TKP İzmir'den ses verdi: Biz Hazırız!

'Biz Hazırız' sloganıyla bir araya gelen partililer ve dostları TKP'nin 99. yılını kutladı. TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan konuşmasında kapitalizmin restore edilebilecek, iyileştirilebilecek bir tarafı olmadığını, bir an önce kapitalizmden kurtulmak gerektiğini söylerken koalisyon tartışmalarına da değindi: 'Ne Erdoğan'a, ne de onun karşısına çıkartılan onun ikizi koalisyona, boyun eğmeyeceğiz. Biz buradayız, yolumuza devam ediyoruz.'
Cumartesi, 14 Eylül 2019 12:09

TKP'lilerin ve parti dostlarının "Biz Hazırız" sloganıyla bir araya geldiği İzmir etkinliği dün akşam gerçekleşti.

TR İnter Tekstil işçilerinin salona girmesiyle başlayan etkinlikte, geçtiğimiz günlerde geçirdiği ani bir rahatsızlık sonucu yaşamını yitiren Türkiye Komünist Partisi (TKP) ve Jose Marti Küba Dostluk Derneği üyesi Sinem Aykaç anıldı. Ardından 99 yıl önce TKP'nin kurulduğu koşulları, ülke ve dünyada siyasetinin durumunu, komünizmin coğrafyamızda nasıl kök saldığını ve yakın geleceğimizdeki işçi sınıfı hareketlerini anlatan bir video gösterimi yapıldı.

'BU DÜZENİN SON KULLANMA TARİHİ GEÇMİŞTİR'

TKP İzmir İl Başkanı Başar Özer, "Bugün Nazım yoldaşımızın ifadesiyle, 'En büyük ustalığımızın, en ince hünerimizin' 99.yaşını kutluyoruz" diyerek başladığı konuşmasında şunları söyledi:

"Geçtiğimiz 99 yıl o kadar şey gösterdi ki insanlığa! En önemlisi de bu süre içinde bir şeyin netleşmiş olmasıdır: Sermaye düzeninin, insanlığa sunabileceği hiçbir şey kalmamıştır. Bu düzenin son kullanma tarihi geçmiştir.  Zaman en çok da bunu gösterdi. Nasıl mı? Birkaç hafta önce kentimizi saran orman yangınlarına bakalım. Yanı başımızda binlerce hektar orman cayır cayır yandı, kül oldu. Hem de öyle birkaç saat değil, günlerce ve birden fazla bölgede ağaçlar yandı. Bu düzende yangınların çıkmasına dair bir sürü neden sayılabilir. Öte yandan bu yangınlar önlenebilirdi. Gerekirse ülkenin tüm kaynakları seferber edilirdi ve bu felaketten kurtulurduk. Oysa durum hiç de böyle gelişmedi. Koca ülke bunlar yerine işin her yanından çıkan pisliklerle yüzleşmek zorunda kaldık."

'MEMLEKETİMİZ PARAYA VE RANTA TESLİM EDİLMİŞTİR'

"İlk gerçek, bu işlerin her yerde olduğu gibi ihalelere, ranta, çıkar kapısına teslim edilmiş olduğuydu. Her şeyi satmasını, pazarlamasını iyi bilirler ya, felaketi de böyle yönetmeye kalkmış beyefendiler. İşler bununla da kalmadı. Bakanlık adına ihaleleri öyle herhangi bir şirketin değil, bir mimarlık ofisinin yürüttüğü düştü haberlere. Tabi bu işi en iyi onlar biliyor. Tam bitti diyorsunuz, pislik akmaya devam ediyor. Tüm bu tartışmalar içinde, bakanlığın bazı çözüm yollarını pahalı bulduğunu ve ucuz olanı seçtiğini öğreniyoruz. İşte dostlar, memleketimizin geldiği hal böyledir. İnsanımızın canı, memleketin ormanları paraya, ihalelere ve ranta teslim edilmiştir."

'İZMİRLİLERLE DALGA GEÇİLMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ'

"Tüm bu tartışmalar içinde, koca koca ormanlık alanlar kül oldu. Kimse kendi sorumluluğu reddetmesin. Hem AKP iktidarı hem de CHP’li belediye, bu tablodan sorumludur. Şimdi güya muhalif belediyemiz çıkmış diyor ki, 'Buraları imara açmayacağız, ranta izin vermeyeceğiz.' Soruyoruz dostlar neredeydiniz? İzmir’in dört yanında emekçi mahalleleri, kentsel dönüşüm adı altında yağmalanırken neredeydiniz? Her yanımız koca koca kulelerle dolarken, tüm yeşil alanlar ortadan kaldırılırken neredeydiniz? Kentin ana arterlerine AVM’ler, İstinye Park’lar inşa edilirken neredeydiniz? Söylüyoruz dostlar, hepsi oradaydı! İzmirlilerle dalga geçilmesine ve bu işin şov malzemesi olmasına izin vermeyeceğiz.

