Patrona şeker, çalışana zehir: Şekerbank'ın iki emekçisi yaşadıklarını soL'a anlattı...

"Uzat elini Türkiye" sloganıyla kârına kâr katan Şekerbank, işçi düşmanı uygulamalarıyla çalışanlarına, personeline, emekçilerine adeta "Uzat boynunu emekçi" diyor. Geçtiğimiz günlerde çalışanlarına "köle" muamelesi yapan Şekerbank'ın iki emekçisi, bankada yaşanan hak ihlallerini, baskıcı yönetimi ve mobbingi soL'a anlattı.
Haber Merkezi
Çarşamba, 27 Eylül 2017 08:11

Türkiye'deki tüm emekçiler gibi, işçi sınıfının bir parçası olan banka emekçilerinin çalışma koşulları giderek zorlaşıyor.

Buna son örnek AKP'li yıllarda kârlarını misliyle arttıran Şekerbank'ın Genel Müdürlüğü'nde yayınlanan skandal duyuru oldu. Duyuruya göre emekçilere "yoğun hedef gerçekleştirme çalışmalarına yardımcı olabilmek" için iş yerinde "kölelik" koşullarını aratmayan bir uygulama dayatıldı. Üstelik bu haksız uygulama, "hepimiz için verimlilik ve düzenli bir çalışma ortamı sağlamak adına" denilerek meşrulaştırılmaya çalışıldı.

Dayatılmaya çalışılan uygulamaya göre artık emekçilerin "molalarını verimli kullanabilmeleri için" turnike giriş çıkışları belirli saatlerde yasaklanıyor ve mola hakları öğleden önce ve sonra birer kez olmak üzere beşer dakikayla sınırlanıyor. Üç kez geç girenlerin, yıllık izinlerinden hukuksuzca birer gün düşülüyor.

KORKU GÖKDELENLERİ SARDI, ŞEKERBANK EMEKÇİLERE SALDIRDI

Büyük hak ihlallerine uğrayan Şekerbank emekçilerin durumunu deşifre eden soL'un haberi ve TKP'li plaza ve ofis emekçilerinin protestosu, şirket yöneticileri tarafından panikle fakat emekçiler tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı.

İKİ ŞEKERBANK ÇALIŞANI, YAŞADIKLARINI SOL'A ANLATTI

Biz de son skandalı ve Şekerbank emekçilerinin giderek kötüleşen durumunu uzun süre bankada çalışan iki emekçiye sorduk.

Şekerbank’ın çalışanlara gönderdiği emek düşmanı duyuru metninin yer aldığı e-postanın deşifre olması ve yönetimin skandal “kriz yönetimi” çabalarının ardından banka emekçilerinin çalışma saatleri yeniden gündeme geldi. Konunun muhatabı banka çalışanları olarak siz mesai saatleriniz hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Türkiye'de çalışma saatleri dünya standartlarına göre çok yüksek, ILO'nun 2016 rakamlarına göre dünyada ikinci sırada. Çalışma saatlerimiz 09.00-18.00 arası fakat bankalarda genellikle 18.00’de çıkılmıyor. Banka yönetimi hukuki yaptırımlardan dolayı bir süre için bu konuda frene bassa da çok geçmeden cumartesi günleri çalışanlar işe çağrılmaya tekrar başladı.

"NE ZAMAN ÇAĞIRSALAR MESAİ ÜCRETİ ALMADAN GİTMEK ZORUNDAYIZ"

- Şekerbank'ta şöyle deniyor, "cumartesi veya pazar siz seçin ama birine mutlaka geleceksiniz." Bu sadece Şekerbank özelinde değil tabi, başka bankalarda da hafta sonu mesaisi var. Fazla mesai ile ilgili bankada yaşanan şu örnek durumu anlatır. Bir müdür bütün ekibini çağırıyor “cumartesi günü mesai yapacaksınız” diye. Herkes geldikten sonra insanları toplayıp "Ben çağırdıktan sonra her zaman hazır olacaksınız, şimdi gidebilirsiniz" diyor. Patron seni ne zaman çağırırsa mesai ücreti almadan gelmek zorundasın.

