Klasik Türk Müziği’nde Nâzım Hikmet İzleri

Klasik Türk Müziği’nde Nâzım Hikmet İzleri

Mithat Yavuz
03/06/2018 Pazar

Bugüne dek Nâzım Hikmet’in şiirlerinden çeşitli türlerde bestelenmiş sayısız şarkıya rastlamak mümkündür. Fakat hem Nâzım’ın Klasik Türk Müziği’yle ilişkisinin hem de şiirlerinden bu formda bestelenmiş şarkıların bilinirliğinin diğer türlerde bestelenmiş şarkılara göre daha az olduğu bir gerçektir. Bu durumun başlıca sebebi günümüzde Klasik Türk Müziği’ne olan ilginin bu yazının konusu olmayan tarihsel ve kültürel değişimlerden dolayı azalmış olmasıdır. Diğer sebepler arasında ise aşağıda sözü edilecek olan kimi eserlerin icralarının bulunmayışı ve bestelenmiş eserlerde Nâzım’ın diğer şiirlerine kıyasla pek bilinmeyen ve tahmin edileceği gibi Klasik Türk Müziği kalıplarında bestelenmeye uygun şiirlerinin kullanılmış olması sayılabilir.

Nâzım Hikmet’in Türk Müziği’ne olan aşinalığını kendi kaleminden yola çıkarak kestirmek zor değil. Şair, tarihsiz bir mektupta eşi Piraye’ye şöyle sesleniyor:

“…Karıcığım, karıcığım, Pirayende'ciğim, Eğer bestekâr olsaydım, Dede Efendi gibi bir büyük bestekâr, 'Pirayende' diye bir yeni 'makam' yapardım. Nasıl Suzinâk makamı var,
onun gibi bir Pirayende makamı.” (1)

Nâzım’ın deyişiyle “büyük bestekâr” Dede Efendi’ye Memleketimden İnsan Manzaraları’nda da rastlıyoruz:

“Fakat bu hantal, harap gövdenin üzerinde
İpek gibi ince bir yüzü vardı:
Onuncu asır Acem nakışlarında gördüğümüz,
Dede’nin nısfiyesinde nağmeleşen,
bize divan şiirinin anlattığı bir yüz…”(2)

Yine aynı eserde Kurtuluş Savaşı Destanı’ndan dizeler okunurken geçen bir diyalogda Nâzım’ın Türk Müziği kalıplarına yaptığı atıflar görülebilmektedir:

“Sustu Mustafa.
Mahmut şaşırmıştı biraz :
“-Tuhaf bir destan,” dedi,
“tuhaf bir destan yazmış bu mahpus adam.
Bir şeyler karıştırır.
Fakat, yavrum, senin sesin yanık

makamlı da okuyorsun
insana dokunuyor.

Bitti mi?”
“-Hayır, bu başı daha.”
“-Peşrev (3) gibi bir şey öyleysem. Biz sonuna bakalım.”(4)

Bu aşinalığın büyük oranda şairin 1900’lerin başında sırasıyla Diyarbakır ve Halep valiliklerini yürütmüş olan dedesi Mehmet Nâzım Paşa’dan kaynaklandığı tahmin edilmektedir. Nâzım, bir Mevlevi olan dedesinin görevinden istifa edip İstanbul’a yerleşmesiyle birlikte oturdukları konakta dedesi ve çevresi tarafından düzenlenen sohbet, şiir ve musiki meclislerine çocuk gözüyle tanık olmuştur. Yazının ilerisinde de görüleceği gibi, bu tanıklığın pekiştirilmesine bir de dönemin meşhur müzisyeni Tanburi Cemil Bey’in plakları eşlik etmiş olsa gerekir.