Şehrin kocaman bir bölümü yandı ama hala buradan nasıl çıkılacağına dair bilimsel bir plan ortaya koyan yok. Koca koca belediyelerden, üniversitelerden ses yok. Madem öyle, Türkiye Komünist Partisi, bu sorumluluğu da üstlenmeye hazırdır. Kolları sıvadık dostlar. En kısa sürede, yanan bölgenin yeniden kazanılması için nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda, Bilim ve Aydınlanma Akademisi ile birlikte bir çalıştay gerçekleştireceğiz. Sadece İzmir’in değil, ülkenin başka şehirlerinden de konunun uzmanları İzmir’e gelecekler. Şov yapmayacağız, kentimizi, doğamızı, geleceğimizi kazanmak için nasıl bir yol izleyeceğimizi ortaya çıkaracağız. TKP bu konuda üstüne düşen sorumluluğu yerine getirecektir."

'AĞIR BİR KRİZ YAŞIYORUZ'

"Maalesef bu işler öyle, nostalji vapuruyla çözülmüyor. Ne AKP iktidarının, ne de onun ikiz kardeşi CHP koalisyonunun bu kente de, bu ülkeye de verebilecekleri hiçbir şey yoktur. Öte yandan biz hazırız. Eşitçe, kardeşçe ve huzurla yaşayabileceğimiz kentler kurmak için, biz hazırız. Kardeşler, bu düzenin son kullanma tarihi geçmiştir dedik. Bakın 99 yılın gösterdiklerine bir başka örnek daha. Türkiye’de patron düzeni 99 yılda onlarca ekonomik kriz yaşadı. Bugün de bu krizlerin en ağırlarından bir tanesini yaşıyoruz. Patronlar diyor ki, kriz var şimdi daralıyoruz. Sizi geçici olarak işten çıkarıyoruz. Her şey zamlandı ama size zam yapamıyoruz, kriz var idare edin. Sabahtan akşama bu hikâyeleri anlatıyorlar. Ve aynı holdingler, aynı bankalar, hiç utanmadan rekor kârlar açıklıyor. Dünya listelerinde kaç sıra birden yükseldiklerini anlatıyorlar.

Kardeşler, Türkiye’de patron düzeni ekonomik krizlere mahkûmdur. Onların açgözlülüğü, kar hırsları ve plansız ekonomileri oldukça, daha çok krizler yaşarız. Bu sorunun çözümü ellerimizdedir. Kaynaklarımızı asalaklar için değil, toplum yararı için kullanırsak, fabrikalarımızı, tarlalarımızı, toplumun üstüne çöken o  yüzde birlik kesimden alıp, yüzde yüzün malı haline getirirsek, insanın insanı sömürmediği bir düzen kurarsak, işte o zaman ne kriz olur ne işsizlik. İşte biz böyle bir düzen kurmak için hazırız.

‘YOKSULLUĞUN NEDENİ BU DÜZENDİR’

"Sevgili dostlar, 99 yılın öğrettiklerinden bir başkası da, bu patron milletinin karakteridir. Bu patron milleti var ya bu patron milleti, tüm bu adaletsizliklerde kendi foyaları meydana çıkmasın diye her şeyi yaparlar. Paralar akıtır, medya kurarlar. Cemaatleri, tarikatları desteklerler. Bakın geçtiğimiz günlerde, bir tarikatçının eski bir videosu çıktı. Cübbeli diyordu ki, 'İşte bu kadınlar çalıştığı için bu ülkede işsizlik var, işte bu kadınlar çalıştığı için erkeklerin maaşı bu kadar düşük.' İşte kardeşler, ister laik kılıklı olsun, ister yobaz. Hiç fark etmez. Bu patron milleti ister ki, bu Cübbeli gibiler konuşsun. Cübbeliler konuşsun ki, kendi günahları kendi suçları ortaya çıkmasın. Oysa işsizliğin de yoksulluğun da nedeni, bu düzendir. Bu düzenin insanlığa sunabileceği hiçbir şey yoktur. Bizse hazırız. Aydınlık bir ülke kurmak için hazırız."

