Ana içeriğe atla
0%
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
ortaklasa_sayi_1_kapak

CUMHURİYET | Yeni Osmanlıcılık, İttihatçılık, Misak-ı Milli, Toprak Sorunu

Geleceği hayal etmek, hep birlikte

Kaya Tokmakçıoğlu

Yayın Tarihi: 13.10.2025 , 16:28 "0 dakikalık okuma süresi"
Nâzım Hikmet’in mücadelesi, yalnızca bir edebiyatçının mirası değil; Cumhuriyet’in ilk yüzyılında kültür hayatını şekillendiren, sanatçılar arasındaki ilişkileri dönüştüren ve politik yönelimleri etkileyen bir kuvvetti.

Cumhuriyet Devrimi, yalnızca siyasal yapıyı değil, sanatın toplum içindeki yerini de köklü biçimde dönüştürdü. Harf Devrimi’nden Halkevleri’ne, Köy Enstitüleri’nden tiyatro ve müzik alanındaki atılımlara kadar uzanan süreç, sanatın dönüştürücü gücünü toplumun geniş kesimlerine ulaştırmayı hedefledi. Bu dönemde sanat, sadece bireysel bir ifade aracı değil, yeni kurulan Cumhuriyet’in kolektif hayalini kuran, yurttaşlık bilincini pekiştiren bir alan olarak işlev gördü. Tam da bu bağlamda Nâzım Hikmet, şiiriyle ve politik duruşuyla, sanatın toplumsal işlevine yeni boyutlar kazandırdı. Onun zorlaması, yaşadığı dönemde bir “politik özne” olarak sanatçının toplumsal rolünü genişletti: Cezaevi koğuşlarında kalemlerin nasıl tutulduğunu, tiyatro sahnesinde hangi repliğin yankılandığını, bir tuvaldeki fırça darbesini ya da bir gazetenin manşetini etkileyebilecek kadar güçlü bir etki alanı yarattı. 1920’lerin ve 1930’ların Türkiyesi’nde toplumsal adaletin peşinde koşan sanatçılar, Nâzım’ın çevresinde bir araya gelerek bireysel yaratıcılıklarını ortak bir sorumlulukla buluşturdu. Onun etkisi sadece İstanbul veya Ankara ile sınırlı kalmamış, Bursa’daki cezaevi atölyelerinden sahne sanatlarının deneysel alanlarına, gazetelerden müzik ve resim atölyelerine kadar tüm ülkeye yayıldı. 

Nâzım’ın etrafında bir araya gelen sanatçılar, yalnızca bir şairin dostları değil; aynı zamanda ortak bir ütopyanın, daha eşit ve adil bir geleceğin hayalini taşıyan bir kuşağın temsilcileriydi. Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte sanat ve kültür alanında köklü bir dönüşüm yaşanmıştı. Harf Devrimi’nden Halkevleri’ne, Köy Enstitüleri’nden modernleşen kent hayatına uzanan bu süreç, hem yaratıcı bir dinamizm üretmiş hem de derin sınıfsal ve siyasal gerilimler doğurmuştu. Nâzım Hikmet, bu tarihsel bağlamda yalnızca şiirleriyle değil, kurduğu ilişkilerle de öne çıktı. Çevresinde bir araya gelen ressamlar, yazarlar, oyuncular, karikatüristler ve müzisyenler, onunla dostluk ve yoldaşlık bağları kurarken aynı zamanda kendi disiplinlerinde toplumsal gerçekçiliğin, politik duyarlılığın ve estetik yeniliğin izini sürdüler: Eski dünyadan, geri olandan kopma arayışının rengini çaldığı bir ortaklaşmaydı bu.

Örneğin, genç yaşta Nâzım’la tanışarak resme yönelmiş ve yaşamı boyunca şairin politik idealini estetikle birleştiren bir çizgide yürüyen Jak İhmalyan, Bursa Cezaevi’nde Nâzım’dan fırça tutmayı öğrenmiş, hapishane deneyimini hem kişisel hem de kolektif üretimin bir parçası haline getirmiş İbrahim Balaban, Nâzım’ın şiirlerini Fransızcaya kazandıran Bedri Rahmi Eyüboğlu ya da kitap kapakları ve görseller aracılığıyla şairin poetikasına görsel bir eşlik sunan Abidin Dino. Bu örnekler Nâzım’ın etrafındaki ilişkilerin yalnızca kişisel dostluklar olmadığını, aynı zamanda disiplinlerarası bir ortak üretim zemini yarattığını ortaya koyuyor. Yazarların, ressamların ve sahne sanatçılarının, şairin çağrısıyla kendi yeteneklerini özgürce geliştirdiğini, ancak bu özgürlüğün hep halktan ve emekten yana bir duyarlılıkla şekillendiğini izleyicisine gösteriyor.

