Göz göre göre gelen ve katilleri korunan katliam: Suruç...

Suruç Katliamı’nın üzerinden iki yıl geçti ancak failler hala cezalandırılmadı. Emniyet birimlerinin canlı bombadan haberdar oldukları ve olası bir saldırı bekledikleri ortaya çıktı. Suruç Emniyet Müdürü’ne “ödül” gibi ceza verildi. Davanın elle tutulur tek sanığı duruşmaya bile getirilmedi. Adalet hala yerini bulamadı. Göz göre göre gelen bu katliamda yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz.
Selin Asker
Perşembe, 20 Temmuz 2017 11:40

20 Temmuz 2015... Suruç Katliamı.

Katliamın üzerinden iki yıl geçti. Ancak iki yıl boyunca faillerin bulunması ve yargılanması açısından bir arpa boyu yol alınamadı. Deliller eksik toplandı, iddianamenin hazırlanması 18 ayı buldu, dosyaya gizlilik kararı konduğu için avukatlar toplanan bilgilere erişemedi, katliamda sorumluluğu olan Suruç Emniyet Müdürü’ne “ödül” gibi ceza verildi, zor bela açılan davanın tek sanığı duruşmaya bile getirilmedi. Tüm bunlar göz göre göre gelen bir katliamın nasıl üzerinin örtülmek istendiğinin ayan beyan göstergesi olarak karşımıza çıktı.

Peki, o gün neler oldu?

Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu üyeleri Kobani’ye yardım götürmek için Suruç’ta bir araya gelerek Amara Kültür Merkezi’nde basın açıklaması yapıyordu. Daha sonra Şeyh Abdurrahman Alagöz isimli IŞİD’li olduğu anlaşılan canlı bombanın kitle içerisinde kendisini patlatması sonucu onlarca insan hayatını kaybetti, yaralananlar oldu.

Katliamdan hemen sonra ilk dikkat çeken bölgedeki polislerin olay yerine uzaklığı oldu. Tanıkların anlattığına göre, basın açıklamasının yapıldığı esnada polisler o “üst düzey güvenlik” önlemlerini almamıştı ve katliamdan hemen sonra da olay yerine mesafesini korumaya devam etti.

Katliamla ilgili AKP'nin ilk hamlesi elbette yayın yasağı oldu ve soruşturmaya gizlilik kararı getirildi. Ancak kısa süre sonra katliamı gerçekleştirenin IŞİD’li Şeyh Abdurrahman Alagöz olduğu anlaşıldı.

Kim bu Şeyh Abdurrahman Alagöz?

Suruç sokaklarında üç saat boyunca elini kolunu sallayarak gezen ve hiçbir engelle karşılaşmadan saldıracağı alana girebilen bir IŞİD’li. Hani, Davutoğlu’nun olay günü “Canlı bombayı yakalayıp adalete teslim ettik” dediği... Ancak bu isim katliamın sadece tetikçisi. Devletin bu isimden haberdar olduğunu ve Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü’nün katliamdan 1 ay önce söz konusu şahsın olası bir canlı bomba saldırısına karşı uyarı içeren yazışmalar yaptığını söylesek? Katliamdan 1 gün önce yeniden uyarıda bulunduğunu ifade etsek? Buna geleceğiz...

Ancak önce IŞİD’li Alagöz kardeşlere ve daha sonra davanın sanığı olan aynı zamanda Ankara Gar Katliamı’nın failleri de olan IŞİD’lilere o dönem nasıl göz yumulduğundan bahsedelim.

ŞER ÜÇGENİ

Adıyaman-Diyarbakır-Suruç üçgeni ve Ankara Katliamı. Diyarbakır saldırısı faili Orhan Gönder, Suruç Katliamı bombacısı Şeyh Abdurrahman Alagöz ve Ankara Katliamı’nın bombacısı Yunus Emre Alagöz. Bu üç isim de IŞİD’e Adıyaman’da örgütlendi.

Adıyaman’da “Dokumacılar” adı verilen ve onca zaman İslam Çay Ocağı adı verilen bir mekanda açık faaliyet yürüten bu isimler ne hikmetse devletin bilgisi dahilinde değildi.