‘GÖZÜMÜZÜ DİRENİŞTE AÇTIK’

Özer’in ardından söz alan TR İnter Tekstil işçisi Çiğdem Kaya da şunları söyledi:

“Biz TR İnter Tekstil işçileriyiz. Gözümüzü direnişte açtık. Haklarımızı alamayınca, medyaya duyurmak istedik. Bir arkadaşımızın Patronların Ensesindeyiz ağına attığı mesajdan sonra bu salonda şu anda da bizlerle olan birkaç arkadaşımız yanımıza geldi. İşte partimizle o gün tanıştık.”

‘PATRON EL SALLADI, HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK DEDİ VE GİTTİ!’

“Biz patronumuza abla derdik. Bizi fabrika önüne koyduğu gün bile umudumuz vardı ondan. Umudumuz kesilmemişti. Gördük ki, hepsi boşmuş. Mücadeleden başka yol, çare yokmuş. Biz fabrika önünde umutsuz beklerken, patronumuz 300 bin liralık aracıyla sırıtarak geçtiğinde, gecenin 4'üne kadar çalıştığımızda bana el salladı. 'Çiğdem bayramdan sonra her şey çok güzel olacak' dedi. Ve gitti. O zaman anladık ki, o bizim patronumuzdu, biz de işçiydik. Biz de fabrikamızın önünde direnişe geçtik, eylemler yaptık. Önce umutsuzduk ama mücadele ettikçe, kendi gücümüze inanmaya başladık. Biz gözümüzü bu direnişte açtık. Birlikte kafa yorduk. Birlikte hareket etmeyi, dayanışmayı öğrendik.”

‘SINIFIMIN YANINDAYIM’

“Bir araya geldiğimizde, ne kadar güçlü olduğumuzu hissettik. Sadece siyasi değil, hukuki mücadeleyi de öğrendik. Bu arada partimizin avukatı hep bizimleydi. Desteğe gelmemişti, kendi mücadelesinde gibiydi. Son olarak şunu eklemek istiyorum, biz hakkımızı ararken herkesten yardım istedik. 3 hafta önce üyesi olduğum CHP'yi aradım. CHP’den yetkililer bize yardım edeceklerini söylediler. Yarım saat bizi dinleyip, 'Gelin bu işi tatlıya bağlayalım. İş yeridir burası, kapanmaz. Masaya oturup anlaşabiliriz' diyip, kalkıp gittiler. Sonra öğrendik ki, patronumuz da CHP üyesi ve delegesiymiş. Tabi ki bizi değil, onu tercih etti CHP. O andan sonra daha da kendime geldim. Ben de artık sınıfımıN yanındayım, partimleyim. Yaşasın işçilerin birliği, yaşasın TKP! İyi ki sizleri tanıdım, iyi ki buradayım.”

TR İnter Tekstil işçisi Kaya’nın ardından TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan kürsüye çıktı. Okuyan şöyle konuştu: 

“Geçenlerde partimizin 99.yılıyla ilgili soL Haber Portalı’nın sorularını yanıtlarken demiştim ki; ‘100 yıl önceki heyecanı aynen hissetmeye başladık!’ Bunun nedenlerini de açıklamıştım orada. Az önce konuşan Çiğdem arkadaşımız bu heyecanın aslında kaynağını anlatmış oldu. Buradan kendisine de ‘hoş geldin’ diyorum."

'DÜZEN DEĞİŞİKLİĞİ VARLIK NEDENİMİZ'

"2019 yılında dünyaya ve Türkiye’ye baktığımız zaman, kendi ideallerimizden başka hiçbir şey göremiyoruz, insanlık adına. Ve bu tabi ki bize heyecan veriyor. Canımız sıkkın böyle bir düzende yaşamak zorunda olduğumuz için. Ama bu düzeni değiştirme iradesine sahip olduğumuz, değiştirebileceğimize inandığımız için tabi ki heyecan duyuyoruz. Bundan yaklaşık 100 yıl önce, Türkiye’ye bu mücadeleye aynı heyecanla gelip katledilen sevgili yoldaşlarımızı zaten başka türlü anmaya, yüzümüz olmazdı. TKP defalarca tekrar ettiğimiz gibi, oyun oynamak için değil, laf olsun diye değil, yürekten inanarak Türkiye’de bu düzenin değişmesi için mücadele ediyor. Bizim tek varlık nedenimiz bu."

