Kavaklıdere emekçisi soL'a anlattı: Üzüm bağından şarap kavına sömürü, angarya, mobbing...

Türkiye'nin en eski ve en bilinen şarap markalarından biridir Kavaklıdere... Peki üzüm bağından şarap kavına, oradan da sofranıza gelen bu şarapları üreten emekçiler ne durumda? Bir Kavaklıdere emekçisi yaşadıkları sömürüyü, angaryayı, üretim ve satış baskısını, hak gasplarını ve mobbingi soL'a anlattı...
Ahmet Çınar
Pazartesi, 18 Aralık 2017 14:03

Kavaklıdere şarapları, Türkiye'nin en eski şarap firmalarından... Patronluğunu Başman ailesinin sürdürdüğü Kavaklıdere şaraplarına ait farklı bölgelerde 650 hektar bağ mevcut. Firma yılda 20 milyon litre kapasiteyle şarap üretiyor. 

Bu üretim, dağıtım ve pazarlama, elbette yüzlerce işçinin emeği sayesinde gerçekleşiyor. Bağlarda çalışan, kavlarda ter döken, pazarlama ve dağıtımda emek veren yüzlerce işçi... 

Peki bu işçiler nasıl çalışıyor? Aldıkları ücretler, döktükleri terin ve verdikleri emeğin karşılığı olabiliyor mu? Kıdem ve ihbar tazminatlarını alabiliyorlar mı? İzinlerini kullanabiliyorlar mı? Fazla mesai ücretlerini tahsil edebiliyorlar mı? 

Ya da sırtlarına yüklenen angaryalar, uzayıp giden çalışma saatleri, hak aramak istedikleri zaman işittikleri üstü kapalı tehditler, uğradıkları mobbingler neler?

2015-2016 arasında Kavaklıdere'de çalışan bir emekçi, firmada yaşananları soL'a anlattı... Halen hukuk mücadelesi veren emekçiyle yaptığımız söyleşiyi sunuyoruz dikkatlerinize... 

'İŞTEN ÇIKARILDIKTAN SONRA BİLE ÇALIŞTIRILMIŞIM...'

Siz Kavaklıdere şaraplarında çalıştınız... Ne kadar sürdü bu iş yerinde çalışmanız? Hangi tarihler arasında çalıştınız? 

Kavaklıdere Şarapları AŞ.’de müşteri sorumlusu olarak 2015 ve 2016 tarihleri arasında çalıştım. 2016'nın ağustos ayında iş çıkışım resmi olarak yapılmış olduğu halde, bana kesinlikle haber verilmedi. Ağustos sonunda akşam mesaisi bitiminde bana evrak tebliğ edildi. Bu üç günü de işten atıldığımdan habersiz ve sigortasız bir şekilde çalıştırılarak geçirdim; siparişler aldım, tahsilatlar yaptım, 800-900 kilometre kadar araç kullandırıldım.

"HAK ARAMAK İSTEDİĞİMİZDE 'İŞİNİZE GELİRSE... ÇALIŞACAK ADAM ÇOK' DERLERDİ"

Çalışma sürecinizde yaşadığınız güçlükler nelerdi? Özellikle iş baskısı, üretim baskısı, hedef baskısı olarak yaşadıklarınızı anlatır mısınız? 

Kavaklıdere’de baskı bir çeşit değil ki… Satış hedefi baskısı mesela, hiç talebi olmayan ithal bira ve rakı çeşitleri veya ithal votka hedefleri, hepsi kendi içinde ayrı ayrı hedeflendirilmekte. Yeni müşteri bulma hedefi ayrı, günlük fatura kesilen (sipariş alınan) müşteri sayısı hedefi ayrı, günlük fatura kesilen müşteri sayısı kendi içinde market, otel, restoran olarak ayrıca hedeflendiriliyor. Hepsi ayrı ayrı yani. Bu hedeflerin tamamı bir bütün olarak gerek telefonla, gerek maille veya ortak WhatsApp kanalıyla günlük olarak aksatılmaksızın defalarca size hatırlatılır. Hedeflerin gerçekleşmemesi durumunda neler olacağının altı bir kere daha çizilir. Yani çalışanlar bir biçimde tehdit edilir. Psikolojik baskı yaratılır. Mesela o gün için 10 müşteriden sipariş alma hedefi verilmişse, “bunu tamamlamadan evine giden gitsin” denir. Üstü kapalı ve kinayeli biçimde tehdit ve baskı sürdürülür.

