Psikiyatrist Cem Taylan Erden: Çocukları cinsel istismardan korumak için daha fazla aydınlığa ihtiyaç var

Psikiyatrist Cem Taylan Erden: Çocukları cinsel istismardan korumak için daha fazla aydınlığa ihtiyaç var

Haber Merkezi
28/06/2016 Salı

Gerici ideolojinin çöküşü en son Ensar Vakfı’nda yaşanan taciz vakası ve hükümetin yaşananları sümen altı etme çabasında görülmüştü. Tecavüzcüleri koruyan AKP, istismarın araştırılmasına bile izin vermemişti. Büyük tepki çeken bu olay sonrası gerici saldırıya karşı aydınlık mücadelesi verenler çoğalıyor.

Dünyayı Verelim Çocuklara bloğumuzun yazar kadrosuna yeni katılan Psikiyatri Uzmanı Dr. Cem Taylan Erden ile geçtiğimiz aylarda Van’daki okullarda öğretmenlerle yaptığı “Çocuklarımızı cinsel istismardan nasıl koruruz?” başlıklı toplantılarla ilgili bir söyleşi gerçekleştirdik.

Erden, "Çocuklarımızı istismardan korumak için daha fazla aydınlığa ihtiyacımız var" diyor.

Öncelikle merhaba ve eline sağlık. Böyle bir çalışmanın ihityacı nasıl doğdu? Okullara giderken aklında ne vardı?

Bu söyleşi için teşekkür ederim. Çocuk cinsel istismarı ile ilgili olayların ve bu konudaki çalışmaların basında yer almasını çok önemsiyorum. Kişisel deneyimim basında çıkan bu tür haberlerin kişilerin kendi çocukluklarında yaşadıkları travmaları konuşmasını ve yine kişilerin çevrelerinde olup biten travma olaylarına müdahale etmesini kolaylaştırdığı yönünde. Umarım bu konu daha çok tartışılır, yazılıp çizilir.

Çünkü ülkemizde her iki çocuktan biri her türden istismara uğruyor. Bu rakam Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın verisi. İstismarın farklı türleri var. Ülkemizde bir milyon çocuk işçi var, bu çocuk istismarıdır. Ülkemizde 4+4+4 ten sonra okula gönderilmeyen binlerce çocuk var, evlendirilen yüzbinlerce kız çocuğu var bunlar hep çocuk istismarı. Cinsel istismarda da rakamlar vahim. Her üç kız, her beş erkek çocuğundan birinin yaşamları boyunca en az bir kez cinsel istismara uğradığı bildiriliyor. Ülkemiz bu konuda maalesef dünya üçüncüsü.

Benim bu alanda çalışmaya başlamam toplumumuzda ciddi bir kırılma yaratan Ensar Vakfı olayı ve sonrasında Van’daki okullarda art arda patlayan cinsel istismar vakaları ile oldu. Van’daki bir olayda canla başla istismara uğrayan çocuk için mücadele eden bir öğretmenin çabası beni de tetikledi. Muayene odası dışında da yapabileceğim bir şeyler olduğunu düşündüm.

Peki, bu toplantıları nasıl organize ettin? 

Ben Van’da özel muayenehanemde çalışıyorum ve istismara uğramış kişilere ücretsiz ruh sağlığı hizmeti sunmaya çalışıyorum. Ama bu yeterli değil. İstismarı hiç oluşmadan engellemek, erken dönemde müdahale etmek ve çocuğu korumak gerekiyor. Bu nedenle bu konuda muayene odasından çıkıp sahaya inmek gerektiğini düşündüm. Önce bu konuda yapılmış çalışmaları inceledim ve bir takım ortak sonuçların olduğunu gördüm. Psikiyatrist Deniz Arık Binbay ve Gülperi Putgül’ün SoL Portal’da yayınlanan ‘Dünyayı Verelim Çocuklara’ bloğundaki yazıları da epeyce işime yaradı. Özellikle ülkemizde yapılan çalışmalardan çıkardığım sonuçlarla bir sunum hazırladım ve sosyal medyadan öğretmenlere bir çağrı yaptım.

Cinsel istismar söz konusu olduğunda pek çok özne işin içine giriyor. Sosyal hizmet uzmanları, avukatlar, sağlıkçılar… Ama sen çağrını öğretmenlere yapmışsın. Peki, neden sadece öğretmenler?

Çünkü öğretmenler bana göre bu konudaki en kritik halka. İstismar olguları genellikle fark edilmez, fark edilenlerin çoğu da resmi makamlara bildirilmez. Bildirimlerin en sık okullardan yapılması, öğretmenlerin çocukla en çok zaman geçiren profesyoneller olması, çocukları akranlarıyla kıyaslama şanslarının olması gibi nedenlerle ve çocuklardaki davranış değişikliklerini gözleyebilmeleri nedeniyle öğretmenler kritik halka. Çocuk için rol modeli oluşturuyorlar ve çocuğun özellikle evde yaşadığı istismarı anlatabileceği kişi de öğretmeni olabiliyor. Benim ilk elden ve topluca ulaşabileceğim ve işbirliği yapabileceğim grup da öğretmenlerdi. Ve bir öğretmenin bir istismar olgusunda çocuğun tüm resmi süreçlerden korunmasında ne kadar önemli bir rol oynadığını gördüğüm için de öğretmenlerle çalışmam ve onları desteklemem gerektiğini düşündüm.

