Ücretli ev işçileri anlatıyor: Toz bezlerinin ardında yitip giden emek

Türkiye’de hızla büyüyen kentsel işgücünün, büyük bir enformel alanını oluşturan ücretli ev işçisi kadınlar, çalışma koşullarını, yaşamlarını, soL'a anlattı.
Evrim Gökçe
Perşembe, 30 Mart 2017 08:21

Ücretli ev işçisi kadınlar, Türkiye’de hızla büyüyen kentsel işgücünün, çok büyük bir enformel alanını oluşturuyor.

Sabahın erken saatlerinde otobüs duraklarında, aynı “üst sınıf” semte giden otobüsü bekleyen bu kadınlar, çocuk bakıcıları ile birlikte, bir taraftan başka kadınların çalışmasının koşulunu yaratıyor da denebilir. Öyle ki ofisine giden bir kadının, geleneksel iş bölümü rollerinden sıyrıldığını söylemek mümkün değil. Kapitalizm kadının emek gücüne dışarıda ihtiyaç duyarken, hane içindeki işbölümünde bir değişiklik yok. Evin düzeninden yine o kadın sorumlu ve bu “görevini” aynı saatlerde bir başka kadından ücret karşılığı “iş” satın alarak çözüyor.

Bu "iş"i satın alamayan, daha küçük gelirlerle çalışan kadınlar ise, perişan oluyorlar.

Ev işine gidecek kadınlara, evin kadın sahibi tarafından ulaşılıyor. Aslında ücretli ev emeği, cinsiyete ve sınıfa bağlı geleneksel iş bölümünün yeniden ve bir başka düzlemde üretilmesine de aracılık ediyor.

ÜCRET ARALIKLARI KEYFE KEDER

Ankara'da yaşayan 44 yaşındaki Zeynep, 20 yıldır ev işlerine gittiğini söylüyor. “Başka yapacak bir işim yok” diyen Zeynep, haftanın her günü dolu. Son 1 yıldır Pazar günleri çalışmayı bırakmış, öncesinde yıllarca Pazarları da çalışıyormuş. Sabah 08.00’de başladığı işten akşam 18.00’den önce çıkmasının mümkün olmadığını, 1 günlük ücretinin ise 140 TL olduğunu söylüyor.

37 yaşındaki Gonca ise geçtiğimiz hafta doğumgününü kutlamış. 20 yaşında bir oğlu var ve o da yıllardır bir apartmanın kapıcılığını yapıyor, 4 gün de temizliğe gidiyor. Pazarlık yapanlardan şikayet ederek başlıyor anlatmaya. Fayanslarının arası tuz ruhu ile temizlensin isteyenlerin, yol parası vermemek için yaptığı kıyasıya pazarlığa duyduğu öfkeyi anlatan Gonca, “hakkını hiç vermeyenler de var” diyor. Çalıştığı apartmanın yöneticisi, evinin temizliğini yapmasını da istediği Gonca’ya, Ankara’da ev işçisi bir kadının aldığı ücretin neredeyse yarısını, 75 TL ödüyor. Bir dönem isyan etmiş ve devam etmeyeceğini söylemiş ama sonra apartmandaki hayatı zehir edilmiş. Apartmandan atılma tehdidi ve baskıyla karşı karşıya kalmış ve yöneticiyi sakinleştiren tek şey, Gonca’nın tekrar aynı ücret ile işe geri dönmesi olmuş.

KENDİ EVİ YA DA BAŞKALARININ, KADININ ‘GÖREVLERİ’ DEĞİŞMİYOR

16 dairelik apartmanda sabah ve akşam servise, akşam çöp toplamaya çıkıyor; kışın kaloriferin bakım ve yakılmasından sorumlu ama yalnızca bunlarla bitmiyor. Apartman sakinlerinin yaşlılarını hastaneye götürme işi bile Gonca’dan talep ediliyor.

Aslında bir evde kadının ücretsiz olarak üzerine yıkılan tüm işler, bir apartmanın içinde de düşük ücretle çalıştırılan bir kadının üzerine yıkılmış denebilir: Temizlik, alışveriş, yaşlı bakımı ve kimi zaman çocuklara göz kulak olma dahil.

BOŞANDIĞINI 10 YIL BOYUNCA GİZLEMİŞ

Şengül ise bir kamu kurumunda çalışıyor. O da Gonca gibi bekar ve üniversiteli bir oğlu var. Çocuğunun tüm sorumluluğunu tek başına üstlenmiş ve kamuda aldığı ücret yetmediği için bu yıla kadar her hafta sonu evlere temizliğe gitmiş. Sildiği avizelerden, yıkadığı halılardan, takıp çıkardığı perdelerden söz ediyor. 19 yıl önce boşanmış ve işyerinde neredeyse 10 yıl boyunca, boşandığını gizlemiş. Yalnız kalan kadınlara tutumun değiştiğini düşünmüş. Uzun yıllar sonra bir sevgilisi olmuş, oğlunun da bunu bildiğinden bahsediyor ve kimseye hesap vermek zorunda olmadığını, özgürlüğünün de kendisinin elinde olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Bunu biraz geç anladım.”

