Bakanken neyle uğraştı ki?

28/01/2013 Pazartesi
Bakanken neyle uğraştı ki?

Recep Akdağ 2002 yılında bakan oldu. Türkiye’nin en uzun süre ve aralıksız görevde kalan bakanlarından birisiydi.

Türkiye sağlık sistemi O’nun zamanında tümüyle değiştirildi. Bu değişim Ağustos 1990 tarihinde Dünya Bankası ile imzalanan Sağlık Projesi İkraz Anlaşması doğrultusunda gerçekleştirildi. AKP iktidarında uygulamaya konulan ve adına Sağlıkta Dönüşüm denilen projenin ana hatları tümüyle bu anlaşmayla belirlenmişti. Değişim için Dünya Bankası’ndan yüklü krediler kullanıldı.

** *
Birinci basamak sağlık hizmetlerinin piyasaya açılması anlamına gelen Aile Hekimliği 2005 yılında Düzce’de başlatıldı. 2010 yılında bütün Türkiye bu sistemin kapsamına alındı.

2012 yılı başında aile hekimlerinin yazdığı reçetelerden 3 TL’den başlamak üzere para alınmaya başlandı.

Aile hekimliği sistemiyle koruyucu sağlık hizmetlerinin kapsamı daraltıldı. Eskiden modern aile planlaması yöntemleri sağlık ocaklarında parasız dağıtılırdı. Artık bu uygulama neredeyse tamamen durduruldu. Bunda hükümetin beş çocuk hedefleyen nüfus politikalarının da etkisi vardır.

Hekimler tedaviye ve daha çok da ilaç yazmaya odaklandılar. Bugün aile hekimlerinin günlük işinin yaklaşık %60’ı hastaların istediği ilaçları yazmak şeklindedir. Bu, halkı memnun eden, ama halk sağlığına hiçbir katkısı olmayan bir uygulamadır.

* * *

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Ekim 2008 yılında uygulamaya konuldu.

Eskiden, ödediğimiz vergilerle sağlık hizmetinden parasız yararlanırdık. SSGSS yasası vergiye ek olarak aylık gelirin %12’si kadar prim ödeme zorunluluğu getirdi. Bu da yetmedi, her tür sağlık hizmetine katkı payı yüklendi. Yetmedi: Cumhuriyet tarihinde ilk kez, yataklı tedavi hizmetlerinin maliyetinin %1’inin hastadan katkı payı şeklinde alınması kuralı yasaya eklendi.

Bugün yasal olarak herkes sigortalıdır, ama sağlık harcamalarının neredeyse üçte biri cepten karşılanmak zorundadır.

* * *

SSK hastaneleri 2006’da Sağlık Bakanlığı’na devredildi. Bu, kamu hastanelerinin işletmeleştirilmesi açısından gereken ara bir adımdı.

Hastanelerin işletme haline getirilmesiyle ilgili düzenleme ise Kasım 2011 tarihinde bir kanun hükmünde kararname ile gerçekleştirildi. Kasım 2012 tarihinde ise süreç tamamlandı. Bütün hastanelere bir genel direktör (CEO) atandı. Hastaneler A, B, C, D, E olarak sınıflandı.

Artık hastaneler kendi gelirlerini sağlamaktan ve gelir-gider dengesini oluşturmaktan kendileri sorumlu durumdalar. İleride SGK’nun hastanelere yapacağı ödemeler hangi sınıfta olduklarına bakılarak yapılacak. E grubu hastanelere en az ödenek ayrılacak. Bu hem hizmet niteliğinde hem sağlık emekçilerinin gelirlerinde hem de hastadan alınacak katkı payında eşitsizliklere neden olacak.

Aynı kanun hükmünde kararname ile Kamu Özel Ortaklıklarının önü açıldı.

Kamu Özel Ortaklığı projesiyle devletin arazileri özel sektöre peşkeş çekildi. Bakanlık, şirketlerin bu araziler üzerine inşa edeceği hastaneleri 25 yıl boyunca kiralama garantisi verdi. Şirketler bu garantiyle bütün ihale ve inşaat masraflarını birkaç yılda amorti etme güvencesini elde ettiler. Zaten bu nedenlerle Danıştay ihalelerin durdurulması kararı aldı ve Başbakan buradan kuvvetler ayrılığının ellerini, kollarını bağladığı sonucunu çıkardı.

* * *

Recep Akdağ döneminde özel hastane sayısı iki kattan fazla arttı. Özel hastanelerin muayene ve ameliyat hizmetlerinin içindeki payı ise daha yüksek oranda büyüdü.

AKP 2002-2012 arasında kendi burjuvazini de yarattı. Bu bakımdan en dikkat çekici gelişmeler sağlık sektöründe yaşandı. Kamu Özel Ortaklığı ihalelerinin bir kısmını Medical Park ve Medipol gibi cemaat bağlantılı olduğu belirtilen sağlık şirketleri kazandı. AKP döneminde 2010 yılına kadar açılan 220 hastanenin 180 tanesi özeldi.

Sonuçta olması gereken oldu: 1994 yılında Avcılar Hospital’ı kuran ve 2012 Nisan ayına kadar bu hastanenin yönetim kurulunda yer alan birisi yeni Sağlık Bakanı oldu.

* * *

Recep Akdağ döneminde sağlık harcamaları patladı. Sağlık için 2002 yılında harcanan para 18 milyar TL idi, 2012 yılında 77 milyar TL’ye yükseldi.

Bunun içinde halk sağlığı hizmetlerinin payı yalnızca binde 9’dur. Sağlık harcamalarının %95’i ilaç ve hastaneler tarafından emilmektedir. SGK’nun tedavi hizmetleri için yaptığı ödemelerin üçte birinden fazlası özel hastanelere gitmektedir.

* * *

Bir piyasalaştırma, özelleştirme, şirketleştirme, sağlık emekçileri açısından iş güvencesizleştirme, dinci sermaye gruplarını sağlık piyasasında hakim kılma operasyonu olan Sağlıkta Dönüşüm Recep Akdağ döneminde tamamlandı.

Onların “hayırlı” dedikleri iş budur.

Sağlık sistemi, şimdi, holdinglerin hakim olduğu bir ticarethanedir.

Recep Akdağ siyaseti bıraktıktan sonra ticaretle uğraşacağını söylemiş.

Bakan iken ne yapmıştı ki ?