Bir saldırının düşündürdükleri

Bir saldırının düşündürdükleri

Haziran Kıvılcım
08/01/2015 Perşembe

2015 yılı bomba gibi başladı. Cümledeki mecazın ötesinde Türkiye yılın ilk gününe gerçekten de bombalı eylem pratiği ile girmiş oldu. Türkiye siyaseti “bombalı” pratikler açısından son yıllarda ivmesi yükselen bir görüntüyü uzun süredir vermektedir. İşin bir yanı bu pratiğin Türkiye’de “olağanlaştırılması” ise diğer yanı da pratiğin büyük kısmının “devletlü” bir hal almış olmasıdır.

Hal böyle iken ve saldırı Dolmabahçe gibi devletin önemli bir kurumunu hedef almışken, Türkiye siyasetinde önümüzdeki dönem bir dizi gelişmeye gebe olabilecek “haberci” eylemi, sağlıklı bir biçimde ele almakta fayda var. Öncelikle şunu söyleyerek başlayabiliriz, Türkiye ve bölge siyasetinin kaotik hali, önümüzdeki dönem bu tipte saldırılara ve devamında gelecek bir dizi operasyona elverişlidir. Bir kesinlik atfetmemekle birlikte bu elverişli mevcut durum, başlı başına öngörüde bulunmaya yeterlidir. Kehanette bulunmuyorum, bu yüzden kesinkes değerlendirmelerden uzak dursam da eğer siyaset yapıyorsak bu zeminin kimi öngörüleri barındıran bir değerlendirme için yeterli olduğunu da söylemek gerekir.

AKP Türkiye’sinin normalleşemeyecek olması ve artık düzenin “kaotik” yapısının bir zorunluluk haline gelmesi, devlet mekanizmasının sistematik refleksler geliştirmeye de bir o kadar meyletmesini beraberinde getirecektir. Buradan çıkan sonuç devletin iç mekanizmasında kimi sürtüşmelere refleks vermesi değildir yalnızca. Bu aynı zamanda sistematik kimi adımların da atılması demektir.

AKP’nin toplumda uzunca bir dönem meşruiyet kaynağı haline getirdiği noktalardan birinin “İçerideki Düşman”  miti olduğu artık herkes tarafından kabul edilen bir gerçek. Buradan referansla AKP’nin uzunca bir dönem düzenin diğer aktörlerini by-pass ettiği de herkesin malumu. Örnek verecek olursak Ergenekon ve Balyoz davaları bu kapsamda yer alırken, KCK, Devrimci Karargah gibi davalar da yine “Devlet güvenliği- güvensizliği” mitinde yer alan enstrümanlar haline gelmiştir. Bu davaları AKP’nin uzun süre iyi yönettiğini de bir kenara yazmak gerekir.

Ancak yukarıda saydığım tüm davalar bugün çökmüş durumdadır. Dahası bugün bu davaların hemen hepsinin AKP operasyonu olduğu halkın büyük kısmı tarafından kabul edilmiş, yıllarca meşruiyet kaynağı olarak kullandığı enstrüman, AKP’nin eline dinamit olarak yapışmıştır. Bugün tüm davalardaki bu gayrı meşru durum AKP ve artık fiilen kendi başına bir aktör haline gelen Tayyip Erdoğan’ın, belki de en başarılı olduğu şeyin elinden alınmasıdır. Siyasi başarısının büyük kısmını demagojiye borçlu olan Erdoğan, bu enstrümanın ne kadar değerli olduğunu en son gezide ve cemaatle yaşadığı kavga da görmüş oldu.