- Başka bankalarda da var. Bankacılık sektöründe “duayen” olarak görülen bir patronun, pazar günü şube çalışanları çalışıyor mu diye teftişe çıktığını biliyoruz. Olanları izliyorum da beşer dakikalı molalar hukuki mi değil mi tartışması yapılıyor. Hukukta yeri olsa bile insani değildir.

"BIRAKIN FAZLA MESAİYİ İKİ BUÇUK YIL ZAM ALMADIK"

Mesai saatleri dışında ne tür baskılara maruz kalıyorsunuz?

- Çok fazla, hangi birinden başlayayım? Sektör kötü, uygulamalar kötü ama Şekerbank gerçekten parmakla gösterilir. Biz sandığa bağlıyız ve sandık yoluyla banka hissedarı olmamıza ve maaşlarımızdan yüzden 10 kesinti yapılmasına rağmen bırakın fazla mesai almayı iki buçuk sene zam almadık, prim de almadık. Geçmişte göstermelik de olsa bir miktar maaş zammı yapılırdı, 2014 ve 2015’te o bile yapılmadı.

- 28 tane şube, 2 tane bölge kapattılar, bir sürü insanı işten çıkarttılar. Şube müdürlüğüne terfi edilenlerin kıdemleri geri alınarak mobbing uygulandı ve şube müdürleri sonrasında işten atıldılar. Hatta insan kaynaklarının kotası vardı, en fazla 30 kişiyi işten çıkartabilirsin diye, iş kanunuyla alakalı galiba. O kanunla kısıtlanmasalar daha fazla insanı işten çıkaracaklardı. Akbank'ta yüzlerle ifade edilen toplu işten çıkartmalar ses getirdi ama Şekerbank'ta hiçbir zaman duyulmamıştır. Finansbank'ta da operasyon merkezinde yüzlerce çalışan işten çıkarıldı, bunlar sektör çalışanları tarafından biliniyor.

"RAMAZANDA KİMİN ORUÇ TUTTUĞUNU LİSTELEDİLER"

- Bir yemekhane var, evlere şenlik. Sodeksolar yerine yemekhane gelince güzel yemek yeriz diye sevinmiştik. Yemeklerden midesi bozulanlar mı ararsınız, domates çorbasından salyangoz çıkan mı? İnsanlar kendileri karşılayarak dışarda yemeyi tercih ediyor, o kadar kötü. Bu şekilde 14 liralık sodekso maliyetini 3-5 liraya düşürdüler. Ramazan'da tek tek kimin oruç tuttuğunu listeledikten sonra bir de bu listedekilerin yemek yiyip yemediğini kontrol ettiler. Yemekhane girişinde kıyafet kontrolü bile yapıldığı oldu. Güya cuma günleri kıyafet serbest ama ne kadar serbest giymişsin diye insanları kenara çekip baktıkları oldu, lise müdürü gibi insanların çoraplarını kontrol ettiklerine bile şahit olmuşluğumuz var. Çalışana muamele bu, insanlık onuru ayaklar altına alınıyor. Banka astronomik kârlar elde ederken kendi emekçilerine karşı takındığı bu emek düşmanı tutumun deşifre edilmeye ihtiyacı var

- Birkaç yıl önce Şekerbank kendi genel müdürlük binasını yaptırdı ve genel müdürlüğünü mevcutta olduğu yerden inşaatı henüz tamamlanmamış yeni binasına taşıdı. Banka yönetimi 600’e yakın çalışanını resmen inşaat halindeki bir binada çalıştırıyordu. Çalışanlar rüzgarlı günlerde kafalarına bir şey düşmesin diye koşarak giriyordu binaya. Kafasına çivi düşen bile oldu. İşçilerin baretle çalıştığı alana turnikeyle girip sigara içiyorduk. Kapalı küçücük bir sigara içme alanı vardı. İşin acı yanı şu anda faaliyet gösterilen bina bile personelin ücretlerinden sandığa kesilen parayla yapıldı.