Tanburi Cemil, Mesud Cemil…

Nâzım, Mesud Cemil ile, yani 1873-1916 yılları arasında yaşamış büyük müzik dehası Tanburi Cemil Bey’in oğlu ile yakın dosttur. Deha nitelemesinin hak edilmiş bir övgüyle beraber, dönemin ve günümüzün müzik çevrelerince kabul gören bir tespit olduğunu da vurgulamak gerekir. Tanburi Cemil, kendinden önceki icra anlayışını köklü biçimde değiştirerek başta tanbur sazına dinamik bir icra anlayışı getirmekle birlikte klasik kemençe, lavta, viyolonsel, mucidi olduğu yaylı tanbur ve daha birçok enstrümanı görülmemiş bir ustalık derecesinde çalmıştır. Bunun yanı sıra Cemil Bey, müzik eğitiminin biçiminden Türk Müziği’nin diğer müzik türleriyle ilişkisine kadar birçok konuda yaşadığı dönemin de etkisiyle değişimi ve yeniliği savunmuş ve bu görüşlerini tatbik etmiştir. Rehber-i Musiki adında bir metot kitabı yazarak müzikte geleneksel (meşk yoluyla) eğitimin dönemin ihtiyaçları doğrultusunda yenilenmesi yolunda büyük bir adım atmıştır. 1908’in ardından esen
rüzgârla birlikte tek başına halka açık konser veren ilk musiki icracısıdır. Bugün elimizde olan ve Tanburi Cemil’e ait 140 civarı ses kaydının varlığı Türk Müziği’nde günümüze dek süren
icra üslubu ve geleneğinin omurgasını oluşturmuştur desek abartmış olmayız. İşte Mesud Cemil de babası gibi 20. Yüzyıl Türk Müziği’nin önde gelen icracıları arasında anılmaktadır.
İstanbul Radyosu’nun ilk müdürüdür, ustalık düzeyinde tanbur ve viyolonsel icracısıdır. Nâzım’ın Kemal Tahir’e yazdığı mektuplardan birinde Mesud Cemil hakkındaki şu görüşleri
bestecinin yazının ilerleyen kısımlarında bahsi geçecek olan Nâzım şiirlerinden bestelediği şarkıları da tanımlar niteliktedir:

“Radyoda, Yurttan Sesler saatiyle, Klasik Türk Musikisi’ni, Mesud Cemil’in bu iki himmetini, ciddiyetle takip et. Modern teknikli Türk müziği, operası filan bence bu kaynaklara
dayanmalı. Bu hususta Mesud Cemil’e de bir mektup yolladım. Seninle de konuşacağım daha…”(5)

Genç Nâzım’dan Tanburi Cemil’e Mersiye: “Cemil Ölürken”

Bugüne dek Tanburi Cemil Bey hakkında yazılmış en kapsamlı eser, oğlu Mesud Cemil’in 1947 baskılı “Tanburi Cemil Bey’in Hayatı” başlıklı kitabıdır. Geçtiğimiz yılın sonunda
Hüseyin Kıyak’ın derlemesiyle yayınlanan “Yüzyıllık Metinlerle Tanburi Cemil Bey” kitabında yer alan ve titiz bir arşiv taramasıyla elde edildiği belli olan belgeler ise bu kapsamı
bir adım öteye taşıyor. (6) Kitapta 1920 senesinde yani Tanburi Cemil Bey’in ölümünün dördüncü yıl dönümünde Kadıköy’deki zamanın Apollon Tiyatrosu’nda (bugün bu tiyatronun
yerinde Reks Sineması bulunmaktadır) düzenlenen bir anma konserinin broşürü yer alıyor.

Ali Rıfat Çağatay’ın konuşmasıyla açılan program Nihavend, Ferahnak, Tahir buselik ve Hicaz fasıllarının ardından Nâzım’ın Tanburi Cemil’in ölümünden etkilenerek yazdığı “Cemil Ölürken” başlıklı şiirini bizzat kürsüden okumasıyla devam ediyor. Konserin ardından Alemdar gazetesinde çıkan Refi Cevad Ulunay imzalı yazıda söz konusu şiire “Refik-i şefikim Hikmet Nâzım Bey’in mahdumu Nâzım Hikmet’in Cemil merhum için inşat eyledikleri şiirden dolayı kendisini tebrik ederim. Bu güzel şiirleri aynen koyuyorum:” ifadeleriyle yer veriliyor:

-Mesud Cemil’e-

Cemil Ölürken

Elâ gözleri dalgın, geniş alnı sararmış,
Bir san'atkâr hastadır, Cemil hasta yatıyor.
Odayı bir mâtemin görünmez rengi sarmış,
Başında duranların kalbi yorgun atıyor.
İnce parmaklarını ıslattı gözyaşları,
Odanın sükûnunda hıçkırıklar inledi,
Hastanın yavaş yavaş çatılarak kaşları,
Sanki derinden gelen bir sadâyı dinledi.
Mukaddes elemini andı bir kerre daha;

Uzak serviliklere çevirerek yüzünü.
Âh! Ey gafil fanîler, iman edin Allah'a!
Bir ilâhi ruhun da geldi işte son günü.
Çok kudretli oluyor bir dehânın gurûbu.
Ecel, O'nun yanına sen de el bağlayıp gir!..
Nefesinle titreyen fanilerden değil bu,
Ölmeyen bir san'atkâr ölüm döşeğindedir.
Gökler geri alıyor yeryüzünden sesini.
Şimdi geniş alnında ebedin gölgesi var!
Başında ağlayanlar sonuncu bestesini,
Ağır ağır kapanan gözlerinden duydular!..