Yani, Diyarbakır saldırısı sonrası Orhan Gönder üzerinden Şeyh Abdurrahman Alagöz’e ulaşılsaydı Suruç, Yunus Emre Alagöz’e ulaşılsaydı Ankara Gar Katliamı meydana gelmeyebilirdi.

Suruç Katliamı’ndan iki ay önce Yunus Emre Alagöz’ün kardeşi Yusuf Alagöz’e, “Belki seninle son görüşmem. Hem Abdurrahman’ın hem benim” dediği görüşmeler ortaya çıkıyor. Peki, bu konuşmalar nasıl biliniyor? Devlet telefon dinlemesi yaptığı için biliniyor. Yani, her iki canlı bombanın ismi de bilgi dahilinde.

Gerçi, neden şaşırıyoruz belki? Suruç Katliamı’ndan 3 gün önce değil miydi “Ebu Hanzala” kod adlı IŞİD’li Halis Bayancuk’un İstanbul Ömerli’de bayram namazı kıldırması? Cihat çağrıları yapması ve fotoğraflar basına servis edilmesine rağmen hiçbir müdahalede bulunulmaması?

Neyse... Devam edelim.

İDDİANAME TUHAFLIĞI

Gizlilik kararıyla yürütülen soruşturma neticesinde katliamdan 18 ay sonra iddianame ortaya çıkıyor. İddianamede Yakup Şahin, İlhami Balı ve Deniz Büyükçelebi sanık olarak karşımıza çıkıyor. Halil İbrahim Durgun ve Yunus Durmaz da “Suriye’de öldükleri” iddia edilerek sanık olmaktan çıkıyor. İlhami Balı ve Deniz Büyükçelebi firari, Suriye'de oldukları tahmin ediliyor. Bu isimler tanıdık değil mi? Bakalım nereden tanıyoruz...

İlhami Balı. Hem Diyarbakır saldırısının koordine edeni, hem Gaziantep’te yakalanan mühimmatlı araç davasının sanığı olarak karşımıza çıkan bir isim. İlhami Balı, Kilis’ten kaçak geçişleri sağlayan kişi olarak da anılıyor. Peki, Balı’nın adresi bilindiği halde operasyon yapılmadığını söylesek? Suruç Katliamı’ndan 1 ay önce yani Diyarbakır saldırısında adı geçen bir isimle ilgili telefon dinleme kararının aylar sonra, 29 Eylül’de alındığını söylesek? Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin aldığı telefon dinlemesi kararıyla söz konusu şahsın Kilis Elbeyli’deki adresi tespit edildiği halde gözaltına alınmaması nasıl açıklanacak? Hele ki İlhami Balı İstanbul’a gittiğinde bile dinlenmiş olmasına rağmen yine de yakalanmaması...

Bitmedi.

Bir diğer sanık Deniz Büyükçelebi. Suruç Katliamı’ndan 3 ay önce Suriye’den Gaziantep’e geldiğini öğreniyoruz. Bunu söyleyen şu an davanın tek elle tutulur sanığı olan Yakup Şahin. Sınır sorumlusu olarak faaliyet yürüten Büyükçelebi’nin Mayıs 2015’te Gaziantep’e geldiğini söylüyor. IŞİD’lilerin sınırı geçişinde önemli bir rol oynayan bu şahıstan nasıl olur da devlet haberdar olmaz ve nasıl olur da elini kolunu sallaya sallaya Gaziantep’e gelebilir? Sadece bu da değil. Ankara Gar Katliamı’ndan 10 gün önce de Gaziantep’e geldiği ortaya çıkıyor GSM sinyalleriyle. Yani, Suruç Katliamı’ndan önce de sonra da elini kolunu sallaya sallaya ülkeye girişe ve çıkışa devam ettiği anlaşılıyor.

Tek sanık konumunda olan Yakup Şahin ise Ankara Gar Katliamı davasından tutuklu. İddianame de onun beyanları üzerine kurulu. İlhami Balı’yla Deniz Büyükçelebi’nin birlikte Suriye’den Türkiye’ye canlı bomba gönderme faaliyetlerini yürüttüğünü anlatıyor. Bilindik başka IŞİD’li isimleri de zikrediyor.

