Yarı sömürge ekonomisinin Küba devrimine mirası

Kübalı devrimciler, sosyalist kuruluş sürecini Sovyetler Birliği ya da Doğu Avrupa ülkelerindeki gibi savaş sonrası yıkım koşullarında olmasa bile, geri kalmış bir yarı sömürge ekonomisinin derin sefalet şartlarında başlatmak zorunda kaldılar. Küba devriminin devraldığı mirası hatırlamak hem sosyalizmin kazanımlarının hakkını vermek, hem de bu kazanımların elde edilmesi ve korunması sürecinde yaşanan iniş çıkışları anlamak açısından önemli.
Çarşamba, 20 Ekim 2010 05:02

Devrimi mümkün kılan koşullar ile sosyalist kuruluşu “kolaylaştıran” nesnellik, daha önceki sosyalist devrim deneylerinde olduğu gibi Küba’da da örtüşmedi.

Devrim yine zincirin zayıf halkasında gerçekleşti. Zayıf halka olmak, sosyalist kuruluşta yaşamsal önem taşıyan sermaye birikimi, sanayi altyapısı, bağımlılık durumu, işgücü gelişkinliği ve benzeri unsurlardan yana hiç de şanslı olmamak anlamına geliyordu. Devrimin gerçekleştiği 1959 yılının hemen öncesinde Küba ekonomisine bakan biri, tüm bu kritik unsurlar açısından Küba’nın cehennem görüntüsünde olduğunu kolaylıkla saptayabilirdi.

Her şeyden önce Küba ekonomisi tümüyle ABD’nin hakimiyeti altındaydı. Ülkede sanayi yok denecek kadar geri düzeydeydi. Ekonomi hemen hemen tümüyle tarıma, tarımda tek ürün (şeker kamışı) yetiştiriciliğine ve bu da yetmezmiş gibi tek bir ihracat pazarına (ABD) bağımlıydı. Yabancı sermaye egemenliğindeki ekonomide yaratılan katma değerin büyük bir kısmı kâr transferleri yoluyla yurt dışına çıkartıldığı için ülkede yeni yatırımlara yönelik herhangi bir birikim mevcut değildi. Derin yoksulluk ve işsizlik koşullarında yaşayan işçi ve köylü kitleler, ülkenin vasıfsız ve ucuz işgücü ordusunu oluşturuyordu.

Yüz yıllar süren sömürge hakimiyetinin ardından gelen kapitalizmin yarattığı bu katmerli geriliğe daha yakından bakalım.

Tarım’da tek ürüne ve ABD’ye bağımlılık
Küba’da tarımsal yapı, 19. yüzyılın sonlarına dek diğer pek çok Latin Amerika ülkesinden farklı bir seyir izledi. Latin Amerika’nın önemli bir kısmında tarım büyük toprak sahiplerinin hakimiyeti altında iken, Küba’da tarım sektörü ağırlıklı olarak küçük ve orta ölçekli aile çiftliklerinden oluşuyordu.

Bu yapının ayırt edici özelliklerden birisi, tarımsal ürün çeşitliliğiydi. Şeker kamışı yetiştiriciliği uzun süredir önemli tarımsal faaliyet alanlarından biri olmakla birlikte tarımsal üretimi domine etmiş değildi. Tarımsal ürün çeşitliliğinin ardında yatan neden, kırsal nüfusun çoğunlukla dağınık ve birbirinden görece yalıtık bölgelerde yerleşik olması ve kendi kendine yeterlilik için gerekli çeşitlilikte üretim yapmak mecburiyetinde olmasıydı.

Küba’nın 1899 yılında İspanya’dan bağımsızlığını ilan etmesinin ardından adaya gerçekleşen ABD müdahalesi, ülkedeki tarımsal yapıyı tümüyle değiştirdi.

Bağımsızlık Savaşı’nın sona ermesinden sonra ülkeye akın eden ABD’li sermayedarlar çıkarlarıyla uyumlu olmayan bu parçalı yapıyı hızla dağıtarak tarım arazilerinde belirgin bir tekelleşme eğilimi yarattılar. Amaç, ucuz işgücü cenneti olan bu ülkede geniş araziler üzerinde kârlı şeker kamışı plantasyonları kurmaktı. Savaş boyunca zarar gören ekonominin zayıflığından faydalanıldı ve geniş tarım arazileri çok ucuz fiyatlara satın alındı. Diğer yandan, ülkenin orta ve doğu bölgelerindeki tarıma açılmamış bakir topraklar ABD’li şirketler tarafından yok pahasına kapatıldı.

Tarımdaki tekelleşme eğilimi küçük ve orta ölçekli işletmeleri tümüyle ortadan kaldırmasa bile büyük çoğunluğunu mülksüzleştirdi ve tarım sektöründe keskin bir kutuplaşma yarattı.

1946’da yüzölçümü 10 hektarın altında olan 62.500 çiftlik, toplam tarımsal arazinin yüzde 3,2’sini kapsarken yüzölçümü 500 hektarın üzerinde olan 2.336 çiftlik, tarımsal arazinin yüzde 47’sini kapsıyordu. (1) 1958 yılına gelindiğinde ise toprakların yüzde 73,3’ü, nüfusun yüzde 9,4’ünün elinde toplanmıştı. (2)

Şeker kamışı plantasyonlarının yaygınlaşması yalnızca tarımsal mülkiyet yapısını değiştirmekle kalmadı, ekonominin genel karakterini de yeniden şekillendirdi.

Şeker üretimine verilen ağırlık nedeniyle ülke ekonomisi fazlasıyla ihracata bağımlı hale geldi çünkü şeker üretimi aslen ihracata yönelik olarak yapılıyordu. 1940-49 döneminin çoğunluğunda ulusal gelirin yaklaşık yüzde 40’ını ihracat gelirleri oluşturuyordu. (3) İhracata bu denli bağımlı olmak, benzer büyüklük ve yapıdaki yarı sömürge ekonomileri arasında bile sık rastlanan bir durum değildi. İhracata bu derece bağımlılık, yabancı gümrük tarifelerindeki ve kotalardaki değişiklikler, yabancı piyasalardaki dalgalanmalar ve uluslararası istikrarsızlıklar karşısında ciddi gelir düzensizliklerine yol açıyordu.

İhracatın ağırlıklı olarak tek kalemden oluşması ve tek bir pazara yönelik olması bağımlılığı daha da katmerli hale getiriyordu. 1940’ların sonlarında şeker ihracatı, toplam ihracatın yüzde 86’sını oluşturuyordu ve bunun da yüzde 80’i ABD’ye sevk ediliyordu. (4) Hasadı etkileyebilecek herhangi bir sorun ya da ABD’nin emperyal kaprisleri karşısında Küba’nın eli kolu tümüyle bağlıydı.

Tarımsal faaliyetin tek ürüne yoğunlaşması, ülkedeki gıda üretimini de olumsuz yönde etkiliyordu. Ülke açıkça kendini besleyemez durumdaydı. Bu da bir başka bağımlılık kanalı yaratıyordu. Ülkede tüketilen gıdanın çoğunluğu ABD’den ithal ediliyordu.

Şeker üretimine verilen ağırlık ekonomide büyük bir asimetri yaratmıştı. Banka kredilerinin yüzde 43,1’ini şeker üreticileri alıyordu. (5) Ülkenin ulaşım altyapısı bile şeker üretimine göre şekillenmişti şeker işletmecilerinin devlet demiryollarına ve limanlara bağlanan kendi özel demir yolları bulunuyordu.

Küba’da şeker üretiminin beraberinde getirdiği bir diğer olumsuzluk ise eksik istihdamdı. Şeker kamışı üretiminde çalışan işçilerin yalnızca 25.000’i yıl boyunca sürekli çalışırken yaklaşık yarım milyon mevsimlik işçi, hasatlar arasındaki sürelerde hayatta kalma mücadelesi vermek zorundaydı. (6) Bu durum aynı zamanda ülkedeki derin yoksulluğun en önemli nedenlerinden birini oluşturuyordu.

Sanayi ve hizmet sektörü
1952’de askeri darbeyle iktidara gelen Batista, madencilik, turizm, bayındırlık projeleri başta olmak üzere çeşitli alanlarda yabancı yatırımları teşvik etti. Küba, 1955 yılı itibariyle Latin Amerika’da doğrudan ABD yatırımları açısından üçüncü sırada geliyordu. (7) ABD’li yatırımcılar şeker üretimindeki hakimiyetlerinin yanı sıra telefon ve elektrik hizmetlerinin yüzde 90’ını, demiryollarının yüzde 50’sini ellerinde bulunduruyorlardı. (8)

Kübalı işçilerin yüzde 90’ından fazlası Küba’daki ABD’ye bağlı yan şirketlerde istihdam ediliyordu. (9) Bu şirketler donanım ve malzeme açısından ana şirkete bağımlı durumdaydı. Ağırlıklı olarak bu şirketlerde kullanılmak üzere Küba’ya ithal edilen makine ve teçhizat gibi sermaye mallarının yüzde 95’i, yedek parçaların yüzde 100’ü de yine ABD’den geliyordu. (10)

Ülkede sanayi son derece sınırlıydı. Şeker fabrikaları dışındaki sınai istihdam oranı, toplam işgücünün yüzde 10’undan azına tekabül ediyordu. (11) Ülkedeki küçük yerli üretici, yabancı rekabet karşısında hemen hiçbir korumaya sahip değildi. 1934 yılında ABD’yle yapılan ticaret antlaşmasıyla ABD mallarına getirilen gümrük tarifesi indirimleri karşısında bu üreticilerin yaşam şansı kalmamıştı.

