Patronlar çocuklarımızı yemeye devam ediyor

Patronlar çocuklarımızı yemeye devam ediyor

Akif Akalın
16/06/2015 Salı

Dünyada en çok çocuk işçi çalıştıran ülkeler arasında ilk sıralarda yer alan Hindistan’da hükumetin 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü’nde çalışma yaşını 14 yaş altına indirmek için kolları sıvadığını açıklaması, sözcüğün tam anlamıyla bir ironi oluşturdu. Diğer yandan başta ILO olmak üzere dışarıda ve içeride birçok kurum ve kuruluş timsah gözyaşları döktüler. Her zaman olduğu gibi çocuk işçiliğinin kaynağına değil, sonuçlarına hitap eden açıklamalar yapıldı, soruna “düzen içi” çözümler önerildi.

KAPİTALİZM ÇOCUK EMEĞİ ÜZERİNE İNŞA EDİLDİ
Kapitalizmin tarihini bilenler, kapitalizmin çocuk emeği üzerinde yükseldiğini de bilirler. Çağdaş kapitalizmin beşiği İngiltere’de 1816 yılında yayınlanan Emek Raporu’nda, ülkedeki fabrika işçilerinin yarısının çocuk olduğu belirtilmişti. 1833 yılında kabul edilen Fabrika Yasası’nda 10 yaş altı çocukların çalıştırılmasının yasaklanmasına rağmen, resmi kayıtlara göre Manchester’daki 12.940 işçinin 793’ü 10 yaşının altında, 5.640’ı 10 – 18 yaş grubundaydı.

Amerikan kapitalizmi de çocuk emeğiyle kurulmuştu. 19. yüzyıl başlarında Amerikan fabrikalarında çalışan emekçilerin üçte biri çocuktu. Dahası 20. yüzyıla girerken ABD’de 10 – 16 yaş grubu çocukların beşte biri fabrikalarda tam-zamanlı çalışmaktaydı. Oysa 1839 yılında kabul edilen bir yasayla, 15 yaş altındaki çocuklara eğitimlerini aksatmamaları için çalışma yasağı getirilmişti. 

American Economic Association tarafından 1890 yılında yayınlanan Çocuk Emeği başlıklı bir raporda çocukların çalıştırılmalarının dört nedeni sıralanmıştı: çocuk emeğinin ucuzluğu, emek rekabeti, pazar rekabeti ve ailelerin yaşam standardını korumak için çocuk emeğine gereksinim duymaları.

Batı uygarlığının beşiği Kıta Avrupası'nda da konu çocuk emeği olduğunda durum çok farklı değildi. Fransa’da 1841 yılında kabul edilen İş Yasası, yalnızca 8 yaş altındaki çocukların çalıştırılmasını yasaklamış, 8 – 12 yaş grubu için günde 8 ve 12 – 16 yaş grubu için günde 12 saat çalışmayı kabul etmişti. Yasaya göre 13 yaş altı çocukların geceleri ve tehlikeli işlerde çalıştırılmaları yasaklanmıştı.

Fransa’da çocukların durumunda ancak Paris Komünü sonrasında kısmi iyileştirmeler yapılabilmişti. İş Yasası’nda 1874 yılında yapılan revizyonla, 12 yaş altındaki çocukların çalıştırılması yasaklanmış, ancak bu yasağın etkin bir denetimi yapılmamıştı. Çocukların hiç değilse maden ocaklarında çalıştırılmasının yasaklanması başarı gibi görüldü.

Kapitalizmin geç ulaştığı ülkelerden Rusya’da 12 yaş altında çocukların çalıştırılması ancak 1870 yılında yasaklanabilmişti. Çocukların gece çalıştırılmaları yasaklanmış, 12 – 15 yaş grubundaki çocukların günde 8 saat çalıştırılmaları kabul edilmişti. Rusyalı çocuklar, çocukluklarını yaşayabilmek, kova ve küreği inşaatlarda değil oyun bahçelerinin kum havuzlarında görebilmek için 1917 Ekim devrimini beklemek zorundaydı.