TÜRKİYE'NİN TAYYİP ERDOĞAN'I NEYSE ŞEKERBANK'IN HASAN BASRİ'Sİ O...

- Aynen öyle... Şekerbank'ın hakim ortağı personel sandığı yani çalışanların kendisi. Çalışanların her ay maaşlarının yüzde 10'u bu sandığa kesiliyor. Bununla bir fon oluşturuluyor ve bu paralar başka bankalarda değerlendiriliyor ve yine bu parayla yatırım yapıyorlar. Yani şu anda yönetenler pay sahibi değiller. Şu andaki yönetim kurulu başkanı genel müdürlükten geliyor ve banka senelerdir aynı adam tarafından yönetiliyor. Türkiye'nin Tayyip Erdoğan'ı Şekerbank'ın Hasan Basri'si, birbirine eşittir. Türkiye'nin şu anki hali neyse birebir aynısını Şekerbank'ta da görebilirsiniz. Yöneticilerin bu kadar cüretli davranmasında, davranış şekillerinde Türkiye'deki siyasal sistemin, OHAL'in ya da hak aramanın gayrımeşru ilan edilmesinin etkisini de hissedebilirsiniz açıkça.

Şekerbank örneğinde yöneticilerin yaklaşımları daha çok konuşuldu, yaşananlar sizce yönetimle ilgili bir problem mi, yoksa banka çalışanları bu tür baskılarla sık karşılaşıyor mu?

- Bugün bankaların böyle bir çalışma yaşamı kurabiliyor olması içinde bulunduğumuz sistemin doğrudan sonucu.  Kişisellik önemli ama kişisellik aslında şu şekilde önem kazanıyor. Mesela fazla mesai uygulatacağız ama bunu çalışanların rızasını alarak mı yoksa zorla mı yapacağız konusunda bir seçim yaparken devreye kişisellik geliyor. Çünkü zorunlu olan sömürünün derinleşmesi, karın artması , rekabette avantajlı hale gelmek. Önemli bir nokta da zor araçlarını bu kadar rahatça kullanabilmelerinin önünü düzenin kendisinin açıyor olması.

- Ben işe başladığımda her şey bu kadar değersizleşmemişti. İnsan kaynaklarıyla çalışanın diyalogları görece daha iyiydi. Sağlık sigortası ya da yan hakları da daha iyiydi.Tam bu sıralarda piyasaya yeni bankalar girdi aslında. Odeabank, Burgan Bank örneğin. Başka bankalar piyasaya girip rekabeti kızıştırınca banka piyasanın gerisine düşmeye başladı. Yine kar ediyorlardı bir yandan ama açgözlülükle daha fazlasını da istiyorlardı. Çünkü banka hedef belirler her yıl ve hedef ilk 10 banka arasına girmektir ya da Anadolu bankacılığında lider olmaktır. Bundan geri düşmeye başladıkları anda direk yönetime başka adamları getirirler. 2 yılda 3 genel müdür değiştirdi Şekerbank. Bir işletmenin en büyük gideri personel giderleridir, bu şekilde bakıyorlar, bunu ne kadar kısarlarsa o kadar kardır.

"EZEN YÖNETİCİ PROFİLİ İSTİYORLAR"

- Küfür eden yönetici de var, çok iyi olan da. Genelde çok iyi yöneticiler yükselemiyor. Çünkü onlar personele her istediğini yaptırabilen, ezebilen bir yönetici profili istiyorlar. Bir buçuk senede birim müdürlüğünden çok yukarılara çıkan da var ama 30 yıldır aynı pozisyonda olan da var.

Çalışanlar arasında yaşananlar nasıl karşılık buluyor?

