Güneydoğu kırsalından notlar ve çiftçinin ninnisi

Güneydoğu kırsalından notlar ve çiftçinin ninnisi

Burhan Özalp
25/03/2015 Çarşamba

Güneydoğu kırsalındayız. Tarımsal bir araştırma için geldik. Geldik ve gördük. Yerinde gördük. Gördüğümüz ne? Bilgisayar başında tarımdaki kötü gidişat hakkında istatistiki verilere dayanarak yazdıklarımızın somut karşılığı…


Diyarbakır Karahacılı Köyü Yayıklı Mezrası

Önce Diyarbakır kırsalındayız. Buğday tarlaları karşılıyor bizi. Köy köy geziyoruz. Araştırma ekibimizde Diyarbakırlı ve Kürtçe bilen bir arkadaşımız var. Güneydoğu insanı çok çekmiş iç savaştan, haliyle bize ister istemez ilk başta temkinli yaklaşma ihtimaline karşılık her gittiğimiz yerde girişi Kürtçe olarak o yapıyor ve çiftçilerin bizlere güven duymasını sağlıyor. Sonra biz sormaya başlıyoruz. Onlar da önce yüzümüze sessizce birkaç saniye bakıyorlar. O bakışlarda “ne sen sor ne de ben anlatayım!” dediklerini yakalıyoruz. Ama sonra ağızlarından kelimeler kapakları açılmış baraj suları gibi dökülüyor. Serzeniş hatta ve hatta isyan ede ede anlatmaya başlıyorlar çiftçiliğin ne hale geldiğini…

Sonra Şanlıurfa’ya geçiyoruz. Yine köy köy geziyoruz. Rast geldiğimiz çiftçilerle konuşmaya başlıyoruz. Araştırmamıza yönelik soruları soruyoruz, onlar cevap verirken durumlarının nasıl kötüye gittiklerini de izah etmeye çalışıyorlar dilleri döndükçe…

Şanlıurfa’daki Suriye meselesi herkesçe malum, o yüzden bu konuya hiç girmeyeceğim.

Her yerde olduğu gibi inşaat sektörü burada da almış başını yürümüş. Tarım arazileri betonlaşmaya açılmış.

Yer Güneydoğu olunca ister istemez sohbetlerin arasına siyaset de giriyor. AKP’ye veryansın ediyorlar hem tarım üzerinden hem de Kürt sorunu üzerinden…

Ama kiminle konuşsak “kardeşlik” vurgusu “barış” vurgusu “insanca ve huzurluca yaşamak” vurgusu dillerden düşmüyordu. Türkiye’deki kapitalist üretim ilişkilerin yarattığı Kürt sorunu bölge halkını o kakar bezdirmiş ki çözüm süreci ile gelecek “barışın” Kürt yoksuluna, kadınına ne getireceği pek de önemsemiyor. “Barış olsun yeter”  noktasına gelmiş ya da getirilmiş.

Dertler ortak: Mazot, gübre, tohum, ilaç fiyatları hep artıyor ama ürünümüz para etmiyor!
Birçok köy gezdik birçok çiftçiyle görüştük. Görüştüğümüz çiftçilerin çoğu da küçük ve orta ölçekli üretim yapan çiftçiler. Yani, Türkiye tarımsal yapısının bir gerçeğini gördük. Hepsinin derdi ortak! Üretim yapmak için satın almak zorunda kaldıkları mazot, gübre, tohum, ilaç fiyatları yıldan yıla hep artıyor ama ürünleri para etmiyor. Bunlar dışında bir de bankalar var. Çiftçi bankadan tarımsal kredi almadan üretim yapamaz hale gelmiş.

İşin ilginç yanı, çiftçilerin aktardıklarına göre, ekim zamanı tohum fiyatları, gübreleme zamanı gübre fiyatları, ilaçlama zamanı ilaç fiyatları birden artıyor. Diyorlar ki “bunu biliyoruz ama bir şey yapamıyoruz çünkü almaya mecburuz!”