Temizliğe gittiği bir evde kendisini denemek için halının altına altın koyduklarından bahsediyor. Temizliği bitirip çıktıktan sonra akşam ev sahiplerini aramış ve “Herhalde halının altında unutmuşsunuz ama ben bir daha gelmeyeceğim” demiş.

Gonca zaman zaman taciz edildiklerinden de bahsediyor. Evine temizliğe gittiği ve abi dediği bir polis, kendisinin boşandığını öğrenince bir gece “Bana abi deme” diye mesaj atmış. Gonca da bir daha hiç gitmemiş.

EKLEM AĞRILARI HEPSİNİN ORTAK SORUNU

Tüm kadınların yaptıkları işin ağırlığı nedeniyle sağlık sıkıntıları var. Gonca’nın astımı, Şengül’ün menisküsü, Zeynep’in ise bel ağrıları oluyor. Onun dışında hepsi eklem ağrılarından şikayetçi. Akşam eve geldikten sonra neredeyse hiçbir şey yapamaz halde oluyorlar. Dizi izlemiyorlar çünkü saatler süren dizilerin karşısında koltukta uyuyakalıyorlar. Şengül kitap okumayı çok sevdiğini ama pek vakit ayıramadığını söylüyor.

İşe gitmedikleri nadir günlerde de kendi evlerinin işlerini yapıyorlar. Zeynep evli ve eşi de oturdukları apartmanın kapıcısı. “İşten geldiğinizde yemek hazırlanmış olur mu” sorumu, alaylı bir şekilde “Olmaz mı” diye yanıtlıyor. İş dönüşü ertesi günün yemeğini de, evin derlenip toparlanmasını da yine Zeynep yapıyor.

Yaptıkları işin barındırdığı tehlikelerden söz ediyorlar. Hepsinin bir düşme hikayesi var. Avize silerken, perde takarken merdivenden düşmüşler. Şengül ve Gonca’nın ayrıca sigortalı işleri var ama Zeynep kolunu kırdığında haftalarca çalışamayacağını bildiğini fakat bir çaresi olmadığını söylüyor. Bugüne kadar evlerine temizliğe gittikleri hiç kimseden “sigorta” teklifini duymamışlar, kendileri de talep etmemiş.

“Hamile kadınlar da çalışıyor mu” soruma, hamilelikleri görünür hale gelene dek çalıştıkları yanıtını veriyorlar. Sonrasında ev sahipleri risk almak istemediği için, çalışma imkanları olmuyormuş.

Ücretli ev işçisi kadınların sayısındaki artışı ise, hayatın günden güne pahalı olmasına bağlıyorlar. Ailede kadınların çalışmadığı durumda geçinmenin güçlüğünden hatta çoğu durumda ev işçisi kadınların eşlerinin, uzun süreli işsizlikten yakındığını söylüyorlar.

Söz dönüp dolaşıp hep “dizler”e geliyor. Yıllarca dizlerinin üstünde yer sildiklerini, pek çok ev sahibinin ayakta yer silinmesine müsaade etmediğinden bahsediyorlar. Gonca en son apartman yöneticisine rest çekmiş ve dizlerinin üstünde silmesinde ısrar edecekse kesinlikle devam edemeyeceğini söylemiş. Ama zaferi sadece 1 yıllık.

BİR MESLEK SEÇME ŞANSLARI OLSA…

Gonca örgütlü olsalar daha rahat edeceklerini söylüyor. Evlere temizlik için gelen belediye işçileri sendikalı ve kuralları olduğundan, halı, koltuk silmediklerini, yapılan işin zorluğuna bir sınır getirildiğinden bahsediyor.

Şengül ise kendi hakları için bir örgüt kurulacağına pek de inanmadığını, ev işine gelen kadınların “basit insan” olarak görüldüğünü düşünüyor. Gonca burada söze girip bir örgüt kurulacaksa başkalarının değil kendilerinin kuracağını söylüyor: “Basit insan gördükleri için kurulmalı zaten.”

Başka bir mesleğin akıllarından geçip geçmediğini sorusuna ise hepsi bir çırpıda yanıt veriyor. Zeynep öğretmen, Gonca avukat ve dansçı, Şengül ise diyetisyen olmak istermiş.

TOZ BEZLERİ YA DA PARLAK OFİS IŞIKLARI ALTINDA YİTİP GİDEN EMEK

Ankaralı bu üç kadının deneyimleri, kadın emeğinin denetimi ve düzenin devamlılığı ilişkisine dair bir dizi soruyu akla getiriyor.

Kendi evinde ya da ücretli olarak bir başkasının evinde; sonsuzca tekrarlanan ev işleri, kirli olanın temizlenişi, temizliğin apar topar uçup gidişi, pırıl pırıl parkelerin kıymeti daha ne kadar sürecek?

Güçlü kollar, dizler ve zehir gibi zihinler; bu dünyadan cam silerek mi geçip gitmeli?

Bu büyük emek gücünün toz bezlerinin arasında yitip gidişi, bir başka büyük emeğin parlak ışıklarla aydınlatılan ofislere sıkışıp kalmasıyla beraber işliyor.

Bu dar, boğucu alana sıkışan emeği özgürleştirmek ise, 170 yıl önceki anlamından bir başka şekilde, mümkün olamaz mı?

* İsimler değiştirilmiştir.