Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu nedir, ne değildir?

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu nedir, ne değildir?

Gülperi Putgül Köybaşı/ Psikiyatrist
01/02/2016 Pazartesi

Kıpır kıpır, “dur”dan anlamaz çocuklar vardır mutlaka etrafınızda. Belki de siz, “bu çocuk hiperaktif” diyenlerle mücadele halindeki anne babalardansınız. Dikkat eksikliği mi hiperaktivite mi? Biri olmadan diğeri olur mu? Sadece hareketli bir çocuğu nasıl ayırt edeceğiz? Çocukta başka bir sorun olabilir mi? Öğretmenlere ve doktorlara güvenmeli miyiz? Küçücük çocuklara ilaç verilir mi? İlaçlar çocukta bağımlılık yapar mı? Bu hafta dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna (DEHB) değineceğiz ve kafalara takıldığını düşündüğümüz sorulara yanıt vermeye çalışacağız.

DEHB, son yıllarda hekimler tarafından daha iyi tanınan ve üzerinde pek çok araştırma yapılan bir hastalık. Nörogelişimsel ve genetik temeli olduğu düşünülen hastalığın sıklığı ise %5-10. Yani bir sınıfta en azından bir DEHB tanılı çocuk olma olasılığı var.

Pek çok kişi sadece hareketli çocukların bu tanıyı aldığı gibi yanlış bir bilgiye sahip. Aslında hastalık üç bileşenden oluşuyor. Dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik. Bazı çocuklarda dikkat eksikliği ön plandayken bazılarında hareketlilik ve dürtüsellik ön planda olabilir. Dikkat eksikliğinden kastımız, belli bir konu üzerinde dikkatini sürdürememe, ilginin kolayca başka bir şeye kayması, dalıp dalıp gitmeler, eşyalarını ve ödevlerini unutma gibi belirtiler. Hiperaktivite, yaşıyla uyumsuz, amaçsız ve hedefsiz bir aşırı hareketlilik durumuna denir. Dürtüsellik ise, kendini kontrol etme güçlüğü, kuralları umursamama, sıra bekleyememe gibi davranışları içerir. Bunları sağlıklı bir çocuktan ayırt ederken, belirtilerin ara sıra değil sürekli gözlenmesi ve çocuğun işlevselliğini bozacak nitelikte olması dikkate alınır. Yani DEHB si olan çocuk yaşından beklenen pek çok etkinliği tamamlamakta güçlük çeker.

DEHB si olan çocukların çoğu okul öncesi dönemde “yaramaz ” olarak değerlendirilerek idare edilirler.  Sıklıkla ailenin kontrol edemediği durumlarda okul öncesi doktora başvuru oluyor. Ancak belirli bir düzen ve kuralların olduğu okul dönemi başladığında bu çocuklar zorlanmaya başlıyorlar. Deneyimli öğretmenlerin DEHB çocukları fark etmesi çok zaman almıyor. Tabii ki burada son dönemde eğitim sistemimizdeki değişikliklerin kafa karıştırıcı etkisini belirtmeden geçemeyiz. Henüz 5 yaşındaki çocukların kalabalık sınıflarda eğitim alabileceğine dair bir beklenti gerçeklikten oldukça uzak. Bu yaş grubu çocuklar zihinsel olarak gelişkin olsa bile henüz oyun çağında olduğundan uzun süre bir sırada oturamazlar. Öğretmenler çaresiz, yorgun ve tükenmiş durumdalar. Düzeni bozan daha fazla sayıdaki çocuğa yetişemiyor ve doğal olarak birileri bu çocukları yatıştırsın istiyorlar. Doktora başvurup çocuğuna rapor almak isteyenlerin sayısı giderek artıyor. Zaten tartışmalı olan sistemin yanlışlarının hekimler tarafından düzeltilmesi bekleniyor. Oyun çağındaki pek çocuk ya “okula hazır değildir” raporu almak ya da hiperaktif olup olmadığının anlaşılması için hastane koridorlarında bekleşiyor.