Sonuçta ben bir erişkin psikiyatri uzmanıyım. Bu alanda çocuklarla değil de erişkinlerle çalışmamın daha uygun olacağını da düşündüm.

Katıldığın okul toplantılarında öğretmenlerin tepkileri nasıldı?

Öğretmenlerin büyük çoğunluğu ilgiyle katıldı, toplantılar benim açımdan da gayet öğreticiydi. Amacım zaten öğretmenlere salt bilgi vermek değildi. Çünkü ülkemizde yapılan çalışmalarda da öğretmenlerimizin bu konuda bilgi eksikliği yaşamadığı tespit edilmiş. Sorun daha çok bu türden durumların farkına varma ve olaya müdahale etme konusunda yaşanıyor. Ben bu konunun öğretmenlerin hep birlikte bulunduğu bir ortamda tartışılmasının aralarındaki dayanışmayı ve konuya müdahale etme cesaretlerini arttırması yönünde bir katkıda bulunacağını umdum. Zaten çağımızda sorun bilgiye ulaşmaktan çok bilgiyi cesurca hayatımıza geçirmekte.

Muhafazakâr ahlakın çöküşü cinsel istismar vakalarındaki artışla kendini iyice göstermeye başladı. Aile içindeki istismara ek olarak özellikle okullarda istismar vakaları sık yaşanıyor. Pek, toplantılar süresince okul idarelerinden herhangi bir tepki ile karşılaştın mı?

İki ayda ondan fazla okulda, beş yüze yakın öğretmenle toplantı yaptım. Benimle temasa geçen duyarlı öğretmenler okullarındaki idareyle ve diğer öğretmen arkadaşları ile konuşup toplantıları organize ettiler. Sadece birkaç okulda öğretmenlerin talebine idare “bizim okulda olmaz öyle olaylar” diyerek olumsuz yanıt verdi. Diğer okullarda idareciler toplantıları kolaylaştırmak için çaba gösterdiler.

Öğretmenlerin konuyla ilgili tutumlarına dair bir anket çalışması da yaptım. Sonuçlarını belki sonra yeniden konuşuruz ama gözlemlediğim şey öğretmenlerin bu konuda oldukça yalnız ve çaresiz hissettikleriydi. Cinsel istismar her açıdan zor bir konu. Doğrudan ifade edilmediği için fark edilmesi zor, fark edildiğinde olası sosyal sonuçları açısından bildirimi zor, bildirildiğinde resmi süreçleri yaşamak zor. Tüm bu zorluklarla öğretmenlerin tek başlarına mücadele etmeleri beklenemez. Ben de ısrarla bunun altını çizmeye çalıştım. Bu konuda çalışan başka devlet kurumları da var. Onların sürece müdahale etmeleri için ciddi bir basınç uygulamamız gerekiyor. Özellikle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bu konuda ciddi sorumluluk almalı. Öğretmenlerin bu anlamda resmi kurumlara güveni az ve yeterince desteklenmediklerini ifade ediyorlar. Eski bakanın Ensar Vakfı olayındaki tutumu da bu güvensizliği oldukça arttırmış durumda.

Okullarda yaşanan cinsel taciz vakaları ve bunların sıklığı ebeveynlerin okula/öğretmene olan güvenini de sorgulamaya yol açtı. Saygın bir meslek grubu olan öğretmenlik gerici-sapkın kişiler elinde itibar kaybediyor. Ensar Vakfı’nda yaşanan istismar sonrası ise anne-babaların kaygısı iyice arttı. Peki, sen bu olayın öğretmenler üzerindeki yansımasını nasıl gözlemledin?

Öğretmenler okullarda yaşanan cinsel istismar olaylarından oldukça rahatsızlar. Artık çocuklara nasıl davranacaklarını bilemediklerini ve öğrencilerine dokunmaktan kaçındıklarını söylediler. Bu konuda zorlandıkları açık ama geldiğimiz noktada erişkinlerin özellikle de çocuklara rol model olan öğretmenlerin, çocukların fiziksel alanını tanıma ve bu alanı koruma eğitimlerine katkıda bulunmaları kaçınılmaz. Bu ödememiz gereken kültürel bir bedel.

Birkaç okulda toplantı sırasında Ensar Vakfı olayına atıf yapmam tartışma konusu oldu. Ama genelde toplantıya katılan diğer öğretmenler gereken cevabı verdiler. Kim ne derse desin bana göre Ensar Vakfı olayı bu alanda bir kırılma noktası. Tıpkı kadına yönelik şiddet olaylarında Özgecan cinayetinin toplumsal hafızada edindiği yer gibi, Ensar Vakfı olayı da çocuğa yönelik cinsel istismarın sıradanlaştırılması, önemsizleştirilmesi çabasının çarptığı ve tuzla buz olduğu duvar oldu. Bu konuyla ilgili “ama” ile başlayan hiçbir cümlenin gerisini dinlememek gerekir diye düşünüyorum.

Bu noktadan hareket edersek aydınlanmanın çocuğa yönelik cinsel istismar bağlamında önemi nedir?

Toplumların uygarlık düzeyi çocuklarına nasıl davrandıkları ile ölçülür. Çocuklarını travmatize ederek büyüten toplumların kendilerini tüketmekten başka sonları yoktur. Aydınlanma bana göre çocukların çocukluk hakları ile sağlıklı büyütülmesidir. Çocuklarımızı istismardan korumak için daha fazla aydınlığa ihtiyacımız var.