Nâzım bu şiiri okuduğu sırada sene 1920’dir ve Marksist dünya görüşünü benimsemesi “19 Yaşım” şiirinden de anlaşılabileceği gibi 1921 dolaylarındadır. Ancak yukarıdaki şiirin dizelerinde de fark edilebilen bu durum Nâzım’ın Cemil Bey’in plaklarında işittiği müzikten fazlasıyla etkilenmiş olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Diğer yandan ise şairin Mesud Cemil’e atfettiği şiirin süregelen ve ileride de sürecek olan dostluklarının çimentosu olduğu açıktır.

Cemil Ölürken şiiri udi ve bestekâr Cinuçen Tanrıkorur tarafından 1991 senesinde bestelenmiştir. (7) Sanatçının ölümünün ardından çekilen bir belgeselde kürdilihicazkâr makamında ve mersiye formunda bestelenen eserin kısa bir bölümü Tanrıkorur’un icrasından dinlenebilmekte (8) ise de belgeselin çekimi sırasında kaydedilip bir kısmının yayınlanmasının tercih edildiği anlaşılan bestenin başka bir icrasına ise rastlanmamaktadır.

Nâzım ve Sinema

Nâzım Hikmet’in Türk Müziği repertuarında yer eden en bilindik eserlerinin bugüne ulaşmasında büyük oranda sinemaya dönük ilgisi rol oynamıştır. Sanatsal açıdan çok yönlü bir insan olan Nâzım’ın dört civarı sinema filmini bizzat yönettiği ve onlarca filmin senaryosunu yazdığı veya yardımcı yönetmenliğini yaptığı bilinmektedir (9). Hatta bugün kayıp olan “Güneşe Doğru” filminde dönemin önde gelen Türk Müziği icracıları Safiye Ayla, Bayan Nergis (Neyyire İpekçi), Fahire Fersan ve Refik Fersan müzikleriyle, Neyzen Tevfik (Kolaylı) ise bizzat oyuncu olarak yer almışlardır. Filmi bugün izleme şansımız bulunmadığı için icra edilen şarkılara veya şarkılarda Nâzım’ın dizelerinin kullanılıp kullanılmadığına dönük ne yazık ki bir şey söyleyemiyoruz. (10)

 

“Modern teknikli Türk Müziği”

Nâzım Hikmet’in Mesud Cemil ile olan dostluğunun en güzel ürünleri Muhsin Ertuğrul yönetmenliğinde çekilen filmler sayesinde ortaya çıkmıştır. Nâzım Hikmet’in senaryosunu yazdığı filmlerin sözleri de kendisine ait olan müzikleri Mesud Cemil tarafından bestelenmiştir. Bunlardan ikisi ‘Mineli Kuş’ filmi için Münir Nurettin Selçuk’un plağa okuduğu iki şarkıdır: Nihavend makamındaki “Kanatları Gümüş Yavru Bir Kuş” ve Hicaz makamındaki “Martılar Ah Eder”.

https://www.youtube.com/watch?v=7eNrUN0w8gE

Kanatları gümüş yavru bir kuş
Gemimizin direğine konmuş
Dağlara çıkma karadeniz
Yavrudur yârim uçamaz bensiz

Bir yârim var bu yavru kuş gibi
Yârim yüreğime konmuş gibi
Dağlara çıkma karadeniz
Yavrudur yârim uçamaz bensiz

Adı geçen şarkıların her ikisi de plağa okundukları dönemde ilgiyle karşılanmalarından dolayı bilinmekte ve günümüzde de icra edilmektedirler. Şarkılarda göze çarpan ilk olgu yukarıda bahsi geçen ve Nâzım’ın büyük bir isabetle övdüğü Mesud Cemil’in “modern teknikli Türk Müziği”nin kaynağını oluşturmaya muktedir örnekler sunuyor olmasıdır. Bu iki şarkı, Klasik Türk Müziği’nde görülen beste anlayışının dışında ancak makamsal omurgasını yitirmeyen nadir rastlanan türde eserlerdir. Mesud Cemil’in beste tekniğindeki modern üslubuna yine alışılmış hanende okuyuşunu modernize eden Münir Nurettin gibi bir sanatçının eşlik etmiş olması ise tesadüf değildir:

“Münir Nurettin Selçuk musikiye sade, “düz” okuyuşu getirmişti. Ondan önceki hanendeler “gırtlak nağmesi” denilen gırtlak süslemelerini bolca kullanma alışkanlığındaydılar… Münir Nurettin Selçuk gırtlak nağmelerini büyük ölçüde düzleştirdi, “temizledi”… Mesud Cemil’in “toplu okuyuş”a getirdiği, ilkin radyoda uygulanan “koro” üslubu birçok yönden, Münir Nurettin’in getirdiği yeniliklerle paralellikler gösterir.” (11)

https://www.youtube.com/watch?v=6MOiFqY3tII

Martılar ah eder, çırparlar kanat
Deryalar açılır, kat kat
Gayri beklemeye kalmadı tâkat
Görünsün karşıdan İstanbul şehri

