund'ul Aksa olmak üzere İdlib'de alan hakimiyeti bulunan çeşitli cihatçı gruplar arasında da homurdanmalar başlatmıştı.

Zira tam o sırada, Halep kentinin doğu semtleri Suriye ordusu tarafından tamamen abluka altına alınırken, İdlib'deki cihatçılar savaşmak üzere Doğu Halep'e gitmek yerine Türkiye'nin dolgun maaş teklifiyle sınırdan Karkamış'a geçerek TSK ile birlikte Cerablus operasyonuna katılmıştı.

HALEP VE CERABLUS

Türkiye'nin Nusra Cephesi ve Cund'ül Aksa tarafından da ''kafir'', ''tağut'' olarak görülmesi bir kenara dursun, cihatçıların Cerablus'a akın etmeleri, Suriye ordusunun Halep'in doğu semtlerini kuşatırken elini büyük oranda rahatlatmıştı.

Hatta 2016 yılının Temmuz-Ağustos aylarında El Kastillo yolunun, yani Doğu Halep'in Bab el-Hava sınır kapısı ile arasındaki son ikmal yolunun da kesilmesinin ardından cihatçıların 2016'nın Eylül-Ekim aylarında ablukayı sonlandırmak adına Batı Halep'e başlattığı büyük saldırı da başarısız olmuştu. Bu, cihatçıların Doğu Halep'i ''kurtarabilmeleri'' adına son şanslarıydı.

AHRAR'UŞ ŞAM'IN KRİZİ

Bunun ardından Suriye ordusu, Halep'in doğu semtlerini seri bir şekilde kontrolüne geçirirken Ahrar'uş Şam da tarihinin en büyük kriziyle karşılaştı.

Örgütün 2014 ve 2015 yıllarında liderliğini üstlenen Haşim el-Şeyh'in öncülüğünde, 16 ayrı yerel grup, 2016 yılının Aralık ayında Ahrar'uş Şam'dan ayrıldığını ilan ederek Ceyş'ül Ahrar isimli yeni bir örgüt kurdu.

Bunun yanı sıra Ceyş'ül Ahrar, Ahrar'uş Şam'nın Türkiye ve Körfez ülkelerinden gelen bunca mali desteğe rağmen neden İdlib ve Hama kuzeyine sıkıştığını, Ahrar'uş Şam'ın ''Suriye devriminin ulusal taleplerine bağlı kalmadığını'' dile getirdi.

Cihatçılar İdlib'den Cerablus hattına geçerek TSK ile askeri operasyonlara katılmaya devam ettiği sürece iç çatışmaların önümüzdeki süreçte sık sık tekrarlanacağı çok açık. Zira sahadaki cihatçılar Türkiye'nin Bab kentine yönelik operasyonunun tamamen bir fiyasko olduğu ve asıl görevlerinin Türkiye'nin ''mayın eşekliğini yapmamak'' olduğu görüşünde.

Şimdiye kadar Ahrar'uş Şam'ın Suriye sahasında tek başına hiçbir somut başarı elde edememesi, sürekli iç hesaplaşmalarla boğuşması da örgütü geçen 2 yıl içerisinde büyük çapta zarara uğrattı.

SAHADAKİ KRİZ VE SONRASI

Ahrar'uş Şam'ın Nusra Cephesi veya Cund'ül Aksa gibi tek bir odak tarafından yönetilmemesi de çeşitli krizlere davetiye çıkarıyor.

Ahrar'uş Şam içerisinde İhvan geleneğinden gelen ve El Kaide geçmişi bulunan iki ayrı kanat mevcut. Örgüt bünyesinde sayıca daha fazla militan barındırsa da örgütün yönetim mekanizmasının farklı klikler tarafından idare edilmesi, Cund'ül Aksa karşısında en büyük handikapı olarak göze çarpıyor.

Buna ek olarak, Cund'ül Aksa'nın görece daha az militanı bulunmasına karşın savaşma kabiliyetinin Ahrar'uş Şam'dan daha fazla olduğu bir gerçek. Zira Cund'ül Aksa'nın çoğunluğunu Selefi cihat ideolojisine sıkı sıkıya bağlı Çeçen cihatçılar oluşturuyor.

Önümüzdeki süreç içerisinde Cund'ül Aksa'nın nasıl bir yöntem izleceyeceği ise merak konusu. Nusra Cephesi'nden tasfiye edilen bu grubun, IŞİD'e katılması çok uçuk bir ihtimalken Ahrar'uş Şam ve müttefiki diğer gruplar tarafından sahadan kolay kolay silinemeyeceği de aşikar.