Diğer yandan, ABD sermayesinin Küba’da hakimiyet kurduğu bir başka alan ise turizm sektörüydü. Küba’nın bir eğlence merkezi olarak Amerikan muhayyilesinde işgal ettiği egzotik yer eskilere dayanıyordu. 1920’li yılların başlarından itibaren Küba hükümetleri, ABD sermayesini ülkedeki turizm sektörüne çekmek için çeşitli girişimlerde bulundu.

Turizm sektöründeki “gelişme”, yolsuzluklarla el ele gidiyordu. Tümü siyahlara kapalı olan otel, kumarhane ve gece kulüplerinin inşaat işleri ve bunlar eşliğinde gelişen emlak sektörü sayesinde bazı şirket ve devlet kurumlarının isimleri yalnızca yolsuzluk ve skandallarla anılır olmuştu.

Küba Devlet Başkanı Menocal’in 1917 yılında kumarı yasal hale getirmesi ve 1919 yılında ABD’de alkollü içkinin yasaklanmasıyla birlikte, ABD mafyası Küba’yı kendisine üs olarak seçti ve Küba’daki turizm sektörü her türlü yasadışı mafyatik faaliyetin merkezi haline geldi.

Emekçi sınıfların durumu
Küba’da devrim öncesi sosyal göstergelere ilişkin pek az çalışma mevcut. Bununla birlikte, çeşitli araştırmalarda sıkça kullanılan üç temel kaynak (1946 yılına ait Ulusal Tarımsal Nüfus Sayımı, 1953 yılı Nüfus, Konut ve Seçmen Sayımı ve 1956-1957’de Katolik Birliği Üniversitesi (ACU) tarafından gerçekleştirilen ulusal araştırma), Küba’daki yarı sömürge ekonomisinin ülkedeki emekçiler için nasıl bir sefalet ortamı yarattığını göstermeye yetiyor.

1946 sayımına göre çalışma çağındaki nüfusun yaklaşık yüzde 35’i işsizdi. (12) Tarımdaki mevsimlik işçilik ve eksik istihdam oranlarının yüksekliği hesaba katıldığında, işsizliğin devrim öncesi Küba toplumunu tanımlayan en temel özelliklerden biri olduğu anlaşılıyor.

Devrim öncesi tarımda çalışan Kübalıların yalnızca yüzde 3’ü çalıştıkları toprağın sahibiydi ve kırsal nüfusun ortalama geliri, ABD’nin en yoksul eyaleti olan Mississippi’de kişi başına düşen gelirin sekizde birine denkti. (13)

1953 sayımına göre toplam kırsal nüfusun yüzde 43’ü okuma yazma bilmiyordu. Kırlarda yaşayan 11-24 yaş arası nüfusun yüzde 82’si hiç okula gitmemişti. Bu durum, kırsal yoksulluğun, çocukları okula gitmek yerine çalışmaya zorladığını gösteriyor. Aynı sayıma göre o sırada orta okulda okumakta olan 86.000 çocuğun yalnızca yüzde 4,7’si, üniversitede okumayı başaran 1.292 gencin yalnızca yüzde 2,4’ü kırsal alandan geliyordu. (14)

1958-1959 okul yılında Küba’da 7.567 okul bulunmakta olup bu okullarda toplam 17.355 kişi istihdam ediliyordu. Yani okul başına 2,3 çalışan düşüyordu. Hem kentlerde hem de köylerde beş sınıfın birden aynı anda aynı derslikte ders görmesi uygulaması yaygın bir uygulamaydı. (15)

1953 sayımına göre ülkedeki konutların yüzde 47’si (nüfusun yüzde 53’ü bu evlerde yaşıyordu) harap veya kötü durumda sınıflandırılmıştı ve bunların dörtte üçü kırsal bölgelerde bulunuyordu. (16)

