Ana içeriğe atla
0%
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
ortaklasa_sayi_1_kapak

CUMHURİYET | Yeni Osmanlıcılık, İttihatçılık, Misak-ı Milli, Toprak Sorunu

Cumhuriyet’in çözemediği toprak sorunu ve aşiretler

Nevzat Evrim Önal

Yayın Tarihi: 13.10.2025 , 16:24 "0 dakikalık okuma süresi"
Güncelleme Tarihi: 15.10.2025 , 13:19
Anadolu’nun işgaline karşı direniş gösteren toprak beyleri, bu hareketleriyle devrimin ilerici değerlerini mi kucaklıyordu yoksa kendi sınıfsal çıkarlarını mı savunuyordu? Bu beyler nasıl isyancı oldu? Cumhuriyet’in kuruluşunda toprak sorununa neden bir çözüm bulunamadı?

Gerçek toplumsal sorunlar birdenbire ve birileri istedi diye ortaya çıkmaz, bir tarihsel zeminde yükselir ve hemen her zaman siyasi, ideolojik alanda birden fazla maddi meselenin yansıması olarak şekillenirler.

Türkiye’nin Kürt sorunu da böyledir. Türkiye Komünist Partisi’nin son dönemde sıkça dile getirdiği “Türkiye’de diğer konulardan ayrı, bağımsız bir Kürt sorunu yoktur” saptaması yüzde yüz doğrudur. Bugün Kürt sorunu olarak tanımlanan somut olgunun yüzlerce yıllık bir tarihsel arka planı ve maddi kaynakları vardır.

Bu yazıda Cumhuriyet’in kuruluş sürecinin en çelişkili başlıklarından biri olan toprak meselesinin Kürt sorununa nasıl zemin sağladığını inceleyeceğiz.

Toprak beyleri ve Osmanlı

Osmanlı İmparatorluğu hiçbir zaman özendiği Roma’nın en güçlü dönemindeki gibi merkezi bir otoriteye sahip olmadı. İmparatorluğun maliyesi fetihlerden elde edilen ganimetlere ve toprak dışındaki kaynakların (bilhassa da ticaretin) vergilendirilmesine dayalıydı. Topraktan elde edilen ekonomik artığa ise esasen yereldeki egemenler el koyardı. 16. yüzyıldan itibaren bir yanda fetihlerin durması, diğer yanda coğrafi keşifler sonucunda imparatorluğun dünya ticaretinden görece izole olmasıyla Osmanlı büyük bir mali bunalım içine girdi ve bunu toprak gelirlerinin merkezileştirilmesine yönelik çabalarla aşmaya çalıştı.

Toprağı kontrol eden yerel egemenler bu dönüşüme direndi. Yaklaşık üç yüzyıl boyunca, becerikli isyan edenin resmi sıfatlar elde ettiği, Saray ile yerel egemenler arasında sürekli toprağın nasıl vergilendirileceğinin (zaman zaman silahlı) pazarlığının yapıldığı bir dönem yaşandı. Örneğin Osmanlı modernleşmesinin en önemli belgelerinden biri olan, kimileri tarafından “Osmanlı Magna Cartası” olarak tanımlanan Sened-i İttifak’ın son maddesi, her yerellikte vergilerin padişahın vekili ile yerel egemenler arasında müzakerelerle belirleneceğini karar altına alıyordu.

Aradaki önemli fark şuydu: Magna Carta’nın da Sened-i İttifak’ın da konusu monarşinin vergi salma gücünün sınırlandırılmasıydı; ama İngiltere’de karşı taraf kentli burjuvazi, Osmanlı’da toprak beyleriydi. Bu, Türkiye’nin burjuva devrimine önemli bir sorun devretti.

Cumhuriyet kurulurken...

Devrime katılan toprak beyleri, Milli Mücadele’ye Anadolu’nun işgali sınıfsal çıkarlarına tamamen aykırı olduğu için destek vermişti. Bu mücadele sonuçlandığında Mustafa Kemal’in ifadesiyle bir emrivaki haline gelmiş olan Cumhuriyet’i ise kabullenmek zorunda kaldılar. Onlara kalsa daha zayıf bir merkezi otoriteyi tercih ederlerdi ancak 1923 Ekim’inde Anadolu’da bağımsız bir ülke kurup yaşatmanın tek yolu üniter bir cumhuriyet, ayrıcalıklarını korumanın tek yolu ise bunu kuracak devrim sürecinin içerisinde kalmaktı. Yani toprak beylerinin Kemalist devrime katılan kesimi, bunu devrimin ilerici değerlerini benimsedikleri için değil kendi çıkarlarını korumak için, yani gerici saiklerle yapmıştı ve onların sınıfsal çıkarları sürekli olarak devrimin ilerletmeye çalıştığı toplumsal çıkarlarla çelişiyordu.

Somutlayalım: Cumhuriyet’in kuruluş yılları boyunca temel ekonomik mesele, kalkınmanın maddi kaynağının nereden bulunacağıydı. Bunun olağan yolu tarımdan sanayiye, kırdan kente kaynak aktarılmasıydı ancak aynı başlıkta yüzyıllarca Osmanlı monarşisiyle çekişmiş olan toprak beyleri şimdi Cumhuriyet’in yüzü suyu hürmetine ayrıcalıklarından vazgeçecek değillerdi.