'EŞİTSİZLİĞİN NEDENİ PATRON-İŞÇİ KARŞITLIĞI'

"Sanıyorum artık 1 ayı devirdik, Emine Bulut cinayetinden sonra. Türkiye’de her yıl yüzlerce kadın, kocaları ya da ailelerindeki bir başka erkek tarafından öldürülüyor. Emine Bulut cinayeti, kızının önünde işlendiği için medyada çok yer buldu ama ondan sonra dikkat ettiniz mi, her gün 1-2 cinayet işleniyor. Kadınlarımız ölüyor. İnsanların ölmesi kötü, kadın ya da erkek fark etmiyor. Ama niye kadınlar öldürülüyor kocaları tarafından?

Arkadaşlar, bir düzende eşitsizlik varsa, patronda işçi arasında bir karşıtlık, ki eşitsizliğinde temel nedeni bu, varsa kadın ile erkek eşit olamaz. Çok basit çünkü bu düzen eşitsizliklere çanak tutan, bunları kanıksatan bir düzen. Niye kapitalistlerin işine geliyor, kadın ve erkek ayrımı? Ucuz emek gücü kadınlar. Kadınların çalışması üzerinde yobazca baskı kuruldukça ücretler aşağıya çekiliyor.

Başka ne oluyor? İnsanları, emekçilerİ, kadın ve erkek diye ayırdığınız zaman görüyorsunuz; sonra Kürt ve Türk diye ayırıyorsunuz, şimdi Arap diye ayırıyorsunuz, Sünni-Alevi diye ayırıyorsunuz. Dolayısıyla insanlar, temel karşıtlığı göreceklerine, birbirine düşman kesiliyorlar. Tıpkı bugün Suriyelilere düşman gözüyle bakılması gibi. Sevgili arkadaşlar, böyle bir alçaklıkla, kapitalizmde, insanlar arasında kardeşçe bir ilişki olamaz. Kadın ve erkek arasında da olamaz."

'KAPİTALİZM ÖMÜRÜNÜ FAZLASIYLA DOLDURDU'

"Deniyor ki, nedeni eğitim meselesi. Öyle büyük bir palavra ki bu! Belki ilginizi çekiyordur, biliyorsunuzdur, bütün dünyada kadınlara dönük tecavüzün en yaygın olduğu ülke olarak Hindistan bilinir. Tecavüz iğrenç, insanlık dışı bir şey. Hindistan’da yılda 30-40 bin kadına tecavüz ediliyor. Az değil, çok büyük sayılar bunlar. ‘1 milyarlık ülke’ denilebilir, bir kadına bile tecavüz edilemeyecek bir ülke yaratacağız biz. Ama biliyor muydunuz, ırkçılığın yıllarca esir aldığı ülke Güney Afrika’da, bir kadının yaşamı boyunca tecavüze uğrama olasılığı %40. Dünyada en yüksek oran. Eğitim deniyor evet buralarda eğitimsiz insan çok. Peki eğitilmiş insanın çok olduğu ABD, İngiltere, İskandinavya’da ne durumdayız? Arkadaşlar İngiltere’de, 5 kadından birisi yaşamı boyunca tecavüze uğruyor. İsveç’te bu oran %30. ABD’de daha yüksek. Dolayısıyla eğitimle falan ilgisi yok.

Kapitalizm, kadın ve erkek arasındaki ilişkileri alt üst eden bir sistemdir. Kapitalizm, korku, dehşet, öfke salmazsa bu toplumu yönetemez. Niye bu toplumda suç oranını isteseler yok edecekken, sürekli belli bir noktada tutuyorlar? Çünkü suç işlenen toplumlar, içe kapanırlar, insanların temel haklarının bir bir elinden alınmasına göz yumarlar. Çünkü insanlar huzur ve güvende yaşamak isterler, gayet insanca bir şey bu. Ölmek ister misiniz? Tecavüze uğramak ister misiniz? Ama bunlar olsun ki her tarafa kameralar konsun, her tarafa polis dikilsin, en temel insan hakları ortadan kaldırılsın ki, işçi sınıfı da hakkını arayamasın. Grev yapamasın, direnemesin. Mesele budur. O yüzden de, tecavüzcüleri, hırsızları, canileri sürekli olarak kollayan bir adalet sistemi var. Bu ABD’de de, İngiltere’de de İsveç’te de böyle. Kapitalizm böyle bir düzen. Başar yoldaşımız ne dedi; ‘Kapitalizmin insanlığa vereceği hiçbir şey yok, ömrünü doldurdu.’ Fazlasıyla doldurdu."