Bütün bunların içinde bir de tahsilat hedefi vardır ki, akla ziyan. Bu tahsilat hedefi, prim sistemiyle beraber çalışmaktadır. Primden vazgeçtim, “müşteri ödemiyorsa sen cebinden öde, tahsil edince paranı alırsın” diye ima edilir. Tam bu noktada belirtmeliyim ki, böylesine kerli ferli işler yapılırken, bu kadar iş yüküne rağmen firmanın ücret politikası asgari ücret artı primdir. Prim deyince hedeflerin tamamı zincirleme birbirine bağlıdır. İtiraz edip hak aramaya kalkarsanız “İşine gelirse… Çalışacak adam çok” denir.

Peki, tüm bunların raporlanmasını aylık veya haftalık mı yapıyordunuz? İşleyiş nasıldı?

Raporlamalar, merkezdeki müdürler ve patronların dahil olduğu WhatsApp grubundan günlük olarak yapılıyordu. Bu raporlamalar o gün kaç müşteriye gidildiği, kaçına fatura kesildiği, bu faturaların market otel restoran dağılımı, cirosal olarak ne tuttuğu, litresel olarak miktarı, kat edilen kilometre gibi konuları kapsamaktaydı. Bu raporlamayı yazdıktan sonra her akşam saat kaç olursa olsun bölge müdürünü arayarak sözlü olarak da ayrıca raporlama yapmak gerekmekteydi. Arife günü aramayı es geçersen, gece 23.00’te bölge müdürü seni arayıp “Beni aramadın, rapor ver” diyebilmekteydi. Cumartesi dahil raporlama işleyişi aynen böyleydi. Yani böylesine kompleks bir organizasyondan bahsediyoruz.

'ŞİRKET KÜLTÜRÜ ADI ALTINDA FAZLA MESAİ DAYATILIYORDU'

Fazla mesai uygulamaları nasıldı? Ücretlendiriliyor muydu fazla mesailer? 

Daha iş mülakatı sırasında “şirket kültürüne uyum” denilerek, bu gibi uygulamaların sinyali üstü kapalı da olsa veriliyor aslında. Resmiyette mesai 18.00’de bitiyor olmasına rağmen çalıştığım süre boyunca bir gün bile 18.00’de işi bırakamadım. Öyle bir takip mekanizması var ki, cep telefonunuza yüklettikleri Univera panorama isimli uygulamayla uydudan takip edilirsiniz. Şefler, müfettişler ayrıca takip eder, gözlemci olarak yanınızda bulunur. Müdürler ortak WhatsApp grubundan, işi normal saatinde bitirirseniz sizi “memur gibi çalışıyorsunuz” gibi cümlelerle ifşa ederler. Barlara, kulüplere gece çalışması yapılır mesela, tüm bunlara rağmen “fazla mesai ödeneği” diye bir kalemden söz etmemiz mümkün değil.

'UZUN ZAMAN İZİN KULLANDIRILMAYAN ÇALIŞANLAR VARDI'

İzin kullanımında sorunlar yaşıyor muydunuz?

İzin konusu Kavaklıdere’de tam bir tabudur. Beş yıl boyunca yasal izni kullandırılmayan çalışanlar vardı. Sadece babasının vefatında 3-4 günlük şifahi izin verilmiş olanları biliyorum. İzin kullanmak isterseniz “işlerimiz aksayacak” cümlesini duyarsınız. İzin almadan izin dilekçesi doldurursanız, başınıza gelecekleri göze almışsınız demektir.

İş tanımınız dışında, angarya yükleniyor muydu üzerinize? 

