Lübnan izlenimleri: ‘Öcü alınacak, göreceksiniz’
Beyrut'un Dahiye semti, Eylül 2025. (Fotoğraflar: Yiğit Günay)
Charles Helou Caddesi üzerinde aracı sağa çekip iniyoruz ve hepimiz bakışlarımızı sanki bir Jenga oyununda altlardaki en zorlu tahta parçalar çekilmiş de sıradaki kişi bir tahta daha çekiverse tepetaklak düşüverecek gibi görünen binaya sabitliyoruz.

Eski bir tahıl ambarı bu.
Adnan yanaşıyor. Gözlerini kalıntıdan ayırmadan, “Ayakta kalan bir tek bu oldu” diyor.
2020’nin Ağustos ayında Beyrut Limanı’nda yaşanan dev patlamadan geriye, Murat Germen’in distopik kent fotoğraflarından fırlamış anıtsal bir heykel gibi, çöktü çökecek bir ambar kaldı.
Ta 2014 yılında borçları çok birikince terk edilen bir gemiye Beyrut Limanı yönetimi el koymuştu. Altı yıl sonra, ambarlarda çıkan yangın gemiye sıçradı, altı yıldır gemide yüklü, öylece bekleyen 2 bin 750 ton amonyum nitrat patladı.
“Sadece Lübnan’ın değil, Suriye’nin, bölgenin denize açılan kapısıydı bizim liman” diyor Adnan. “Ne oldu patlamadan sonra? Ticaret Hayfa Limanı’na kaydı. Suriye zaten malum. Doğu Akdeniz’in en önemli limanı İsrail’inki haline geldi.”
Beyrut Limanı’ndaki patlamadan bir ay sonra, Trump, Körfez Arap devletleriyle İsrail’in arasını bulmuş, İbrahim Antlaşmaları imzalanmıştı.
Lübnan çöküyor, İsrail yükseliyordu.
Dahiye Doktrini: Hedef sivil yerleşimler oldu
Adnan 30’larında, Dahiyeli. Dahiye, Beyrut’un yoksul Şii semti.
Aynı zamanda, İsrail ordusunun kötü şöhretli doktrinlerinden birine adını veren bölge.
Dahiye Doktrini, 2006’da İsrail Lübnan’a saldırdığında ortaya çıktı. Lübnan’ın Filistin’e, dolayısıyla İsrail işgali altındaki kısmına komşu olan güney bölgesi, nüfus olarak Şii ağırlıklı. Tarihsel olarak burası, direniş kültürünün kalbi. 1982’de Komünist Parti, Lübnan Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni kurduğunda en büyük silahlı güç güneydeydi. Güney Lübnan’da yaşam biçimi, direniş etrafında şekillenmişti.
2006’da da durum değişmedi. İsrail ordusu güneyde hezimete uğradı. İşgalciler, 25 kilometre ancak ilerleyebildiler. Karada kaybetmişlerdi.
Fakat o zamanlar da İsrail’in esas gücü havadaydı. İşte doktrin, bu yüzden ortaya çıktı. Kuşaklar boyu direnmiş, evlerini de, köylerini de, bedenlerini de, zihinlerini de buna göre şekillendirmiş köyler Merkava tanklarını patır patır yok ederken İsrail’in ABD yapımı uçakları, Beyrut’un Dahiye semtini yerle bir etmeye başladı. Amaç sivil altyapıyı tamamen yok etmek, yerleşim alanlarında terör estirmek ve direnişin belini böyle bükmekti.
2006 savaşının İsrailli komutanlarından Gadi Eyzenkot, iki yıl sonra, “Bize göre bunlar askeri üslerdi” diyecekti Dahiye ve direnen tüm köyler için: “Plan onaylanmıştı”.
Aynı doktrin, 2008’deki Gazze saldırısında da kullanıldı. Aslında karmaşık bir şey yoktu ortada: Sivil yerleşim alanlarını yok etmeye gözünü dikmiş ve gözü dönmüş bir devletin terör politikasıydı Dahiye Doktrini.
Tıpkı şu an Gazze’de, olabilecek en uç şekilde, zırhlı araçların eşlik ettiği buldozerlerle uygulandığı üzere.
Geçen yıl İsrail bir kez daha Lübnan’a saldırdığında Dahiye Doktrini yine devreye sokuldu. 2024 Kasım ayının başında, savaş hâlâ sürerken TKP heyeti olarak Lübnan’a gittiğimizde Dahiye, bir hayalet şehir görünümündeydi. Bir kısmı yıkılmış, bir kısmı Beyrut Limanı’nda son ambar gibi aldığı hasara rağmen ayakta kalmayı başarmış toprak rengi apartmanlar tamamen terk edilmişti.