Diyarbakır’da Bir Çiftçi Anlatırken…

Çiftçi mecburuz diyor çünkü yeşil devrimle birlikte tarımsal üretim şirketlerin ürettiği tohumsuz, kimyasal gübresiz ve kimyasal ilaçsız yapılamaz hale getirildi. Aslında sürdürülebilir tarım ile hem doğaya hem insan zarar vermeyen hem de çiftçi maliyetlerini düşüren bir tarımsal üretim mümkün ama kapitalizm de bu mümkün mü ayrı bir tartışma konusu… 

Çiftçi milletin efendisi değil, hamalı oldu
Şanlıurfa’da görüştüğümüz bir çiftçi söyledi bu sözü. Sorularımızı sorduk. Kaç dönüm işliyorsun? Hangi ürünü üretiyorsun? Geçen sene tonunu kaçtan sattın? Hangi sürüm işlemlerini ne zaman kaç kere yaptın? Kaç kere sulama, gübreleme, ilaçlama yaptın? Bunlar için ne kadar para ödedin? Yani sorduk da sorduk. O da anlattı anlattı ve en sonunda: “durum işte gördüğün gibi çiftçi artık milletin efendisi değil, hamalı oldu!”

Çiftçinin dediği doğru, yanlışı yok. Tarım sektöründe ekonomik açıdan en çok ezilen onlar. Zaten kapitalist sistemde en çok ezilenler emek verenler, üretenler, emekçiler değil midir? Gübreci gübreyi çiftçiye pahalı satar. İlaççı ilacı çiftçiye pahalı satar. Tohumcu tohumu çiftçiye pahalıya satar ama çiftçi hem bu masraflarını karşılamak hem de kar elde etmek için ürününü satmaya kalktığında tüccar çiftçinin ürününü ucuza alır. Tüccar toptancı, perakendeciye satar. Onlar da ucuza aldıklarını tüketiciye pahalıya satar. Özetle bu sistemin iki kaybedeni var: Çiftçi ve tüketici…


Şanlıurfa’da Çiftçiler Anlatırken

Güneydoğuda hayvancılık bitmiş
Görüştüğümüz birçok çiftçi birkaç sene öncesine kadar hayvancılık yaptığını ancak yem maliyetlerinin sürekli artması, ürünlerinin para etmemesi, canlı hayvan ve et ithalatı dolayısıyla artık hayvancılık yapamayacak noktaya geldiklerini bu nedenle hayvancılığı bıraktıklarını belirtti.

Tarımdan Geçinemeyenler İnşaat Sektörüne ve Tarım İşçiliğine Gidiyor

Tarımdaki maliyetlerin sürekli artması ve çiftçinin ürününün para etmemesi, çiftçiyi gelirini artırmak için tarım dışında çalışmaya yönlendirmiş. Yıl içerisinde Kuzey Irak’a, İstanbul’a ya da kendi şehirlerindeki inşaat sektörüne inşaat işçiliği yapmaya gidiyorlar. İnşaat işçiliğini tercih etmeyenler ise başka bölgelerde tarım işçisi olarak çalışıyor.

Çiftçiler çocuklarının tarımdaki bu durumu gördükleri için artık çiftçilik yapmak istemediklerini, ya okumaya giderek başka meslek sahip olmaya çalıştıklarını ya başka sektörlerde çalışmaya gittiklerini anlatıyorlar.

Çiftçinin ninnisi…
Arada da soruyoruz: “madem zarar ediyorsun neden devam ediyorsun çiftçiliğe?”

Cevaplıyor hemen: “Biz çiftçiyiz. Yıllardır bu işi yaparız. Başka iş bilmeyiz. Hem o kadar paraya kıyıp, borca harca girip traktör, pulluk, diskaro alet-ekipman almışım uzun yıllar kullanacağım diye, desem ki, vazgeçtim tarım yapmayacağım satıyorum bunları… Sonra tekrardan tarım yapmak istesem ya da devlet dese ki çiftçiyi koruyacağım, tarıma nasıl geri döneceğim? Bu alet ekipmanı alacak parayı nereden bulacağım? Zarar etsek de seneye belki iyi olur, para kazanırız diye avutuyoruz kendimizi. Bizim de ninnimiz bu…”

Bitirirken…
Güneydoğu kırsalında gördüğümüz, AKP’li yıllarda tarımda yaşanan serbestleşme ve piyasalaşmanın Güneydoğu çiftçisini ciddi şekilde olumsuz etkilediği.

Tohumcusu, gübrecisi, ilaççısı, tüccarı, bankacısı Ahmed Arif’in “Diyarbekir kalesinden notlar ve adiloş bebenin ninnisi” şiirindeki engerek ve çıyanlar gibi çiftçinin aşına ekmeğini göz koymuşlar. 

Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü...