Kurdewari’nin en güzel sorusu: Kine em?

Kurdewari’nin en güzel sorusu: Kine em?

Özenç K. Demir
11/12/2014 Perşembe

Anadolu ve Mezopotamya halklarının en güzel uyanışı, bu soru ile başladı. Kürtçe bir soru değil bu sadece, iyiyi ve güzeli arayan insanlığın çıkış sorusunun Kürtçesiydi.Ufku güzeldi sorunun, emekçi idik, ve gözlerimiz kızıla kesmiş, Sovyetleri, Lenin’i, Marks’ı gözlüyorduk. Arayışımız da engindi, Ortadoğu’daki işçi sınıfı ile devrimcilerle beraber akıyordu kalplerimiz.

Ya sonra?

Kürt halkının son isyanına değinmeden devam edebilir miyiz? Edemeyiz elbette. Ama yeni bir isyana dikildiyse kulaklarımız ve acı iklimimiz, coğrafyamız aynılaştıysa, ”Kine em?” sorusunu tekrar sormamız ve aklımızın ve kalbimizin iyimserliğini ve enginliğini geliştirerek ilerlememiz gerekiyor.

Öncelikle tarihimizi kazanmamız gerekiyor, tarih bilincimizi, bize ait olan ilerici bütün değerlerimizi sahiplenmemiz gerekiyor. Anadolu ve Mezopotamya coğrafyalarının duygu bağları ile siyasi bağlarını açığa çıkartmamız, “hesap sorma iradesini ve geleceği kurma ufkunu” taşıyan bir çıkış yaratmamız gerekiyor.

Tarih tezleri (siz önerme deyin) ile başlayalım. Hepsinde de birer “Kürtler” nesne. Kiminde Kemalistlerin nesnesi, kimin de İslamcıların, kimin de sağcıların vs vs… Hepsinde herhangi bir iç dinamik taşımayan, ”imtiyazsız,sınıfsız,kaynaşmış kitle “ve kitle olarak müdahaleye muhtaç" bir şey..

En güncel tezler, mutlaka tarih tezleri ile ilişkilidir. Hele ki hesaplaşma alanımız milliyetçilik ve muhafazakarlık ise; tarihle yüklü yalanlar, demagojiler, fantezi ve imajlar üreten bu “pisen mırdar”larla ise..

Şimdi de “bölücü Kürtler” ile “Kürtleri bölerek” konuşuyorlar. Kürd’ün İslamcısı, liberali, patronu,zengini ile konuşuyorlar.

Vanlı depremzede Kürt ile konuşamazlar, inşaat işçisi, madende, atölyede, AVM’de çalışan Kürt ile konuşamazlar.

Ama telaşa gerek yok, bu Kürtler de “göz ardı ve söz ardı” edilmezler, muhataplık bahsinde değil elbet, mağduriyet bahsinde. Ayağa kalkamayacak kadar bitik bir fotoğraftır aradıkları..

Çaresiz ve umutsuz…

Kürtlerle konuşuyorlar ama ümmet dilinden. Bir taşla iki kuş, hem sınıf karakterlerini gizliyorlar hem de ulus meselesinin üzerinden bir güzel atlayıveriyorlar.

İktidarın tavrı bu. Yok sayılan bir halkın önce zenginleri, zalimleri ve yobazları ile tanıştılar.

Sonra “zalimin Kürtçesi” ile Kürde seslendiler. Dualarla, Hizbullah'la, Kobane’yle, Roboski’yle...

Bizim bu “zalimin Kürtçesi” ile işimiz yok. Sopalarını ellerinden alarak değil, kendi dilimiz ve tarihimiz ile kendi silahlarımızı yaratarak yürüyeceğiz o açık..

Çok da gerilere gitmeyelim. Cigerxwîn ve Nâzım hangi coğrafyadaki atılıma doğdular? Emperyalizme ve kapitalizme karşı verilen mücadelenin Sovyetler Birliği ile taçlandığı bir coğrafya’da hesap sorma ve atılım ufku ile doğdu her ikisi de. Cigerxwîn ve Nâzım bir ve aynıdır. Cigerxwîn’in “az bilinmesi”, Kürdü yok sayarak ve inkar ederek yükselen Türk uluslaşmasının bir sonucudur. Bu burjuvazinin karakteri ve ihaneti. Ama Cigerxwîn ve Nâzım’ın doğuşu sosyalizmin mahareti. Biz maharetlerimizle ilgilenelim. Coğrafyamızda emperyalizmin kirli ve kanlı gidişatını durduracak gücümüzü büyütelim. İnsanın ben buradayım, iradem ve umudum kolektif kimliğimdir diyen aydınlanmacı duruşunu büyütelim, insan büyüsün. Patron sınıfı ile dincilerin oluşturduğu suni-ulus bloğuna karşı emekçi halklar bloğumuzu yurtsever bir irade ile büyütelim, coğrafyamız büyüsün. Kendini yaratan insanımızın duygu ve hesap sorma iklimi “Anadolu ve Mezopotamya”yı tümden sarsın.


Cigerxwîn

Memleketin tüm mekanlarında birbirine düşman edilen emekçileri birleştirelim. Türk solu Kürtleri hiç anlamadı diyen liberal ve sağcı yalancılara “Ahmed Arif’in Leyla Erbil sevgisi” ile yanıt verelim. Doğrudur; ”Leyla çok konuşamadı ama baktı Ahmed’e, Ahmed de çok anlatamadı ama baktı Leyla’ya.” diyelim. Siz Nato'culuk yapıp, gençlerin, işçilerin öldürülmesine alkış tutarken, biz “aşık oluyorduk” diyelim.

Aziz Nesin’i, Musa Anter’i, Yalçın Küçük’ü, Orhan Kemal’i..

Dr.Şivan’ın taa Güney’lerde Mahir’in sesini duymasını..

Behice Boran’ı, TİP’i, Doğu Mitinglerini.

Sayalım mı?

Saymakla bitmez, yaratacaklarımız var.

“Kine em?” sorusu günceldir, güzeldir ve yaratıcıdır, onu sormaya devam edelim.

Peki Kim Onlar?

Babaları ileri karakol olmak için Kore’ye asker yollarken kendileri, Suriye’ye asker yollayanlar, cihatçı katilleri besleyenler..

Ağacı, suyu, karıncaya kadar yok etmeye yeminliler..

Finans kulelerinin altında yoksul büyütenler..

Rezidans için işçi öldürenler..

Kadının kahkahasından rahatsız olanlar..

Gericiler, sömürücüler, kan emiciler..

Peki ya biz kimiz?

Yani Kine Em?

O zaman Cigerxwîn’e kulak verip bitirelim.

“Êrîş bikin û bigrin
Histu bişkînin
Ev pîsên mirdar
Ji nav me derxînin
Ji bo mirovan em tev dost û yar
Bijî azadi, bimrî koledar “


Katkı ve önerileriniz için: [email protected]