Kırsal bölgelerde çoğunluk, bohío adı verilen ve Kolomb’un Küba’yı keşfettiği tarihlerde Kübalı yerlilerce kullanılan, yani en az beş yüz yıl öncesine dayanan kulübelerde yaşıyorlardı. Ahşap ve ağaç dallarından yapılan bu evlerin çatıları palmiye yapraklarından yapılıyordu ve zeminleri topraktı. 1953 sayımına göre kırsal alandaki evlerin yalnızca yüzde 2,4’ünde su tesisatı, yalnızca yüzde 7’sinin içinde ya da dışında tuvalet bulunuyordu. (17) Evlerin yüzde 9’u elektrikle, geri kalanın çoğunluğu gaz lambasıyla aydınlanıyordu. (18)

ACU araştırmasına göre kırsal nüfusun yüzed 91’i yetersiz besleniyordu. (19) Tarımda çalışan bir işçinin ortalama ağırlığı, ülke ortalamasının 8 kilo altındaydı. Kırsal nüfusun yalnızca yüzde 4’ünün günlük diyetinde ete yer vardı. Balık tüketimi yüzde 1’in, yumurta tüketimi yüzde 2,12’nin ve süt tüketimi yüzde 11,22’nin altındaydı. Temel protein kaynağını fasülye oluşturuyordu. (20)

ACU araştırmasına katılanların yüzde 14’ü verem, yüzde 13’ü tifüs geçirmiş ya da geçirmekteydi. Tarım işçilerinin yüzde 36’sında parazit, yüzde 31’inde sıtma vardı. Devlet kırsal bölgelere sağlık hizmeti götürmüyordu. Araştırmaya katılanların yalnızca yüzde 8’i devletin sağlık hizmetlerinden faydalanmıştı. (21)

Ağır çalışma koşulları, yetersiz beslenme ve hastalıklar nedeniyle erken yaşlanmaya neden oluyordu. 1959 yılında, tüm bu etkenler nedeniyle Kübalıların ortalama yaşam beklentisi 59 yıl, bebek ölüm oranı binde 60’tı. (22)

Kübalı devrimcilerin kendilerinden önceki çürümüş düzenden devraldıkları mirasın her bir öğesi ayrı bir planlamayı ve müdahaleyi gerektiriyordu.

Üstelik sorunlar bunlardan ibaret değildi. Devrimin ardından ülkedeki sınırlı sermayenin ülke dışına kaçırılması, vasıflı işgücünün önemli bir kısmının ülkeyi terk etmesi, ekonomiye yönelik binlerce sabotaj eylemi, emperyalizm eliyle tezgahlanan askeri ve terörist saldırılar ve elli yıldır devam eden ekonomik, ticari ve mali abluka, Kübalı devrimcilerin karşısına her gün yepyeni sorunlar ve görevler çıkarttı.

Bütün bu koşullar altında Küba sosyalizminin ekonomi alanında neleri başarıp neleri başaramadığını dizimizin bir sonraki yazısında ele alacağız.

Nahide Özkan

(1) José Alvarez, “Cuban Agriculture Before 1959: The Political and Economic Situations”, http://edis.ifas.ufl.edu/fe479.
(2) Armando Nova González, “Línea de Desarrollo y Resultados de la Agricultura Cubana en los Últimos 50 Años”, http://www.estudios-economicos-cubanos.org/articulos/linea-de-desarrollo....
(3) Leslie Bethell, Cuba: A Short History, Cambridge University Press, New York, 2006, s. 81.
(4) Helen Yaffe, Che Guevara: The Economics of Revolution, Palgrave Macmillan, Hamsphire, 2009, s. 7.
(5) Alvarez, age.
(6) Yaffe, age, s. 7.
(7) Age, s. 8.
(8) Bethell, age, s. 87.
(9) Alvarez, age.
(10) Yaffe, age, s. 112.
(11) Miguel Alejandro Figueras, Diana Alarcon, Terry McKinley, “Structural Changes in the Cuban Economy”, Latin American Perspectives, Cilt 18, No 2, Bahar 1991, s. 75.
(12) Yaffe, age, s. 8.
(13) Age, s. 8.
(14) José Alvarez, “Cuban Agriculture Before 1959: The Social Situation”, http://edis.ifas.ufl.edu/fe480.
(15) Age.
(16) Age.
(17) Age.
(18) Yaffe, age, s. 8.
(19) José Alvarez, “Cuban Agriculture Before 1959: The Social Situation”, http://edis.ifas.ufl.edu/fe480.
(20) González, age.
(21) José Alvarez, “Cuban Agriculture Before 1959: The Social Situation”, http://edis.ifas.ufl.edu/fe480.
(22) Yaffe, age, s. 8.