Ana içeriğe atla
0%
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
ortaklasa_sayi_1_kapak

CUMHURİYET | Yeni Osmanlıcılık, İttihatçılık, Misak-ı Milli, Toprak Sorunu

Yeni Osmanlıcılık: Emperyalist bir hayal

Orhan Gökdemir

Yayın Tarihi: 13.10.2025 , 16:22 "0 dakikalık okuma süresi"
Osmanlıcılık bir çaresizliğin ürünüydü. Yeni Osmanlıcılık ise o çaresizlik sonucu ortaya çıkan kayıpların telafisine yönelik arayışın ürünü oldu. Bu yola girmek için saltanatı ve hilafeti yüceltmek, bunları yıkanları lanetlemek gerekiyordu.

Osmanlıcılık bir çaresizliğin sonucunda ortaya çıktı. Çok çeşitli kültürleri içinde barındıran Osmanlı İmparatorluğu 1789 Fransız Devrimi’nin etkisiyle sarsılmaya başlamıştı. Milliyetçi eğilimler ortaya çıkmış, ayrılıkçı ayaklanmalar başgöstermişti. Sırp ayaklanması ve İmparatorluk’tan ilk büyük kopuş olan Yunan isyanı Osmanlı’daki bölünme korkusunu tetiklemişti. Balkanlar’daki Hıristiyan unsurların Avrupa’dan aldığı destekle ayaklanmaya katılması İmparatorluğun yönetici sınıfında bir çözüm arayışını zorunlu kılıyordu. İmparatorluğu mevcut haliyle koruyamayacaklarını anlamışlardı. 

Osmanlıcılık bu yeni siyasi iklimde devleti ayakta tutma çaresi olarak geliştirildi.  Buna göre Avrupa’da yayılan milliyetçilik fikirleri, aynı etnik yapıdaki unsurların birleşmesi arayışıydı. Daha geniş çerçeveli ve kapsayıcı bir kimlik oluşturulursa, birliğini arayan etnik unsurlar da bir arada tutulabilirdi. Osmanlı kimliği veya Osmanlı yurttaşlığı milli kimliklerin üzerinde bir çatı kimlik olacaktı. 

Böylece Osmanlıcılık bir siyasi ideoloji olarak ete kemiğe büründü. O ideoloji imparatorluğun önemli dönemeçlerinde yeniden şekillendi. I. Meşrutiyet’le anayasal bir çerçeveye büründü, II. Abdülhamit ve İttihat Terakki döneminde gelişmelere göre yeni şekiller aldı. Bu siyasi ideoloji devleti parçalanmaktan kurtarmaya yönelik bir önlem olarak ortaya çıkmıştı, sonra devletin meşruiyetini dayandırdığı siyasi eşitlik ve hukuk temelli yeni bir yapılanmaya evrildi. 

Yeni Osmanlıların itirazı

Devlet katında kabul gören bu arayış kendi muhalefetini de doğurdu. Tanzimat bürokrasisinin otoriter bir tavırla oluşturmaya çalıştığı “Osmanlı kimliği” Yeni Osmanlılarca uygun bulunmamıştı. Onlara göre Batılı devletlerin baskısıyla ilan edilen Islahat Fermanı halka eşitliği değil azınlıklara ayrıcalığı getiriyordu. Yoldan çıkanı yola koymak için en kısa zamanda meşrutiyetçi bir yönetime geçilmeliydi. Yeni Osmanlı Namık Kemal meşruti idarenin Osmanlı kimliğini pekiştireceğini ve devleti parçalamak isteyen ayrılıkçı hareketleri sona erdireceğini düşünüyordu. Esas olan, siyasi haklarda eşitlik ve ortak vatandı. Ahmet Mithat, Osmanlıcılığın devletin bekası için en emin yol olduğunu savunuyordu. İttihat ve Terakki de bu inancı devraldı ve “Osmanlı halkının milli ve içtimai inkişafını siyaseten teşkil etmek” amacıyla sürdürdü. 