- Bankacılarla konuşsanız, 10 bankacının en az 7’si 8’i bankadan çıkmak lazım der. Her ne kadar bunu uygulamada yapamasalar da. Çünkü şöyle bir sorun var, aslında çıkınca gittiğiniz yer de çalışma mantığı olarak bankalardan çok farklı değil. Türkiye'de iş hayatında genel olarak böyle bir sorun var. Düşünsenize bu skandallar çalışılabilecek en iyi sektörlerden biri  olarak düşünülen bankalarda yaşanıyor, başka sektörler  ne kadar iyi olabilir? Kısacası sorun genel. Bankadan çıkmak isteyenler geri dönmek bile istiyor, çalışma koşulları acımasız olsa bile en azından bir kriter arıyor çalışanlar.

- Bu banka sorunu da değil sadece. Her yer aynı! Çok fazla sirkülasyon var bankalarda. İnsanlar nerdeyse 2 senede bir banka değiştirir, hatta şubelerde bu çok daha yaygındır. Bunun dışına çıkmak çok zor çünkü başka bir şirkette en fazla finansçı olabilirsiniz, o da pek fazla istihdam açığı olan bir pozisyon değildir. İnsanlar bunalıyor ama bir çıkışsızlık ve örgütsüzlük var. Ne yapacaksın, iş yok, işsiz mi kalacağız diye düşünen de var. Anormal derecede bir işsiz kalma korkusu var. Realite bu, eleştirmiyorum, çok fazla borçlular, bir kısır döngünün içerisindeler. Ayrıca beyaz yakada fazlasıyla konforuna düşkünlük var. Hafta sonu gidiyor barına, içkisini içiyor ama örneğin onun için ne kadar çalıştığını hiç sorgulamıyor bile. Çoğu kredi çekiyor, borçlanıyor, tatiline bile o borçla gidiyor.

"SOL'UN HABERİ VE TKP'NİN BİLDİRİSİ YÖNETİMİ PANİKLETTİ"

Şekerbank’ın çalışanlara gönderdiği e-postanın deşifre olması banka içinde ve diğer banka çalışanları arasında nasıl karşılık buldu?

- Bu e-mailin soL Haber’de deşifre olması ve TKP’li plaza ve ofis emekçilerinin banka yönetimine verdiği tepki banka çalışanları tarafından takdirle karşılandı. Bir taraftan da korkuluyor elbette. Bankanın başına bir şey gelirse işsiz kalır mıyım korkusu. Herkes o maili bir gün başıma bir şey gelirse diye kişisel maillerine gönderiyor, sonradan mahkemeye verebilmek için. Çünkü garantin yok, her an işten atılabilirsin. Yarın öbür gün haksız yere işten çıkarsam delil olarak kullanırım diye. Bunu her aklı başında çalışan yapar zaten, yapmalı da. Ancak yönetimdeki panik olma düzeyi daha fazla, korkuyorlar şu anda, kendilerini güvende hissetmiyorlar. Çünkü Şekerbank'ta ilk defa oluyor bu. Çalışanların kendisi bile şaşırdı.

- Mailleri kontrol etme özgürlükleri var gibi düşünüyorlar, ortada ticari bir sır olmadığı halde. Her şeyin kontrol altında, her şeyini izliyorum senin demeye çalışıyorlar. Ben senin sahibinim, kafa bu. Bildiriyle beraber açığa çıkması ve afişe edilmesi bu sebeple çok iyi oldu. Kendi seslerini birilerinin duyduğunu, neler yaşadıklarının farkında olduğunu, buna tepki gösterdiğini anladılar. Aslında hepsinin tepkisini dile getirmiş oldu bu çalışma. Çok sevinen, takdir edenler olduğunu gözlemledim.