Aynı isimler etrafında dönüp dolaşan bir çember... Hakikaten ne iddianame ama! Hadi, tüm hükümet yetkilileri hakkında suç duyurularına arka arkaya takipsizlik çıktı. Yetmedi, Suruç’ta yaralananlara bile “Cumhurbaşkanına hakaret” gerekçesiyle dava açıldı.

KAPI KIRIP GÖRÜNTÜ İSTEMİŞLER

Katliamın faillerini yargılama iddiasındaki iddianamede nasıl elle tutulur somut deliller yer almaz? Evet, sanıklarda durum böyle. Ya görüntüler? Dosyada somut delil olacak güvenlik kamerası görüntüleri nasıl elde edilmeye çalışılıyor dersiniz?

İddianamede yazılana göre, Amara Kültür Merkezi’nin kapıları kırılarak. Yani, bombalı saldırıya uğrayan bir yere polisler kapı kırarak giriyor görüntü almak için. MOBESE görüntüleriyle ilgili de somut delil konmuyor. Abdurrahman Alagöz’ün Suruç sokaklarında gezdiği ve bahçeye girdiği görüntüler var ancak katliam sonrasına dair görüntüler dosyaya girmiyor.

İnsan aklıyla alay eder gibi...

SANIKSIZ DURUŞMA

Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bu iddianameyle dava açılıyor. Davanın ilk duruşması bu yıl 4 Mayıs’ta yapılıyor. Katliamda yakınlarını yitiren aileler, kitle örgütleri, yüzlerce avukat yargılamanın başlamasını bekliyor. Bir de ne görüyorlar? Sanık yok! Yakup Şahin duruşmaya getirilmemiş, o davadan tutuklu yargılandığı için onun duruşmasına katıldığı ve bu duruşmaya getirilmediği aktarılıyor.

Skandal bununla da sınırlı kalmıyor. Müdahillik taleplerinden avukatların katliam sonrası görüntülerin de dosyada yer alması taleplerine kadar birçok ret çıkıyor mahkemeden. Ancak duruşma sonunda ilginç bir karar çıkıyor. Yakup Şahin hakkında tutuklama kararı! E bu davanın tek sanığı değil mi? Hala yakalama kararı olmaması tuhaf değil mi? Evet, Suruç Katliamı’yla ilgili yargılanabilecek tek sanıkla ilgili tutuklama kararı ancak duruşma başladıktan sonra mahkemece veriliyor.

Bu tuhaflıklarla biten ilk duruşmadan sonra ikinci duruşma 14 Temmuz’da yapılıyor. Yine aileler, avukatlar, kitle örgütleri duruşmada... Ama yine sanık yok! Yine sanıksız duruşma başlıyor. Mahkeme heyetinin değiştiği ortaya çıkıyor. Yani, bir önceki duruşmanın mahkeme heyetinden bambaşka bir heyet. Dosyaya hakim oldukları şaibeli. 

Avukatlar artık sanığın duruşmaya getirilmesi için talep üzerine talepte bulunuyor. Normal şartlar altında, sanıksız duruşma yapılması absürt olduğu için artık mahkemenin “getirin şu sanığı” demesini beklersiniz değil mi? Mahkeme başkanı, sanığın getirilmesi talebini reddediyor.

Söz konusu olan, devrimcilerin katledildiği bir davanın duruşmasıysa mahkeme başkanının sanığın getirilmemesi için karşı oy kullanması belki şaşırtıcı olmasa gerek... Evet, mahkeme başkanı son duruşmada sanık Yakup Şahin’in getirilmemesi için ret oyu kullanırken diğer iki heyet üyesinin kabul oyu vermesiyle sanığın getirilmesi kararı çıkarılıyor.

Yani, bir sonraki duruşma olan 13 Kasım’da Yakup Şahin duruşmaya getirilmiş olacak. İddianamesinden davasına tüm bu tuhaflık silsilesi içinde zorlu bir adalet arayışı tüm bu yaşananlar...

EMNİYET BİR AY ve BİR GÜN ÖNCE UYARMIŞ

Belki de tüm bu silsile içinde en olmadık karar Suruç Emniyet Müdürü ile ilgili verilen karar oldu denilebilir. Yukarıda da bahsetmiştik, Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü’nün katliamdan 1 ay önce söz konusu şahsın olası bir canlı bomba saldırısına karşı yazışmalar yaptığını... Peki, ne demek bu? Anlatalım.