'NEFES ALAMIYORUZ'

"Başar yoldaşım, İzmir’de orman yangınlarından da söz etti. Dünya’ya bakalım; Brezilya’da şu anda 75-80 bin civarından yangın var. Biliyorsunuz Brezilya’daki Amazon ormanları, dünyanın en büyük ormanları. Hepimizin temiz bir hava soluması için de bu ormanlara ihtiyacımız var. Ve şu anda Amazonlar yanıyor. Niye? Deniyor ki, ‘Brezilya’da da beceriksiz iktidarlar var.’ Ne beceriksizi, adam kendisi söyledi: ‘Bizim bu Amazon ormanlarının bir bölümünden kurtulmamız lazım’ diye. Çünkü buralarda tarım yapılması lazım, buraların imara açılması lazım, Brezilya’nın endüstrileşmesi lazım. Bunu söyleyen Brezilya’nın faşist devlet başkanı. Ama bütün dünya ‘Yangınları söndüremedin’, ‘Gerekirse yardım yollayalım’ diyor. Devlet Başkanı ise diyor ki; ‘ Bizim bu ormanların bir bölümünü ekonomiye kazandırmamız gerekiyor.’ Peki niye dünya bunu tartışmıyor? Çünkü Brezilya’nın yanan ormanları üzerine konacak olanlar, uluslararası tekeller. Arkadaşlar, yanan ormanların bütün noktalarına bakın, hep tarım arazilerine komşu olan noktalar. Buraları uluslararası gıda tekelleri için önemli. Bir tanesini söyleyeyim, Mc Donald’s bütün hayvan çiftliklerini Arjantin ve Brezilya’ya kuruyor. Çünkü oralarda yanan ormanlara konup, sözüm ona bu ve başka ülkelere istihdam sağlayıp, doğanın ve insanın sömürülmesinden kâr elde ediyorlar.

Arkadaşlar, bunu niye anlatıyorum; doğrudur, bazı ormanların açılması gerekir, insanlık böyle gelişti. GezegenimizDE bir dönemde, her tarafı ormanlar kaplamıştı. Bu ormanların bir bölümünü insanlık yok etti ki, medeniyet kurulsun, kentleşme olsun, tarıma alan açılsın. Bu gayet doğal. Ama insanlığın artık daha fazla orman katletmeye hali yok, çünkü nefes alamıyoruz. Sadece bu bile kapitalizmin yok edilmesi gerektiğini söylüyor. Dünyaya komünizmi getirdiğimizde, ülkeler arasında kardeşçe ilişki kurulduğunda, ekonomik rekabet ortadan kalktığında, bütün dünya ekonomisi entegre olduğunda insanlığın yararı için bu saçmalıktan kurtulacağız. Oysa şimdi Brezilya’nın o faşist Devlet Başkanı diyor ki, ‘ Bana karışmayın çünkü siz zamanında ormanlarınızı yok ettiniz, ülkeleriniz gelişti, Brezilya bu ormanların yükünü çekmek zorunda değil. Benim de tarımsal alana ihtiyacım var.’ Bu bir çılgınlık. Bu adam bunları derken, Trump da başka şeyler diyor. Dünyayı yok edecekler.

Kapitalizmin restore edilebilecek, iyileştirilebilecek, reform edilebilecek tek bir tarafı yok. Bir an önce kapitalizmden kurtulmamız lazım. Türkiye’de de dünyada da. Gerisi yalan."

SOSYAL MEDYANIN İKİYÜZLÜ YASAKLARI

"Başka bir konu, ne deniyordu sosyal medya için; ‘Yeni bir özgürlük alanı.’ Hepimiz çok sevdik, değil mi? Hepimiz yazar kesildik. Sürekli yazılar yazıp, fotoğraflar paylaşıyoruz o ‘özgür dünya’da. O ‘özgür dünya’nın önemli kanallarından birisi, Küba’nın sesini kesmeye çalışıyor. Niyeymiş, Küba Devleti’ne ait medya kuruluşlarını temsil ediyorlarmış bunlar. Size ne! Binlerce IŞİDçi hesap yıllarca kanla tehdit ettiler sosyal medyada, onları kapatmadılar. Yalan, dolan, kişisel hayata dönük tecavüz her şey yapıldı, hayır.. Bula bula dünyanın en ahlaklı insanlarından Raul Castro’yu mu buldular yasaklayacak! Böyle alçak bir düzenle karşı karşıyayız.