BUNLAR TARİHTE Mİ KALDI?
Çoğu insan bu patron vahşetinin en azından gelişmiş kapitalist ülkeler için tarihte kaldığını düşünür. Oysa iş adamlarının ve iş kadınlarının çocuk emeği sömürüsü dünyanın zengin – yoksul bütün coğrafyalarında günümüzde de devam ediyor. Belki gelişmiş kapitalist ülkelerde doğan çocuklar diğerlerinden biraz daha şanslı fakat kapitalizm onları bugün de çalıştırmaya devam ediyor. Çünkü 1890 yılında Çocuk Emeği raporunda çocukların neden çalıştırıldığına ilişkin ortaya konan nedenler bugün de kapitalist dünyada güncelliğini koruyor ve kapitalizm çocuk emeği olmadan varlığını sürdüremiyor.

Gelişmiş kapitalist ülkelerde çocuk işçiliğinin yalnızca “ismi” değişir, patronlar çocukları çalıştırmak için şirinleştirilmiş veya akılcılaştırılmış sözcükler seçer: gönüllü çalışma, sosyal sorumluluk, çıraklık eğitimi vb.

ABD, Kanada ve Batı Avrupa ülkelerinde çocukların gönüllü çalışmaya teşvik edilmesi oldukça yaygın bir uygulamadır. Gönüllü çalışma genellikle okullarda “ödev” olarak verilir. Çocuklar bu kapsamda kamusal, özel veya kar amacı gütmeyen kurumlarda “gönüllü” olarak patronların hizmetine koşulur ve bunun çocukların gelişimine ve toplumsal tutarlılığa katkı yapacağı söylenir. Gönüllü çalışan çocuklar medyada öne çıkartılır, övülür ve ödüllendirilir. Ancak çocukların “gönüllü” çalışmalarının patronların karına ne kadar katkı sağladığı üzerine tek kelime edilmez. Sosyal sorumluluk projelerinde de çocuklar “gönüllü” çalışmaya benzer bir mantıkla işe koşulurlar.

Gelişmiş kapitalist ülkelerde çocuk emeği sömürüsü bunlarla sınırlı değil. Yakınlarda İngiltere’de yapılan bir araştırmada 10 – 16 yaş grubu okul çocuklarının büyük bir bölümünün, “harçlığını çıkartmak” görüntüsüyle patronlar tarafından yarım-zamanlı işlerde çalıştırıldıkları ortaya konmuştur. İngiltere’de bugün çoğu hizmet sektöründe olmak üzere 1,5 – 2 milyon çocuğun çalıştırıldığı tahmin edilmektedir.

Orta düzeyde gelişmiş kapitalist ülkelerde çocuk işçiliğinin adı “çıraklık eğitimi” olarak karşımıza çıkar. Çocuklar erken yaşlarda sanayide “eğitim” adı altında istihdam edilir. Çıraklığın mesleki gelişime katkısı öne çıkartılır, fakat bugüne kadar şeytanın aklına gelmeyecek konularda bilimsel araştırmalar yapmaktan geri kalmayan burjuva bilim dünyası, çıraklık eğitiminin çocukların mesleki gelişimlerine katkısı olup olmadığını araştırmayı aklına getirmemiştir. Oysa çok basit bir retrospektif, kontrollü çalışma ile bu katkı (varsa) istatistiksel olarak ortaya konabilir. Diğer yandan çocukların erken yaşta çalışma ortamlarına girmesi ile meslek hastalıkları arasındaki ilişki birçok araştırmayla kanıtlanmıştır.

Az gelişmiş ülkelerde ise çocuk işçiliğine isim arama zahmetine gerek yoktur. Bu ülkelerde çocuk işçiliğinin adı zaten geleneksel olarak “aile ekonomisine katkı” olarak tanımlanmıştır. Orta ve ileri kapitalist ülkelerde belki çok hoş görülmeyecek olan bu “isim”, az gelişmiş kapitalist ülkelerde “anlayışla” karşılanır ve “hayatın gerçeği” olarak kabul edilir. Birçok burjuva akademisyen ve aydın bu ülkelerde çocukların çalıştırılmasını veri kabul eder ve dikkatini “değiştiremeyeceği” bu olguya değil, çalışma yaşamının çocukların sağlığı ve gelişimi üzerine olumsuz etkilerini “azaltacak” önlemlere odaklar, vicdanını temizler.