Dönemin Suruç Emniyet Müdürü Mehmet Yapalıal’a “Görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla dava açıldı. Suruç Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan bu davanın gerekçeli kararında, o tarihlerde emniyet birimleri arasında yapılan yazışmalar da yer aldı.

Buna göre, Adıyaman İl Emniyet Müdürlüğü 10 Haziran 2015 tarihinde Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü’ne bir yazı gönderiyor. Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün terör nitelikli kayıp şahıs olduğunu bildiriyor. Bunun üzerine Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü 13 Haziran 2015 tarihinde Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bildirimde bulunuyor. Söz konusu şahsın görülmesi durumunda TEM Şube Müdürlüğü’ne bilgi verilmesini istiyor.

İlçede görev yapan polislere benzer bir uyarı katliamdan bir gün önce bir kez daha yapılıyor. Katliamdan bir gün önce, yani 19 Temmuz’dan itibaren "canlı bomba" uyarısı yapılıyor. Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü, 17 Temmuz’da “Takviye Kuvvet” başlığıyla yapılan yazışmada şu ifadelere yer veriyor: “Suruç ilçesinde yaşanması muhtemel olayların önlenmesi, müessif bir olayın yaşanmaması amacıyla 19.07.2015 tarihinden itibaren ikinci bir emre kadar aldırılan emniyet tedbirleri aşağıya çıkarılmıştır. Görev alan tüm personel meydana gelebilecek canlı bomba saldırıları vb. konulara karşı görev yerlerinde dikkatli duyarlı ve müteyakkız bulunacaktır.”

Yani, bir canlı bomba saldırısı beklenti dahilinde. Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün Suruç’a gelmesi de olasılık olarak belirtilmiş yazışmalarda. E o halde? Bu şahıs nasıl üç saat Suruç sokaklarında gezdi? Nasıl emniyet şeridini geçerek saldırının yapılacağı alana geldi?

Suruç Emniyet Müdürü’ne bu uyarılara rağmen yeterli güvenlik önemli almadığı için suçlama yapılarak dava açılıyor. Şimdi ne olması beklenir? Emniyet birimlerinin böyle bir canlı bombayı ve saldırma ihtimalini bilmesine rağmen nasıl sokaklarda saatlerce gezindiğini açıklaması ve görevli emniyet müdürüne yüklü bir ceza verilmesi... Her ikisi de olmuyor. Alay eder gibi Suruç Emniyet Müdürü’ne 7 bin 500 lira para cezası verildi. Hem de 12 taksite bölünerek... Böylece katliamla ilgili tek kamu görevlisine açılan dava da skandal bir biçimde sonuçlandı. Ancak söz konusu soru işaretleri yine ve yine yanıt bulmuş değil.

GÖSTERMELİK YARGILAMA

Dava avukatı Gülhan Kaya’yla konuştuk. ”Etkin bir soruşturma yürütüleceği algısı yaratan soruşturma kurulları gizlilik kararıyla bizi soruşturmadan uzak tutmaya çalıştılar" diyor. Davada 3 savcının değiştiğinden bahsediyor: “Hiçbirinde bu katliamı aydınlatma isteği yok, bu apaçık görünüyor.”

Sözlerine şöyle devam ediyor: “Hangi bağlantılar varsa artık açığa çıkmalı! Diyarbakır saldırısından Ankara Gar Katliamı’na, tüm katliam dosyalarının birlikte ele alınması lazım. Olup bitenler bir ‘ihmal’ ile açıklanamaz. IŞİD’in ülkede elini kolunu sallaya sallaya nasıl bu katliamları gerçekleştirdiği ve hangi bağlantılı siyasi sorumluları varsa açığa çıkmalıdır, yargılanmalılardır.”

İHMAL DEĞİL...

Olup bitenler ortada... Ortalıkta elini kolunu sallaya sallaya gezen IŞİD'liler, elle tutulur bir dava açamayanlar, birbirini kollayanlar... Ortada ne ihmal var, ne de yanılma. Göz göre göre gelen bir katliam ve hala adaletin işlemediği bir hukuk. AKP'nin Suruç Katliamı'yla ilgili tutumu ancak Davutoğlu'nun dediği gibi "Kendini patlatan canlı bombaları yakalayıp adalete teslim etmek..."