Çocuklarda DEHB düşündüren belirtiler başka hastalıkların habercisi de olabildiğinden mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir. Pek çok fiziksel hastalık (işitme-görme kusuru, epilepsi gibi) ve ruhsal hastalık (depresyon, kaygı bozukluğu, özel öğrenme güçlüğü gibi) DEHB ile karışabilir. Çocukluk çağındaki depresyonda ilgi kaybı, akademik başarıda düşme, hırçınlık gibi belirtiler olur ki bunlar DEHB belirtilerine benzer. Bazı durumlarda ise aile içinde yaşanan olumsuz olaylar çocukta uyum sorunları olarak kendini gösterir. Bu nedenle çocuğun çok yönlü değerlendirilmesi ve anne babadan ayrıntılı bir öykü alınması önem taşır.

DEHB’ de kesin tanı koydurucu bir yöntem maalesef yok. Ailenin verdiği öykü, çocuğun muayenesi ve öğretmenin gözlemleri ile hekim bir kanaat oluşturur. 6 yaşından küçük çocuklarda mecbur kalmadıkça ilaç tedavisine başvurulmaz. Ancak 6 yaşından sonra sıklıkla uyarıcı ilaçlar kullanılır. Kırmızı reçete ile alınabilen bu ilaçlar ailelerde haklı bir endişe kaynağı. Ancak yapılan araştırmaların sonuçları çocukluk çağında kullanılan uyarıcı ilaçların bağımlılık yapmadığını gösteriyor. İlaçların olası yan etkileri nedeniyle düzenli doktor kontrolü altında kullanılması önerilir. İlaçlar tek başına tedavide yeterli değil. Anne baba ve çocukla yapılacak görüşmeler tedavinin önemli bir ayağını oluşturur. Kısaca bahsetmek gerekirse anne babalara çocukla birlikte kısa süreli ve hedefi belirli etkinlikler önerilir (ödevler de bu şekilde yapılır). Çocuğa karşı eleştirel değil cesaretlendirici olunması önemli. Sürekli uyarmak yerine model olmak önerilir. Televizyon ve bilgisayarın yerini dikkati arttırmaya yönelik birlikte oynanacak oyunlar almalıdır.

Peki, DEHB tedavi edilmezse ne olur?

Ergenlik dönemiyle birlikte hareketlilik ve dürtüselliğin düzelmesi beklenir. Dikkat eksikliği en geç düzelen belirtidir ve erişkin dönemde de devam edebilir. DEHB’ si olan çocukların etkinliklerde yaşıtlarına göre çok daha fazla efor sarf etmek zorunda kaldığı biliniyor. Özellikle ders dinlemek, ödev yapmak gibi daha fazla dikkat gerektiren işlerde. Bu durum çocuk için oldukça yorucu ve can sıkıcıdır. Çocuklar sıklıkla çok zorlandıkları için bu görevlerden kaçınırlar. Televizyon seyretmek ya da bilgisayarda oyun oynamak gibi daha az dikkat gerektiren ve uyarıcı etkinlikleri tercih ederler. Çocuk ayrıca öğretmeni tarafından sürekli uyarı almak, arkadaşları tarafından dışlanmak, etiketlenmek gibi güçlüklerle de baş etmek zorunda kalır.

Bir tarafta sistemin ve zor çalışma koşullarının dayattığı hızlı tanı koyma ve hastalık üretme hali, bir tarafta ise gerçekten yardıma ihtiyacı olan çocukların sırf güvensizlik ve damgalanma korkusuyla tedavi alamaması. DEHB, ne aceleyle konacak bir tanı ne de ihmal edilebilme lüksü olan bir hastalıktır. Doğru tanı almış pek çok çocuğun yaşamı, tahmininizden çok daha fazla kolaylaşmaktadır.

Katkı ve öneriler için; [email protected]