Ancak Osmanlıcılık sadece Müslüman-Türk unsurlar tarafından kabul gören bir fikir akımı olarak kalacaktı. İmparatorluğun Müslüman olmayan unsurları ulusal amaçlarının peşinden gittiler. 19. yüzyılın son çeyreğinde Balkanlar’da yaşanan toprak kayıpları Osmanlıcılık siyasetinin beklenen kaynaşmayı sağlayamayacağını ortaya çıkarmıştı. Bu gelişme Anadolu’ya büyük bir Müslüman göçüyle sonuçlandı. Göç Anadolu’nun demografik yapısını da değiştiriyor, yeni sorunların ebeliğini yapıyordu. İslamcılık da Osmanlıcılığın bir çare olmadığının anlaşıldığı o noktada ortaya çıktı. Artık kurtuluş çaresi devleti Müslüman unsura dayandırmakta ve İslam dayanışmasındaydı. Çaresizliğin ürünü olan Osmanlıcılık, aynı çaresizlik nedeniyle İslamcılığa dönüşmüştü. 

İslamcılık bölücü bir ideoloji olarak ortaya çıkmıştı. Çünkü İslamcılık İmparatorluğun gayrimüslim unsurlarından vazgeçmek anlamına geliyordu. Ancak İslamcılığın da devletin bekası için elverişsiz bir araç olduğu kısa sürede anlaşılacaktı. Balkanlar’daki kaynaşma Ortadoğu’daki Müslüman Arap unsurlara sıçramış, Müslüman topluluklar da Osmanlı’dan kopmak için yollar aramaya başlamıştı. Türkçülük bu gelişmenin ürünü oldu. İttihatçılar bu çaresizliği en fazla hisseden siyasal yapılanmaydı. Gelişmeler onları kısa sürede Osmanlıcılıktan Türkçülüğe sürüklemiş, sahipsiz kalan Osmanlıcılık da İttihatçılara muhalif siyasi fırkaların ideolojisine dönüşmüştü. 

1910’da başlayan isyan ve savaşlar sonucunda Rumeli topraklarının bütünüyle kaybedilmesi Osmanlıcılık arayışını kesin olarak sonlandırdı. Bir Osmanlı milleti arayışı Türk milletinin ilanıyla sonuçlanacaktı.   

İmparatorluğun çöküş döneminde ortaya çıkan fikir akımları, toplumun kurtuluşundan çok “devletin” kurtuluşuyla ilgiliydi. Yusuf Akçura, birer devlet kurtarma planı olan fikirleri “Osmanlı Devleti’nin temel devlet politikası” olarak ele alıyordu. Bunlar da Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük olarak adlandırılan “üç tarz-ı siyaset”ten ibaretti. 

Türkçülük, tarz-ı siyasetlerin en cüretkârıydı. “Fikir” olarak çok yeniydi, hamdı. Irk fikrine dayalı bir “Türk milleti” ise ütopya olmaktan bile uzaktı. Yalnız bazı kolaylıkları vardı: İslam’ı birleştirme fikri, onu kontrol eden “düvel-i muazzama”yı karşısına almak demekti. Halbuki “Türkler” neredeyse sadece bir devletin, Rusya’nın kontrolü altındaydı. İslamcılığın Batı, Türkçülüğün ise Rus veya Moskof düşmanlığının nedeni buydu.

Cumhuriyet ve anti-Osmanlıcılık

Cumhuriyet’i kuranlar Osmanlıcılığın taşıdığı risklerin farkındaydı, gelişmeler onun maddi temelini yıkıp atmıştı, onun bütün kültürel-tarihi mirasını reddetmek tek yol olarak görünüyordu. Türklerin tarihi Osmanlı ve İslam öncesinden geliyordu. Osmanlı-İslam geleneği onu bozmuştu. Kalkınmacı bir Cumhuriyet için Osmanlı parantezinin silinmesi ve İslam’ın da kişisel-vicdani bir pozisyona itilmesi gerekiyordu. İslam-Arap-İran-Osmanlı kültürünün reddi ve yerine Batıcı-rasyonalist ulusal bir kültürün inşası Cumhuriyet’in kültür özetidir.

