Plazalar kaynarken, 'beyaz yakalılar' krize hazır mı?

Plazalar kaynarken, 'beyaz yakalılar' krize hazır mı?

Ömürden Cengiz
29/12/2016 Perşembe

Ülke, bir-iki ay önceye kadar sadece televizyonlardaki ekonomi uzmanları tarafından dillendirilen, şu anda ise yediden yetmişe herkesin konuştuğu büyük bir krize doğru yuvarlanıyor. Krize cemaatin mi, Amerikan Doları’nın Trump ile beraber ana yurda dönmeye çalışmasının mı, tek başına RTE’nin mi yoksa çıkmaza giren kapitalist sistemin mi sebep olduğu tartışıladursun, biz, bu krizin ağır bir darbe vuracağı beyaz yakalılarından konuşalım.

Büyük plazalarda çalışan binlerce eğitimli emekçi -kimileri için beyaz yakalı- 2001 krizini sadece havada uçan bir anayasa kitapçığı olarak hatırlıyor. Bu dönemde lise veya üniversite öğrencisi olan genç nüfus, AKP ile iş hayatına başlayıp, Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen büyük patronlarının şirketlerinde işe başladılar. Gecesi gündüzü olmayan yoğun iş temposu, akşam spor ve sonrasında arkadaşlarla yemek, hafta sonu eğlenceleri, bir -iki haftaya sıkıştırılan Ege ve Avrupa tatilleriyle ve bolca kredi borçlarıyla dolu, hızlı, yoğun ve asla bitmeyecekmişçesine devam eden yıllar…

2013 Mayıs’ında ise bu kitleyi derinden sarsan, umutlandıran, politikleştiren bir süreç başladı. O güzel günleri tekrar tekrar yazmaya gerek yok. Fakat sonra her şey değişti. Direne direne kazanılanlar bir bir geri verildi, yitip giden canlar unutuldu, herkes kabuğuna çekildi.

15 Temmuz 2016 gecesini kimisi için zafer, kimisi için yenilgi olarak görebiliriz, fakat AKP düzenine sığmamakta ısrar eden kitle için 15 Temmuz, büyük bir travmadan ibarettir. İstanbul semalarında uçan F-16’ların sesi, sokaklarda inleyen tekbirler, televizyonlarda yayınlanan görüntüler, üzerinden 5 ay geçmesine rağmen unutulmadı. Sonucu ise depresyon, bitmek bilmeyen umutsuzluk hali, yurt dışına kaçma çabaları...

Bu travmatik olayın altından kalkamayan eğitimli emekçiler için sorunlar bunlarla da bitmiyor. Bir çok eğitimli emekçi için işe gidiş geliş süreleri gün geçtikçe uzuyor. Trafiğe takılmayanlar ise toplu taşıma araçlarında her an patlama korkusuyla yaşıyor. OHAL’in büyük şehirlere yansımasını belki de en fazla eğitimli emekçiler hissediyor.

Abartmadan söyleyebiliriz ki, kimse dillendirmiyor fakat "beyaz yakalılar" yavaş yavaş deliriyor.

Maalesef sorunlar bunlarla sınırlı kalmayacak. "Beyaz yakalı", ağır ağır değil, yuvarlanarak üzerimize gelen büyük ekonomik krizin altında kalmaya çok yakın. İstanbul’da büyük bir ekonomiyi ayakta tutan bu kitle, gün ve gün işsiz kalmaya yaklaşıyor. 3.5 TL olan Amerikan doları ile işçinin alım gücü gün geçtikçe azalıyor. Artan cari açığın yükü, zam ve yeni vergiler olarak işçiye yükleniyor.

Peki eğitimli emekçiler bu krize hazır mı?

Devlet mekanizmasının dağıldığı ve uzun süre toparlanamayacağı açık. Bu yıkıntının üzerine yepyeni bir yaşam kurmak, mücadele edenler için beklenen bir fırsat. Ya diğerleri için? Kurtuluş, ekonomik krizi derinden hissetmeye başlayan ve faşizmin yükselişe geçtiği Avrupa’da yeni bir hayata başlamakta mı?

2017 yılı zamlarının neredeyse hayal olduğu bilinirken, ücret kesintileri ve fazla mesailerle, sağlığını, mutluluğunu feda ederek bu hayata devam etmekte mi?

Şehrin güvenli bir sitesinde, etliye sütlüye karışmadan sakin sakin yaşamak, ya da uzaklaşıp bir sahil kasabasına yerleşmek, çözümsüz seçenekler arasında. Çünkü kapitalizm ve dinci, yağmacı iktidar, sizin için en huzurlu sahillere, çocuğunuz için en güvendiğiniz okullara kadar uzanacak ve bu girdaba sizi de dahil edecek.

Plazalar kaynıyor. Tedirginlik, çaresizlik hissi ve öfke birikiyor. İstediğinde tüm sistemi kitleyebilecek eğitimli emekçiler için tek bir seçenek kalıyor: Sınıf bilincini kazanmak, örgütlenmek ve mücadele etmek.