Sevgili arkadaşlar, kapitalizmin ömrü gerçekten doldu. Sömürü düzeninde insanlığın geçirdiği her an, her gün, züldür, ayıptır, yazıktır. Bu kadar güzel bir dünyada; kadını, erkeği, çocuğu yaşlısı, hepimize yetecek kaynaklar varken, teknoloji bu kadar gelişmişken, planlamanın bu kadar kolay yapılabileceği bir dünyada, çektiğimiz eziyete bakın. Bir yanda da nükleer silahlar. Enerji kaynaklarını yeni pazarlarda birbirleriyle paylaşırken, insanlığı yok edecekler. Şimdi bizimki de tutturdu, ‘Ben de nükleer silah isterim’ diye.. Zaten birkaç tane delinin elinde o düğmeler, bir yenisini eklemek istiyorlar. Vaktimiz az. TKP diyor ki; bir an önce kurtulalım bu saçmalıktan. Kadınlarımızın, işçilerimizin, çocuklarımızın, doğanın tahammülü kalmadı."

'MEYDAN OKUYORUZ'

"100 yıl önce, dünyada komünist partilerinin bir araya gelerek kurduğu Komünist Enternasyonal, büyük bir hamle yapmıştı. Elimizden kaçırdık. Sömürücüleri elimizden kaçırdık. Orada bitseydi bu iş, şimdi bambaşka bir dünyada yaşıyor olacaktık, güle oynaya. Eşitlik, kardeşlik ve özgürlük içerisinde. Olmadı. 100 yıl sonra diyoruz ki, o başladığımız işi bitireceğiz. Kapitalistlere, yobazlara, sömürücülere, uluslararası tekellere, savaş baronlarına bu dünyayı, bu ülkeyi teslim etmeyeceğiz. Asla.

Türkiye Komünist Partisi, ‘Hazırız’ diyor. Neyimize güveniyoruz? Bir kere biz haklıyız. 100 yıl boyunca hata yaptığımız oldu, bıraktığımız bir sürü eksiklikler var. Öğrendik, dersimize çalışıyoruz. Bundan sonra da hata yapacağız, hatadan korkulmaz. Ama haklı çıktık, çıkmaya da devam ediyoruz. Bir kere buna inanıyoruz. İkincisi, bu düzen bir kez daha tıpkı 100 öncesinde yaşadığına benzer bir çöküşe doğru evriliyor. Bunu hissediyoruz, görüyoruz. Zaten, hepimizin mutfağı, cebi de bunu söylüyor. Kapitalizm, dünyanın her yerinde muazzam bir krize doğru evriliyor. Bu kriz, ya insanlığın çıkışı olur, ya insanlığın daha büyük bir karanlığa gömülmesine neden olur. ‘Biz hazırız!’ Neye hazır değiliz; koyun gibi boynumuzu uzatmaya hazır değiliz. Evet, kavgaya hazırız. Eğer üzerimize gelecekse kapitalizm, biz de meydan okuyoruz, sona erdirmek için bu saçma düzeni. Buna hazırız. Evet, zor bir mücadele bekliyor bizi ama yapacak başka bir şey yok. İnsanlık 100 yıldır zaten yeterince zorlukla uğraşıyor."

'TKP'Yİ RAHAT BIRAKIN'

"Bize, TKP’ye ne deniyor; ‘Gelin, hepimiz birlik olalım.’ Geçtiğimiz seçimlerden önce bu söylendi. Sonra İstanbul seçimi iptal oldu, yine aynı şey söylendi. Biz de dedik ki; TKP’yi lütfen rahat bırakın. Bu ülkenin TKP’ye ihtiyacı var. Ama şöyle bir TKP’ye ihtiyacı var; kafası dik, boyun eğmeyen, bu düzen değişmelidir diyen.