"BANKA ÇALIŞANLARI YALNIZ DA DEĞİL, ÇARESİZ DE DEĞİL"

soL aracılığıyla banka çalışanlarına iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

- İnsanlar genel olarak tek başlarına bir şey yapamayacaklarını düşünüyor. Örgütlenmeye çalışınca da kapı önüne bizi koyarlar diye düşünüyorlar. Aslında örgütlendiğin için atılmıyorsun. Şirketin karlılık düzeyi, büyüme hedefleri belirleyici oluyor. Bankalarda çok sayıda insan işten atılıyor ancak örgütlü oldukları için değil.  Örgütlenince hakkını savunabilirsin. Örgütsüzsen hakkını bireysel olarak nereye kadar savunabilirsin ki? İnsanların bu bilince ulaşması gerekiyor.

- Banka çalışanları aslında yalnız değil ve çaresiz değil. Banka çalışanları içerisinde örgütlü çok sayıda insan var ve mücadele ediyorlar. Burda çalışanlar bir kahramanlığa çağrılmıyor. Ama bugün yalnız olmadıklarını ve kendilerinden olan ve hakları için mucadele edenlerin olduğunu bilmeleri gerekiyor. Sendikalara üye olmaları zaten şu an işlevsiz, BASİSEN diye birşey var ama aslında yok, ona sendika denemez. Mesela haber yapılan bu konuyla ilgili sendikalardan bir tepki geldi mi? Bu durum da insanların sinmesine neden oluyor.Banka emekçilerinin kendileri için mücadele etmeleri, haklarını bilip savunmaları gerekiyor. Mesela cumartesi mesailerine toplu olarak cevap verilmesi gerekiyor. Bu şekilde kazanılacağını da bilmek gerekiyor. Hafta sonu mesai uygulaması toplu olarak reddedildiğinde herkesi işten mi atacaklar?

- TKP'li plaza ve ofis emekçilerinin çağrısı var ve iletişime geçmenin bir yolunu bulsunlar ve korkmasınlar. Kesinlikle kendinizi güvende hissedebilirsiniz. Çalışanların hayatlarını nasıl gerçirdiklerini de sorgulamaları gerektiğini düşünüyorum. Ben ne yapıyorum köle miyim burda demesi lazım ki harekete geçilebilsin. Kendi gibi düşünen insanlarla bir araya gelmesi lazım.  Her şey emekçilerin ellerınde, insanlar kendileri için bir şey yapsın. Medyanın ya da sistemin dayattığı seylerden farklı bir şey düşünmeye çalışsınlar.

- Hayat geçiyor gidiyor, ben hayattan ne bekliyorum, bu sorgulamayı yapmalı insanlar. Robot gibi yaşıyoruz. Kültürel sanatsal etkinliklere bile katılamıyoruz, belki ayda bir kere. Neden buna katlanıyoruz?  Bence çalışanların kendi hayatlarına değer vermesi lazım. Benim banka yönetimine de bir mesajım var. Biz nerde yanlış yaptık dıye düşüneceğine muhbir arayışına çıktılar. Ne yaptıklarını bir düşünsünler ve bu yanlıştan bir an önce geri dönsünler.

- Son çalışma bunu göstermiş oldu. Siz yalnız değilsiniz ve örgütlü banka çalışanları var. Sizin bir şekilde sesinizin duyulmasına vesile oluyorlar. Sen de kendi sınıfının çıkarına örgütlü bir şekilde hayatına devam edebilirsin, bu mücadeleye güç verebilirsin. Plaza ve ofis emekçilerine ulaşabileceğiniz kanallar var, direnıste.org var, sosyal medya hesapları var (https://www.facebook.com/plazaemekcileridireniste). Hala ülkede işçilerin yanında olan bağımsız medya kurumları var, soL var ve emekçilerin bir siyasi partisi var. Örgütlü banka emekçileri var, bunların sayesinde sesimiz duyurulabiliyor ve dolayısıyla neden örgütlenmeliyiz diye düşünmek gerekiyor. Aslında örgütlenmediğimiz için bu durumdayız. Örgütlü bir bankacı olarak bunu söyleyebilirim. Ben de korkuyordum örgütlenmekten ancak şu anda korkmuyorum. O zamanki korkularımı terketmiş durumdayım. Korkmasınlar, boyun eğmesinler.