AKP ve Erdoğan’ın var olan süreci yönetmedeki başarısını yeni bir şey yaratmada gösteremediği de aşikârdır. En açık olan biçimde Haziran Direnişi, AKP’nin Yeni Türkiye’sinin deli gömleğini Türkiye Halkına giydiremeyeceğini ispat etmiştir. Türkiye’de AKP gericiliği her başlıkta hüsrana uğramakta, Türkiye halkı her başlıkta kusmaktadır.  Gericilik AKP’nin hem son şansıdır, hem de en büyük şanssızlığıdır. Tutmamaktadır! İşin tuhaf yanı bugün emperyalizm de AKP de bu duruma uyanmıştır. Emperyalizm için yeni bir aktör şartken AKP için bu yolun dışında başka bir yol yoktur, sonuna kadar gitmeye mecburdur. Ancak salak değiller; bizim siyaseten doldurmaya çalıştığımız zemine onlar da önlem almak zorundalar. İşte tüm bu sebeplerden AKP ve Tayyip Erdoğan en başarılı olduğu şeyden, demagojiden; en önemli silahından, “iç- dış tehdit” mitinden vazgeçemez. Ve bu kaotik süreç hiç olmadığı kadar bu silaha önemli avantajlar da sağlamaktadır.

Çok uzattığımın farkındayım ancak bu uzun açıklamayı yazmakta fayda var.

Dönelim bugünkü Dolmabahçe saldırısına. Az önce DHKP-C açıklamayı üstlendi. Devreleri yaktırmaya çalışıyorlar, başka açıklaması olamaz.

Komik, insan aklı ile dalga geçiyorlar. İki adet el bombası atılacak, bu bombaların ikisi de patlamayacak; olayın gerçekleşeceği üç hafta öncesinde sosyal medyadan, olayı gerçekleştiren şahısın ismiyle birlikte duyurulacak; devlet önceden ihbarını aldığı kişiyi takibe almayacak veya devletin önceden haberdar olduğu bir eylemliği illegal bir örgüt göstere göstere aynı kişiye yaptıracak… İnsan aklı ile dalga geçmiyorlar yaptıkları düpe düz “olağanlaştırmak”.

Henüz resmi açıklamalar ve tartışmalar açılmasa da önümüzdeki dönemde yoğun tartışmaların yaşanması ve benzer saldırıların gelmesi olasıdır demeyeceğim, olağandır. Tartışmalar şüphesiz iç düşmana, “paralel” yapıya uzanacaktır. Uzun uzun tahliller yapılıp kimi AKP’ye kimi de cemaate çıkarabilir faturayı. Ne fark eder ki iki ucu da boklu değnek değil mi; “hepsi oradaydı”

Fazla “ince” tahlillerin hataya sürükleyeceğinden de hiç şüphe yok. Kim yaptı sorusunun cevabı yoktur. Bir yerden sonra “AKP yaptı”nın panzehri “kaos yaratmak istese bu kadar beceriksiz plan yapmazdı”dır. “Cemaat yaptı”nın panzehri “bu kadar ince düşünülmüş büyük bir riski neden alsın?”dır. İkisinden de bir şey çıkmaz. Cevabı yönetme yeteneğinde gizlidir çünkü. Faturanın kime kesileceği, bu kadar kaotik bir süreçte manipülasyonu kimin göğüsleyip kimin göğüsleyemediğindedir, kimin yapmış olduğunda değil. Buraya bakılarak yapılacak bir değerlendirmeden hiç bir şey çıkmaz, tersine bu fatura bu zeminde tartışılırsa sola kadar uzanacaktır, bu zeminde tartışmak meşruiyet kazandırır.

Sol olası tartışmaların bu zeminde tartışılmasına izin vermemek zorundadır. Aklı diri tutmayan siyaseten düşecektir. Kaos yılları önemli bir okuldur. En az kayıpla dönem derslerini vermek zorundayız. Bugün Dolmabahçe’de ki eylemi kim sahiplenirse sahiplensin eylem bizatihi “devletlü”dür. Yapılan her hamle buradan referansla boşa düşürülmek zorundadır. Sol topa girecekse daha ilk pozisyonda ters hamle yaparak kendini sakatlayıp oyun dışı kalmamalıdır.

Süreç artık devletin “refleksleri” kontrol ettiği bir süreç değil kontrolün ötesine geçen “bilinçli provokasyon” dönemidir. 2015’e girdiğimiz bugünden başlayarak her adımda aklı diri tutmak her adımdan sonra bir daha düşünmek gerekir. Yeni yıl Dolmabahçe’de “ patlamayan bomba”  ile başladı o bomba Kaçak Saray’da patladığında bitecektir!