Halbuki bize deniyor ki, gelin hep birlikte uzlaşalım. Neyle uzlaşacağız? Arkadaşlar, bizim uzlaşmamızı istedikleri koalisyon, bugün yaklaşık 17 yıldır, ülkeyi yöneten, AKP'yi var eden ve 17 yıl boyunca başımızda durmasına neden olan sömürücü sınıfın, patronların kurduğu bir başka koalisyondur. Bugünkü siyasi iktidarın arkasında kim varsa, o siyasi iktidara alternatif olarak ortaya çıkan büyük koalisyonun arkasında da o vardır. Bunu biz söylemiyoruz, iftira falan da attığımız yok. Sözümüzü çok dikkatli kullanıyoruz çünkü CHP'de, HDP'de çok dostumuz var. O dostlarımızı kırmak istemiyoruz. Ama arkadaşlar, karşımıza kurtarıcı diye çıkartılan kişi, şimdi İstanbul'un Belediye Başkanı, ilk iş olarak ne yaptı, kendi yanına Koç grubunun CEO'sunu aldı. Koç grubu ne? Koç grubu demin Çiğdem kardeşimizin çok basit ama doğru bir şekilde sunduğu karşıtlıkta bizim düşmanımız olan sınıfın en önemli temsilcisi."

'ULUSLARARASI TEKELLERİN PATRONLARIN KURDUĞU KOALİSYONDAN BU ÜLKEYE HAYIR GELMEZ'

"Bizimle dalga mı geçiyorlar? Önceki gün önce o uğursuz tarihin, 12 Eylül'ün yıl dönümüydü. 12 Eylül 1980. Koç grubu kim mi? Bu ülkede askerlere darbe yaptırtan sermayenin en önemli temsilcisi. Koç'tan, Sabancı'dan hiç bu ülkenin insanlarına doğru bir şey, haklı bir şey, iyi bir şey gelmiş mi? Şimdi Koç grubunu yanına almış, bir AVM zengini karşımıza kurtarıcı diye çıkacak, AKP’ye alternatif diye çıkacak, biz de bu koalisyonun parçası olacağız, sonra da kendimize komünist diyeceğiz, öyle mi? TKP'yiz biz diyeceğiz öyle mi? Ne hakkımız olur buna? Biz bu koalisyonda yokuz. Bakın bu koalisyonun bir bölümü, birkaç gün önce Saray'a gittiler. Çocuklar gibi şenlerdi. Niye? Erdoğan kendilerini davet etti diye. Arkadaşlar, bu yaranma kültürüyle, bu boyun eğme kültürüyle, Türkiye'nin acı çeken emekçi halkına hiçbir hayırları dokunmaz. Ne oldu, Erdoğan onlara el uzattı, Saray'da kabul gördüler, bir tanesinin de sandalyesi kırıldı, özellikle bir tanesinin. Ve burdan halkın kurtuluşu çıkacak öyle mi? Yapısında, harcında uluslararası tekellerin, patronların olduğu hiçbir şeyden bu ülkeye hayır gelmez. 

Evet, büyük bir koalisyon kurdular, Erdoğan gidici. Çok açık. Bu koalisyonun karşısında durması çok zor. Ya uzlaşacak, biraz daha ömrünü uzatacak ya da  yıllar sonra Erdoğan'ın yerine en az onun kadar kendilerine hizmet edecek bir koalisyonla devam edilecek, ki onu buldular şimdi. Eksik parçalar tamamlanıyor. Akşener dedi ki, 'Biz koalisyon kurduk, ittifak yaptık, bir tek yere hitap edemiyoruz bir türlü; AKP'nin kemikleşmiş muhafazakar kesimine. Onu da Babacanlar yapacak.' Her şey bu kadar açık. Demek ki, her mahalleye söyleyecek sözleri var. Öyle bir koalisyon ki, MHP faşist partinin tabanına Akşener ile sesleniyorlar, İslamcı tabana Saadet Partisi ile, Temel'le sesleniyorlar. Muhafazakar tabana Davutoğlu-Babacan ile seslenecekler, sol mahalleye de İmamoğlu ile seslenecekler. Türkiye Komünist Partisi de bu koalisyonun nazar boncuğu olacak öyle mi? 

'Biz Hazırız!' Biz buna boyun eğmemeye hazırız. Ne Erdoğan'a ne onun karşısına çıkartılan onun ikizi koalisyona, boyun eğmeyeceğiz. Biz buradayız, yolumuza devam ediyoruz." 

'BU ÜLKE SAHİPSİZ DEĞİL'

"Arkadaşlar, Türkiye Komünist Partisi dersini iyi çalıştı. Birkaç yıldır önemli dönüşümler gerçekleştiriyoruz. Bizim emekçi halk içerisinde örgütlenmemizi arttırmamız gerekiyor. Daha başındayız. Daha kapısını çalacağımız milyonlarca emekçi evi var. Bunu yapacağız çünkü hazırız. Semt evleri açıyoruz, açmaya devam edeceğiz. Galiba en fazla semt evlerine sahip olduğumuz kentlerden birisi İzmir. Patronların Ensesindeyiz çok önemli bir deneye dönüşüyor. Çünkü Türkiye'de insanlar örgütsüzleştirildi. Sendika bırakılmadı. Sendikaların yapamadığını Patronların Ensesindeyiz ile yapmaya çalışıyoruz. 