Dalgalar yar beller, kopar kıyamet
Deryayı kan eder, kan eder hasret
Gayri beklemeye kalmadı tâkat
Görünsün karşıdan İstanbul şehri

Bir Tane Daha Var: “Göz Bakar Konuşmadan”

Yukarıda bahsi geçen ‘Mineli Kuş’ filminin yanında yine Muhsin Ertuğrul’un yönetmenliğini, Nâzım Hikmet’in senaristliğini ve Mesud Cemil’in müziklerini yaptığı bilinen bir film olan ‘Cici Berber’ filmi için de Nâzım’ın sözleri ve Mesud Cemil’in bestesiyle hayat bulan bir eser daha var: “Göz Bakar Konuşmadan”. Ancak bu eser plağa okunmadığı ve neredeyse hiç icra edilmediği için diğerleri gibi bilinmemektedir. Murat Bardakçı, ‘koleksiyonerliğinden gelen yetkiye dayanarak’ önce 1990’larda yazdığı iki yazısında şarkının Mesud Cemil’in el yazısıyla yazılmış olan notasını yayınlamış 12 13 sonra 2000’lerde sunduğu bir televizyon programında şarkıyı icra etmeye çalışmıştır. 14 Cici Berber filmi de bugün elimizde olmadığı için şarkının o dönemde nasıl icra edildiğine veya icra edilip edilmediğine dair bir şey söyleyemiyoruz. Ancak notaya bakıldığında önceki iki şarkıda görülen üslubu duyumsamak pekâlâ mümkündür.

Son olarak, bu yazının küçük bir de hediyesi olacak.

Büyük şairi ve mücadelesini saygı ve coşkuyla andığımız bugünlerde “Göz Bakar Konuşmadan” şarkısının icrasının çoğalmasına katkıda bulunmak amacıyla Bardakçı’nın yayınlamış olduğu iki nota örneğinden faydalanarak bahsi geçen şarkının notaları dijital ortamda yeniden yazılmıştır. Notalarının dijital hali ilk defa aşağıda yayınlanan bu yarı-kayıp şarkı umarım ki Nâzım dostu müzisyenlerin de desteğiyle sesine ve icrasına kavuşur. (15)

Çok yaşa Nâzım!

Not: Notanın dijital ortama aktarılmasındaki yardım ve düzeltmeleri için Ruhan Alpaydın’a teşekkürlerimi sunarım.

1 Hikmet, Nâzım (2015). Piraye'ye Mektuplar. İstanbul: YKY. Sayfa 343
2 Hikmet, Nâzım (2010). Memleketimden İnsan Manzaraları. İstanbul YKY. Sayfa 86.
3 Peşrevler, Türk Müziği fasıllarının başında çalınan ve sözsüz olarak bestelenmiş eserlerdir.
4 Hikmet, Nâzım (2010). Memleketimden İnsan Manzaraları. İstanbul YKY. Sayfa 179.
5 Hikmet, Nâzım (1993). Kemal Tahir’e Mapusaneden Mektuplar. Adam Yayınları. Sayfa 113.
6 Kıyak,Hüseyin (2017).Yüz Yıllık Metinlerle Tanburi Cemil Bey. Kubbealtı Yayıncılık.
7 Notası için: http://www.eksd.org.tr/bestecilerimiz/cinucen_tarikorur/kudilihicazkar_c...
8 https://youtu.be/62vy56HEgQQ?t=2m25s

9 http://www.azizmsanat.org/2016/07/25/Nâzım-hikmet-siirinde-sinematografik-dil-hakan-savas/
10 Film hakkında dönemin “Sinema Objektifi” isimli mecmuasında çıkmış bir tanıtım yazısı için (s.18):
http://sinematek.tv/wp-content/uploads/2015/01/sinemaobjektifi_3.pdf
11 Aksoy, Bülent. (2008). Geçmişin Musıki Mirasına Bakışlar. Pan Yayıncılık. (s. 196)
12 Bardakçı, M. "Mineli Kuş"un kanat sesi, Mesud Cemil ve Nâzım... Show Dergisi: https://goo.gl/tUktJu
13 Bardakçı, M. “Her şeyiyle Müzisyendi Mesud Cemil”. Show Dergisi: https://goo.gl/zuYcHU
14 Murat Bardakçı ve Dilek Türkan tarafından icra edilmeye çalışılan “Göz Bakar Konuşmadan” şarkısı:
https://www.youtube.com/watch?v=vI6jlEoEZuE
15 “Göz Bakar Konuşmadan” notasının PDF versiyonu için: https://goo.gl/ttzx9z