Kemalist Türkiye, bu nedenle “milliyetçi” tonu bulanık bir “Batıcılık” siyaseti izlemeye çalıştı. “Milliyetçi Batıcılık”tı bu; İslamcılık ve Osmanlıcılıktan kurtulma çabasıydı. Bu siyasetin ayakları üzerinde durmasının tek yolu bir “Türk halkı” oluşturmaktan geçiyordu. Fakat Yakup Kadri’nin “Yaban”ında anlatıldığı gibi, eldeki malzeme bunun için pek elverişsizdi. “Türklük” “din” olmadan maya tutacağa benzemiyordu. Bu çaresizlik de “Milliyetçi Dincilik”in, yani sistemin gericiliğe sığınmasının altyapısını hazırladı. Yeni Osmanlıcılığın geri kalan hikayesi karşı devrim tarihi ile paraleldir. 1950-1980 arasında devrimci cumhuriyet silindi ve Osmanlı-İslam geçmişine geri dönme eğilimleri güçlendi. Laiklik tırpanlandı, tarikatlar ve aşiretler geri döndü. 

27 Mayıs’a karşı 12 Mart-12 Eylül, 28 Şubat’a karşı Ergenekon-Balyoz darbelerinin art alanıdır bu. Türkçülükle yönetemeyeceklerini görenlerin, duvardaki çatlakları İslamcılıkla ve Osmanlıcılıkla kapatma girişimidir.

Osmanlıcılığın yenisinin ortaya çıkışı

Osmanlıcılık bir çaresizliğin ürünüydü. Yeni Osmanlıcılık ise o çaresizlik sonucu ortaya çıkan kayıpların telafisine yönelik bir arayışın ürünü oldu. Bu yola girmek için saltanatı ve hilafeti yüceltmek, bunları yıkanları lanetlemek gerekiyordu. 

Osmanlıcılığın yenisi de doğal olarak laik Cumhuriyet düşmanlığı olarak nüksetti. Hıristiyanlar ayrılıp gittiğine göre projenin biraz İslamcılık ve bir miktar Pantürkizm’le desteklenmesi de gerekiyordu. Yeni Osmanlıcılık Türk-İslam Sentezi kaynaklı yayılmacı-emperyalist bir ideolojidir.

Dillendirilmesi pek yenidir. Kıbrıs’taki çatışmalar vesilesiyle ilk kez Yunanlar tarafından kullanıldı. Türklerin Osmanlılar gibi sınırlarını savaşla genişletmek istediğini ima ediyorlardı. Sonra, 1985’te, İngiliz emperyalizminin “düşünce kuruluşu” Chatham House’un yayınında ortaya çıktı. David Barchard (Turkey and the West, Chatham House Papers, Routledge, 1985) “Yakın gelecekte yeni Osmanlı fikrinin Türkiye için muhtemel bir hedef olabileceğini” öne sürüyordu. Bunlar bir yeni Osmanlı’nın merkezinde durduğu bir planın yürürlükte olduğunun erken habercileriydi. 

Yeni Osmanlıcılıktan önce bu hayal “Büyük Türkiye” diye adlandırılıyordu. Süleyman Demirel ve Necmettin Erbakan bu hayalin erken taşıyıcılarıydı. 
Arada Turgut Özal ve Ahmet Davutoğlu parantezleri var. Davutoğlu “Stratejik Derinlik” adlı kitabında Yeni Osmanlıcılığı Turgut Özal’ın dış politikası ile bağdaştırdı ve İngiliz Milletler Topluluğu’na atıfla, Türkiye’nin de Osmanlı Milletler Topluluğu’nu kurabileceğini iddia etti. 