Nâzım Hikmet’in politik etkisi, yalnızca dostluk ve sanat üretimiyle sınırlı kalmamış, mücadele ve dayanışma bağlarında da kendini göstermiştir. Orhan Kemal ve Kemal Tahir, şairle aynı koğuşta yazmaya başlamış, bu ortak deneyim hem kişisel hem de toplumsal gerçekçiliğin şiir ve romanlarda ifadesini güçlendirmiştir. Zekeriya ve Sabiha Sertel çifti, “Resimli Ay” dergisi ve “Tan” gazetesi aracılığıyla Nâzım’ın hem şiirsel hem politik üretimine alan açmış, “Putları Yıkıyoruz” kampanyasında yan yana yürümüşlerdir. Semiha Berksoy ise Nâzım’ın şiirini sahnede, radyoda ve operada seslendirerek şairin mesajını toplumsal belleğe taşıyan bir aracı olmuştur. Bu örnekler, Nâzım’ın çevresinde toplanan sanatçı ve aydınların, yalnızca bireysel başarılarına değil, kolektif bir politik ve estetik sorumluluk anlayışına sahip olduklarını göstermektedir. Ortak üretim, kişisel yetenekleri beslerken aynı zamanda toplumsal ve ideolojik bir zemine kök salmıştır.

Ortak hayal kurmaya davet

Şairin 62. ölüm yıldönümünde Nâzım Hikmet Kültür Merkezi tarafından açılan “Ortak Hayal” sergisi, tam da bu etki alanını ve ortak yürüyüşleri görünür kılmayı amaçlıyor. Sergi, geçmişle bugün arasında bir köprü kurarak Nâzım’ın ve çevresindeki sanatçıların hayallerinin, bugün de kolektif ilham ve dayanışma için bir kaynak olduğunu gösteriyor. 

Ekim ayının sonuna kadar açık kalacak olan “Ortak Hayal” sergisi, Nâzım Hikmet’in etrafında şekillenen bu kolektif üretim ve dayanışma deneyiminden ilham alıyor. Geçmişin sanatçıları, yalnızca kendi alanlarında eser üretmekle kalmamış; toplumsal sorunlara duyarlılıklarını tuvale, romana ya da sahneye taşıyarak estetik bir dile dönüştürmüş, birbirlerinin yollarını güçlendirmişlerdir. Bu bağlamda sergi, geçmişten bugüne uzanan, güncel bir çağrı niteliği taşıyor: Günümüzün ortak hayali, bireysel başarıların ve yeteneklerin ötesinde, dayanışma, paylaşım ve toplumsal sorumlulukla şekilleniyor. 

Nâzım’ın çevresinde oluşan görünür ve görünmeyen bağlar, bugün de yaratıcı sanat emekçileri için bir ilham kaynağı olmaya devam ediyor; estetik ve politik kaygıları birbirinden ayırmadan, kolektif bir bilinçle üretmenin önemini hatırlatıyor. Sergi, yalnızca geçmişe bir saygı duruşu olarak değil; bugünün ve yarının ortak hayallerine açılmış bir pencere olarak da okunabiliyor. Ve belki de en önemlisi, Nâzım Hikmet’in hayalini paylaştığı tüm sanatçıların gösterdiği gibi; ortak bir hayal, ne kadar farklı disiplinlerden ve yaşam deneyimlerinden gelinirse gelinsin bir araya geldiğinde toplumu dönüştürme gücüne sahip oluyor. Bu sergi, o hayalin ışığını bugün yeniden yakıyor ve ziyaretçisini, geçmişin kolektif yaratımından güç alarak kendi ortak hayallerini düşünmeye davet ediyor.

ortaklasa_sayi_1_kapak
Ortaklaşa

İlk sayının dosya konusu Cumhuriyet. Bu dosyada kuruluş sürecinin kazanımları ele alınıyor, özellikle yeni çözüm sürecinde yeniden ve yenilenerek gündeme taşınan argümanlara yanıt verilirken tarihsel gelişmeler kendi koşulları içinde değerlendiriliyor.