Dahiye sokaklarında dolaşırken Adnan’a, insanların mahallelerine, evlerine dönmesinin kaç gün sürdüğünü soruyorum. “Ne günü” diyor, “ateşkes imzalandı, bir saat içinde herkes yola çıkmıştı”.
alan bölgelerden. Dahiye’de ayakta kalan binaların sakinleri evlerine döndü, ancak yıkılan binaların molozları kaldırılabilmiş değil.
Adnan, Lübnanlı bir komünist. Filistin ve Lübnan halklarıyla dayanışma toplantısı için 24 ülkeden gelen temsilcilere, bize eşlik edenlerden biri. “Partinin esas gücü buralardan, Dahiye gibi işçi sınıfı mahallelerinden çıkıyor” diyor.
“Evet, ülke genelinde örgütlüyüz. Zaten mezhep temelinde örgütlenmeyen yalnızca biz varız. 1980’lerin ortalarında parti, çok büyük bir kutlama düzenlemişti, çünkü parti üyesi bulunmayan tek bir köy, tek bir mahalle kalmamıştı. Hâlâ yaygın parti, ama belkemiğini oluşturanlar, emekçi mahallelerinden çıkanlar.”
‘Trump'ın iş bitirici paralı askeriyim’
İsrail, geçen yılki işgal girişiminde karada yine başarısızlığa uğradı. Hâlâ, anlaşmanın aksine, Güney Lübnan’dan çekilmiş değiller. Bu kez Lübnan hükümetini, Hizbullah başta olmak üzere tüm direniş gruplarını silahsızlandırmaya zorluyorlar.
Adnan, “Yeniden iç savaşa zorluyorlar” görüşünde, “ve uzak bir olasılık değil bu, bir kez daha çatışmalar başlayabilir.”
Aynısını ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack da söyledi. Erdoğan dahil dünya liderlerinin BM Genel Kurulu için New York’a gittikleri ve Trump’la baş başa beş dakika görüşebilmek için kırk dereden su getirdikleri günlerde Barrack, The National’a verdiği mülakatta, “Lübnan hükümetine yolu gösterdik, ama iç savaştan korkuyorlar, harekete geçemiyorlar” dedi.
Barrack’ın kendisi de Lübnan asıllı. Daha doğrusu Osmanlı zamanında, 1900’lerin başında Levant’tan ABD’ye göç etmiş Maruni Hıristiyan bir ailenin çocuğu. Lübnan’ı iyi tanıyor. Ve tam bir sömürge valisi gibi, Lübnan’dan tiksiniyor. Ağustos’ta Beyrut’ta bir basın toplantısında gazetecilere, “Hayvan gibi davranmayın” diye hakaret etmişti. Son mülakatında aynı küçümseyici tavır, yüzünün kıvrımlarının aldığı şekilden dahi okunuyordu.
Küstah ve açıksözlü, ABD Ankara Büyükelçisi, “Ben diplomat değilim, Trump’ın iş bitirici paralı askeriyim” dedi aynı mülakatta. Fakat esas veciz ifadesinin üzerinde pek durulmadı.
“(Ortadoğu’da) hiçbir zaman barış olmamıştır. Muhtemelen de hiçbir zaman olmayacaktır” dedi Barrack. “Çünkü herkes meşruiyet için savaşıyor. İnsanlar sınırlar için savaştığını söyler. Ama savaştıkları bu değildir. Sınır müzakerenin bir aracıdır. Sonunda birisi hakimiyet kurmak ister, bu da birisinin boyun eğmesi gerektiği anlamına gelir. Dünyanın o kısmında, Arapçada boyun eğmek anlamına gelen bir kelime yoktur. Boyun eğmeyi akılları almaz.”
Boyun eğmek için “submit” sözcüğünü kullanıyor, aynı zamanda “teslim etmek” anlamına geliyor. Lübnan direnişi, Filistin direnişi boyun eğsin ve silahları teslim etsin istiyor. FHKC ve FDKC temsilcileri, “Bizim de silahlarımızı teslim etmemizi bekliyorlar” diyor, Beyrut’taki Filistin Kampı Mar İlyas’ta yaptığımız görüşmede. “Oysa silahları teslim etmek, boyun eğmek ölümdür bizim için.”
Ama esas veciz sözü bu değil. “Sınır, müzakerenin bir aracıdır” derken bu kez, “currency” sözcüğünü kullanıyor, “para birimi” anlamına geliyor. Para, bir boş göstergedir, kullanım değeri yoktur; mübadelenin, takasın, değiş tokuşun rakamsal ifadesidir. Alışverişten soyutlandığında değersizdir.