Elbette… Örneğin sevkıyat ekibi ayrı olmasına rağmen bazı siparişler küçücük Hatchback arabaya tıkış tıkış yüklenerek “Nasıl olsa bu müşterilere bugün gideceksin, bunları da atıver” denilerek, aynı zamanda kısmi sevkıyat da yaptırılıyordu. Yalnız bu güya şirket merkezinin yasakladığı bir şeydi, bölge müdürleri bunu kendi inisiyatifleriyle yaptırıyorlardı. Veya bölge müdürü tamamen kendi işi olan bir takım raporlamaları, gece saatlerinde veya hafta sonları “senin bilgisayarın iyi, benim için sen hazırla” diye mail atar, üstüne de arar “mail attım ona bak ve hazırla” der mesela. Angarya ve emrivaki Kavaklıdere’de neredeyse kural gibidir.

'HEDEFLERİ TUTTURDUĞUM HALDE HAK EDİŞ PRİMİM VERİLMEDİ'

İş yerinizde hakkınızı arama yollarınız var mıydı, örneğin sendikalı mıydı çalışanlar? Ya da özlük haklarınıza ve diğer konularla ilgili itirazlarınız nasıl karşılanıyordu? 

Kavaklıdere’nin satış-pazarlama departmanında çalışanlar arasında sendikanın “s”sinden bile bahsedilemez. Üretimde çalışanlar belki sendikalı olabilir, bilemiyorum. Ama bizim çalıştığımız bölümde hak aramak, özlük hakları, itiraz ve benzeri konulardan söz bile açılamazdı. Bizzat hedeflerimi tutturduğum halde, mobbing maksatlı olarak hak ediş primim verilmedi. İlgililere mail ile yaptığım itirazlara rağmen sonuca ulaşamadım, üstüne de bir bardak soğuk su ikram edildi mesela.

'BOYUN EĞMEDİM, DİRENDİM'

Neden ayrıldınız, ayrılma sürecinizi anlatır mısınız? 

15 yıllık iş hayatım boyunca Kavaklıdere’dekine benzer bir sömürüye rastlamadım desem abartmış olmam. Dolayısıyla mizaç itibariyle kolay kabullenmiyor oluşum ve sorgulayıcı mizacım sebebiyle, hedef tahtasına konuldum (gülüyor). Şartsız koşulsuz teslimiyet isteyen yapıya karşı direnmeyi tercih ettim. Bütün bu anlattıklarım başlı başına mobbing ve angarya sayılırken, herkese uygulanan bu tutum bana daha bir itinalı ve özel uygulanmaya başlandı. Beni tazminatsız kapı dışarı etmeyi kafasına koyan yönetimin tüm psikolojik baskılarına, takiplerine, sinir krizlerine rağmen asla boyun eğmedim, direndim. Nihayet üç cumartesi akşamı üst üste (birer hafta arayla) anlamsız gerekçelerle savunmalarım yazdırıldı. Hepsine de gayet açıklamalı, harika cevaplar yazdım. Nihayet aynı hafta içi akşam beni hiçbir hakkımı vermeden, yazdırdıkları o mesnetsiz savunmaları gerekçe göstererek, tamamen haksız ve hukuksuzca işten attılar.

Ayrılırken haklarınızı alabildiniz mi? İhbar ve kıdem tazminatı ile diğer alacaklarınızı tahsil edebildiniz mi?

Az önce de söylediğim gibi, hiçbir hakkımı vermeyen firmaya (ki bu firmanın kültürü bu) karşı hukuki mücadelem sürmekte… Firmanın diğer çalışanlarına da örnek olmasını temenni ederek, başlattığım bu haklı hukuk mücadeleyi sürdürmekteyim. “Sürdürmekteyim” diyorum, çünkü yerel mahkeme lehime karar verdi, hakkımı ödemediler ve istinaf mahkemesine başvurdular. İstinaf mahkemesi de lehime karar verdi, yine hakkımı vermediler, bu sefer üçüncü basamak olarak Yargıtay’a temyiz yoluna gittiler. Ne olursa olsun bu haklı mücadelemin peşinde olacağım, sonuna kadar gideceğim. Bunların diğer çalışan emekçi kardeşlerime örnek olmasını dileyerek, dostlara selam ediyorum.


İŞÇİLER SOL'A KONUŞUYOR