2011 yılında yayınlanan bir raporda 5 – 14 yaş grubu çocukların Mali’de yüzde 63’ünün, Etyopya’da yüzde 53’ünün, Somali’de yüzde 49’unun, Sierra Leone’de yüzde 48’inin çalıştırıldığı belirtilmiştir. ILO son raporlarından birinde dünyada 78 milyonu Asya – Pasifik bölgesinde, 59 milyonu Sahra-altı Afrika’da olmak üzere 168 milyonun üzerinde çocuğun çalıştırıldığını açıklamıştır.

Çalışan çocukların 1 milyona yakını da Türkiye’dedir. TÜİK’e göre iki yıl önce Türkiye’de patronlar 292 bini 6 – 14 yaş grubunda olmak üzere 893 bin çocuk çalıştırıyordu. Bakan Çelik 2014 yılında Türkiye’de 958 bin çocuğun ücretli işçi olduğunu açıkladı ve bu çocuklardan 61’i emek-kırımlarda yaşamını yitirdi. Eğitimde 4 + 4 + 4 sistemine geçilmesiyle birlikte çocuk işçi sayısının daha da artması, çocuk işçi yaşının fiilen 13’e inmesi bekleniyor.

KAPİTALİST BİR TOPLUMDA ÇOCUKLARI PATRONLARDAN KORUMAK MÜMKÜN MÜ?
Çocuk emeği oldukça “hassas” bir konu ve hemen kimse bu konuda sessiz kalmayı kendisine yakıştıramıyor. İş adamları ve iş kadınları dahil toplumun bütün kesimlerinden çocukların korunması için farklı öneriler geliyor. Bunlar arasında en yaygın olanlar çocuk çalıştırmayı yasaklamaya yönelik yasal tedbirler alınması ve zorunlu öğretimin 18 yaşa kadar uzatılmasıdır.

Aslında tarih boyunca kapitalist üretim biçimini değiştirmeyi hedeflemeyen bu tür “düzen içi” önerilerin çocukları korumakta başarısız olduğu defalarca kanıtlandı. Tarihte çocukların çalıştırılmalarını yasaklayan ilk yasanın kabul edilmesi üzerinden 600 yıl (Venedik devleti 1396 yılında çocukların çalıştırılmasını yasaklamıştır), çocukların zorunlu eğitiminin yasalaştırılması üzerinden 150 yıl geçti. Buna rağmen çocukları korumak için hala benzer öneriler getirilmeye devam ediliyor.

Daha da korkunç olan bazı aydınların ve akademisyenlerin geçimlerini bu konudaki çalışmalarından kazanıyor oluşu. Bunlarda dolaylı olarak ürettikleri çalışmalarla çocukların sırtından para kazanıyorlar. Avrupa Birliği veya UNICEF fonlarından beslenen bu aydınlar, iş adamları ve iş kadınlarıyla birlikte timsah gözyaşları akıtarak, çocukları koruyacak projeler geliştiriyor gibi yapıyorlar. 

Diğer yandan konuya daha “gerçekçi” yaklaşanlar da var. Örneğin Bolivya’da “madem çocuk işçiliğinin önüne geçemiyoruz, bari çocukların haklarını koruyalım” diyerek, her üç çocuktan birinin sanayide çalıştığı ülkede 2009 yılında Bolivya Çocuk ve Genç İşçiler Birliği (UNATSBO) adında bir sendika kuruldu. Sendikanın kurulmasından 5 yıl sonra 2014 Temmuz’unda Bolivya hükumeti çalışma yaşını 10’a indirerek, dünyanın yasal çalışma yaşı en düşük ülkesi oldu.

Günümüzde çocukların çalışma yaşamı dışında tutulabildiği tek ülke sosyalist Küba’dır. Küba’da da çocuklar çalışma yaşı ve zorunlu eğitim süresi gibi düzenlemelerle korunmaktadır, fakat kapitalist ülkelerde çocukları koruyamayan bu tedbirlerin Küba’da etkili olmasının sırrı, Küba’da üretimin amacının kar olmaktan çıkartılmış olmasıdır. Bu nedenle sosyalizm çocuk emeğine gereksinim duymamaktadır ve çocuklar çocukluklarını yaşayabilmektedir.