1990’ların başında SSCB çözülünce, Türk sermayesi arka bahçedeki Türki Cumhuriyetlere yayılabileceklerini düşündü. Özal’ın Körfez Savaşı’nda ABD ile işbirliği yaparak işgalden pay alma arayışı pratik ilk hamleydi. O dönemdeki Kürt açılımı da bu hamleyle ilgiliydi. Yayılmak için Kürtlerle barışmak şarttı. Türkiye emperyal bir vizyonla Kürtlerle beraber büyüyecek, önce bölgesel sonra da küresel bir güç haline gelecekti. Fakat eldeki askeri aygıt ayak sürüyordu. Haliyle ilk sınır ötesi fetih girişimleri “yardım kuruluşu” TİKA ve Fethullahçıların okullarıyla başlatıldı. Sonra orduyu da bu ihtiyaca göre hizaladılar.

Terim son dönemde AKP’nin Kıbrıs, Yunanistan, Irak, Suriye, Libya ve Dağlık Karabağ’daki müdahaleci-yayılmacı dış politikasıyla ilişkilendirildi. Yeni Osmanlıcılık dış politikanın ana yönelimi haline gelmişti. AKP, ABD’nin desteğiyle “İslamcı bir demokrasiyi” bölgeye yayacaktı. Yeni Osmanlıcılık bu süreçte Libya’ya ve Suriye’ye doğrudan müdahale etti. Doğu Akdeniz’de ve Karadeniz’de petrol ve doğalgaz arayışlarına girdi. Rusya’dan S-400 aldı. Başta Somali olmak üzere Afrika kıtasına yerleşmeye çalıştı. Ancak bunların hiçbirini arzuladığı biçimde sonuçlandıramadı. 

Yeni Osmanlı'nın babası kim?

Her ne kadar Osmanlı’ya güçlü göndermeler yapsa da Osmanlıcılık ile yenisi arasında derin farklılıklar var. Osmanlı ve Osmanlıcılık tarihimiz, Yeni Osmanlıcılık ise açık bir ABD-İsrail projesidir. Yeni Osmanlı Projesi (YOP), Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) gibi bir ABD imalatıdır. Her ikisi de ABD’nin bölgesel varlığını sağlama alma ve hareket alanını genişletme yolları olarak projelendirilmiştir. YOP Türkiye’yi Ortadoğu’da bir manivela olarak kullanmak, bu manivelayı da AKP ile yönetmek üzerine kuruludur. Projenin sonuca ulaşması AKP’nin ve Türkiye’nin mutlak kontrolü ile mümkündür. 

Ülkenin kuralsızlaştırılması Yeni Osmanlıcılık için atılmış en önemli adımdır. Bu adımlar 1990’larda dillendirilen “Büyük Türkiye” iddiasının çok ötesindedir. O yıllarda sermaye sınıfı henüz bu iddianın arkasına güç biriktirecek kadar palazlanmamıştı ve gelişmelerle boşalan alanlara yayılmayı hedefliyordu. Bu hayal ABD ile karşı karşıya kalınca çöktü ve sermaye sınıfı geri adım attı. Sonra toparlandı, ABD’nin bölgedeki ve dünya sistemindeki konumunu veri kabul ederek yeniden hamle yaptı. Yeni Osmanlıcılık işte bu hamlenin karşılığıdır. 

Üç tarz-ı siyaset çöktü, geriye Yeni Osmanlıcılık kaldı. Onu da artık tarihimizle değil sermayenin ve emperyalizmin ihtiyaçları ile açıklayabiliriz. Siyasete karşı siyaset, ideolojiye karşı ideoloji. Artık bütün mücadeleler kapitalizme ve emperyalizme karşı bir mücadeledir!

ortaklasa_sayi_1_kapak
Ortaklaşa

İlk sayının dosya konusu Cumhuriyet. Bu dosyada kuruluş sürecinin kazanımları ele alınıyor, özellikle yeni çözüm sürecinde yeniden ve yenilenerek gündeme taşınan argümanlara yanıt verilirken tarihsel gelişmeler kendi koşulları içinde değerlendiriliyor.