Sınırları böyle görüyor Trump’ın paralı askeri. Ona göre birer çizgidir. Kültürden, insandan, yaşamdan, topraktan, vatanla kurulan bağdan, memlekete bağlılıktan, köklerinden gelen gururdan azadedir. Masa başında alınır, verilir. Sınır müzakerenin aracıdır. Amacı, boyun eğdirmektir.
‘Umarım gelen gideni aratmaz’
Lübnan bizim Akdeniz bölgesine benzer. Kıyıdaki ovalar, denize paralel yükselen Lübnan Dağı’yla sınırlanmıştır. Tıpkı Antalya gibi aşağıda kumsalda denize girerken, yukarıda dağda kayak yapabilirsiniz.
Tıpkı Antalya gibi yönü bellidir. Kıyıya paralel, güney-kuzey doğrultusunda tek bir anayolu vardır. Başka türlü ilerlemek için dağı aşmanız gerekir.
kaçmak zorunda kalan 1 milyondan fazla Lübnanlı’dan biri. Fotoğraf, 2024 Kasım ayında, savaş sürdüğü sırada, Berce’de Lübnan Halk Yardımlaşma Derneği’nin barınma alanı haline getirdiği okul binasında çekildi.
İsrail’in 1947’den beri Lübnan’ı bir türlü kalıcı olarak işgal edememesinin bir sebebi de bu coğrafyadır. İsrailliler için ülkenin tek girişi vardır. O girişten, güneyden, direniş artık hayat biçimleri olmuş köyler geçit vermez siyonistlere. Doğudansa Lübnan dağı.
Ama Erdoğan hükümetiyle el ele Suriye’yi çökerten İsrail, şimdi Suriye topraklarında adım adım Lübnan’ın doğu sınırından yukarı ilerliyor. “Lübnan’a bir girişe daha sahip olmak istiyorlar. Eğer İsrail kuzeyden de gelirse…”
Eski cihatçı, yeni kravatlı Ahmed el Şara’nın, İsrail’le gizli görüşmelerde, “Size güneyde Golan Tepeleri’ni bırakalım, biz de Lübnan’ın kuzeyinden toprak alalım” dediği söyleniyor. İnsan sınırların böyle kolaylıkla müzakerenin para birimi haline geldiğini görünce akıl hocasının kim olduğunu merak ediyor. Lübnan’ın kuzeyinde, Trablus civarında, Sünni nüfus ağırlıkta. Şara, cihatçı çeteleri buraya akıtmayı aklından geçiriyor.
İsrail’in aklı, Dürzilerde.
Eski dostum Hiba ile on yıl sonra Beyrut’ta buluşuyoruz. 40 yaşında bir bilgisayar mühendisi. “Uzaktan çalışıyorum madem” demiş, yeniden ailesinin yaşadığı, dağdaki Dürzi köyüne yerleşmiş.
“Bir komşu kadın vardı köyde, 80 yaşında, Suriyeli Dürzi. Geçen yıl yeniden Suriye’ye gitti. Esad devrilince anneme mesaj atmış, ‘Bana tebrik mesajı göndermediniz’ diye. Annem, ‘Ne diyeyim, umarım gelen gideni aratmaz’ deyince, ‘Kimse Esad’dan daha kötü olamaz’ diye yanıt vermiş.”
“Çeteler Süveyda’ya saldırdığında, evinin salonunda, koltukta otururken öldürdüler eski komşumuzu.”
İsrail hakimiyet kurmak istiyor. Dürzilerin boyun eğmesi bekleniyor.
‘Geçen yılın öcü alınacak’
Charles Helou Caddesi üzerinde, karşıdaki ambara bakarken, Adnan, “Göreceksin, öcü alınacak” diyor. “2006’yı hatırlamayan Lübnanlı yeni kuşak da İsrail’i tanıdı. Bu iş burada kalmaz, mesele kapanmadı. Lübnanlılar dişlerini sıkıyor, bekliyor ama boyun eğmiyor. Geçen yılın öcü alınacak.”
Ortadoğu’daki tüm ülkeler, karşımızdaki tahıl ambarına, üst üste yığılmış tahta parçalarına benziyor. Patlamaya hazır 2 bin 750 ton amonyum nitrat üzerine duruyor. Alttan sürekli parçalar çekiliyor, temeller giderek sarsılıyor ama birileri üste yeni parçalar koymaya uğraşıyor.
Ortadoğu, sil baştan, bütün parçaları bir araya getirip baştan inşa edecek yapıcılarını bekliyor.
İlk sayının dosya konusu Cumhuriyet. Bu dosyada kuruluş sürecinin kazanımları ele alınıyor, özellikle yeni çözüm sürecinde yeniden ve yenilenerek gündeme taşınan argümanlara yanıt verilirken tarihsel gelişmeler kendi koşulları içinde değerlendiriliyor.