İzmir'deki bir tane örnek. Bir çok özel okulda eğitim emekçilerinin umudu haline geldi, Patronların Ensesindeyiz. Orada da yolun başındayız. Niyetimiz her fabrikaya, her okula, her hastaneye, emeğin sömürüldüğü her noktaya Patronların Ensesindeyiz ağını yerleştirmek. Patronlar gerçekten enselerinde olduğumuzu hissetsinler. Bu ülke sahipsiz değil. Bu ülkenin insanları çaresiz değil. Bunu herkes anlasın. 

Dostlarımız bize hep diyordu ki; 'TKP'nin üyeliği çok zor.' Doğrudur, biz zor bir iş yapıyoruz. Bu partide TKP'nin üyeleri, gece demeden, gündüz demeden uğraşıyorlar, bu düzen değişsin diye. Evet hayatımızı koyduk, koymak zorundayız. Öte yandan da, geçinme telaşı içerisinde olan, çocuk yetiştirme derdiyle uğraşan, günde 14-15 saat çalışmaya yükümlü kılınan emekçi kardeşlerimizin, TKP ile daha rahat ilişki kurabilmeleri için, 'TKP Gönüllüleri'ni yarattık. Dedik ki, herkes karınca kararınca sosyalizm mücadelesine katkıda bulunsun. TKP üyeliğinin bazı yükümlülükleri var. O yükümlülükleri ben, buradaki bütün TKP üyeleri seve seve yerine getirmeye devam edeceğiz. Daha çok çalışmamız gerekiyor. Daha fazla insanın elinden tutmamız gerekiyor. Herkes yılda 1-2 gün dahi olsa bu mücadeleye katabileceğini katmalı ki, bir an önce kurtulalım şu baş belası düzenden."

'EKİM'DE TÜM ÜLKELERDEN DOSTLARIMIZLA İZMİR'DE BİRARAYA GELECEĞİZ'

"Evet sevgili arkadaşlar, 'Biz Hazırız!' Ekim ayında, bu kentte, dünyanın neredeyse bütün ülkelerinde komünistleri ağırlayacağız. Kendi meselelerimizi tartışacağız. Nasıl Türkiye'de bu düzenden kurtulmak istiyorsak, dünyanın diğer ülkelerinde de, başka hiç bilmediğimiz noktalarda da insanlar aynı mücadeleyi büyütüyorlar. Biz büyük bir aileyiz. Dünya'da komünistlerden daha büyük bir aile yok. Daha içten daha dostça birbirinin elini tutan hiçbir aile yok. İşte o aile Ekim ayında bir araya gelecek. Sorunlarımızı, nasıl yola devam edeceğimizi tartışacağız. Ve biz tartışırken, yine İzmir'de, 19 Ekimde, o dostlarımızın da konuk olarak aramızda bulunduğu büyük bir şölen gerçekleştireceğiz. Sözümüzü söyleyeceğiz, türkümüzü şarkımızı söyleyeceğiz, şiirimizi okuyacağız, halk oyunlarınızı oynayacağız ve daha büyük bir kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Bornova'da Aşık Veysel Açık Hava Tiyatrosu'nda, 19 Ekim Cumartesi akşamı, saat 20.00'da, 'Biz Hazırız'ı daha yüksek sesle söyleyeceğiz, hep beraber. 

Evet sevgili dostlar, 'Biz Hazırız' derken, yarına bambaşka bir hale dönüşmüş bir ülkeye uyanmayacağımızı biliyoruz. Ne dedik, biz zorlu bir mücadeleye hazırız. Çünkü kafamızı koyun gibi uzatmayacağız, bu kapitalizm denen alçaklığa. Türkiye Komünist Partisi, ben hakkımı arayacağım, çocuklarıma yaşanası bir ülke bırakacağım, iddiasını taşıyan herkesin partisidir. Ve sevgili dostlar, biz bunu başaracağız. Öyle ya da böyle, mutlaka başaracağız. Bu kararlılıkla, hepiniz sağ olun, var olun."

Okuyan’ın konuşmasının ardından partiye katılan üye ve gönüllülere rozet takıldı.