Yaşanan çelişki o kadar ilginçti ki, devrime katılmayan toprak beylerinin isyanları da devrime katılanların çıkarlarını ilerletiyordu. İzmir İktisat Kongresi’nde, toprağa yönelik temel vergi olan Aşar’ın kaldırılması karar altına alınmış; ancak bu vergi 1925’e kadar kaldırılmamıştı. Zira geri kalmış Türkiye’deki en büyük ekonomik faaliyet tarımdı ve bunun vergilendirilmesi bütçe gelirlerinin neredeyse yüzde 30’unu oluşturuyordu. Yasa tasarısı, konu Meclis’te yirmi altı kez görüşüldükten sonra 10 Şubat 1925’te tartışmaya açıldı, birkaç gün sonra Şeyh Sait isyanı çıktı ve konu bir hafta içerisinde hızla toprak beylerinin çıkarları doğrultusunda, 1 ret 151 kabul oyuyla karara bağlandı. Böylece Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde, neredeyse bütün burjuva devrimlerinin temel ekonomik meselesi olan toprak rantının vergilendirilmesi konusunda, tamamen toprak beylerinin dediği oldu.

Cumhuriyet'in freni olan toprak beyleri

Başka pek çok konuda kendisini Osmanlı’nın çürümüş mirasından kurtarabilen cumhuriyet, toprak mülkiyeti ve toprak beyleriyle ilişki konusunda, bilhassa da Kürt coğrafyasında bir kopuş gerçekleştiremedi. Bunun yerine bu kesim, devrim sürerken devrime, sonrasında da merkezi devlete destek verenlerle vermeyenler biçiminde kategorize edildi ve Anadolu kırsalı büyük ölçüde kayırılan “makbul” toprak beyleri dolayımıyla yönetildi. Bu ikilik, her zaman Dersim’de Diyap Ağa ile Seyit Rıza arasındaki ayrım kadar keskin olmasa da Cumhuriyet’in taşra politikasında daima baskın bir unsur oldu.

Mustafa Kemal Atatürk ile Diyap Ağa.

Yoksul köylülük ile devlet arasında böyle bir ayrıcalıklı konuma yerleşen toprak beyleri, doğal olarak elde ettikleri politik gücü de konumlarını zayıflatacak her ilerici hamleyi engelleme yönünde kullandı. Örneğin toprak reformuna yönelik her girişim toprak beyleri tarafından engellendi.

Sabiha Sertel anılarında, devrimin önemli kadrolarından Mazhar Müfit’le arasında geçen aşağıdaki diyaloğu aktarır:

“Pekâlâ,” dedim, “şimdi Mecliste eşraf, toprak ağaları, hacılar, hocalar yok mudur? Bunlar Mustafa Kemal’in reformlarını destekleyecekler midir? Bu gericiler yine reformlara karşı geleceklerdir. Mustafa Kemal halka değil bu gerici kuvvetlere dayanıyor. Anayasada toprak reformunu, işçi haklarını sağlayacak maddeler yok. Türkiye sınıfsız bir toplumdur, diyorlar. Ezilen işçiler, köylüler haklarını nasıl koruyacaklardır?"

Mazhar Müfit bu defa kızmadı. Düşünerek cevap verdi: “Mustafa Kemal birçok reformlar yapmak istiyor. Toprak reformu için burada ağalarla, özellikle Kürt ağaları ile Kürt mebuslardan Feyzi Bey’ler ve diğerleri ile konuşmalar yaptı. Bu reform meselesi, çok çetin bir mesele. Ağalara toprak reformunu anlatmak imkânsız. Bu reformu ele almak, bütün ağaları, eşrafı kaybetmek demektir. Şimdilik toprak reformu defterini kapadık.”

Toprak reformunun yapılamaması

Gündem tabii ki kalıcı olarak kapanmadı, ama her açıldığında toprak beylerinin şiddetli itirazlarıyla karşılaştı. Bu itirazlarda temel argüman toprak reformunun mülkiyetin dokunulmazlığı prensibine aykırı olduğu ve mülksüzlerin aklına (hele ki ayakların baş olduğu Sovyetler Birliği’nin dibinde) kötü şeyler getireceğiydi.

Bu konuda en ilginç karakter, 23 Nisan 1920’de açılan Birinci Meclis’ten itibaren sekiz dönem boyunca Eskişehir mebusu olan, Cumhuriyet’in ilanından sonraki ilk meclis olan ikinci yasama döneminde CHP’den aday gösterilmemesine rağmen bağımsız adaylığını koyarak seçilen ve buna rağmen başına bir şey gelmeyen Emin Sazak’tır. Emin Bey bu süre boyunca mecliste toprak beylerinin sözcüsü olmuştur.

Kendisinden iki alıntı yapacağız. Birincisi 1933’ten. Meclis’te “Doğu bölgelerinde yoksul çiftçiye dağıtılacak arazi kanunu” tartışılmaktadır ve büyük arazilerin bir kısmının topraksız köylülere dağıtılabileceği gündeme gelmiştir. Emin Bey söz alır:

Büyük arazilerin paylaşımı meselesini anlayamadım. Büyük arazilerin paylaştırılması için yeni bir karar mı veriliyor, yeni bir kanun mu yapılıyor? Partinin prensibinde ve BMM prensiplerinde böyle bir esas yoktur. Toprak sahibi olmak bu memlekette ayıpmış gibi bir manzara ortaya çıkıyor. Yavaş yavaş büyük mal sahibi olmak, çok para sahibi olmak kötü görülmeye başlanırsa bunun sonu nereye varır?

İkincisi 1945’ten. Bu kez iş ciddiye binmiş, toprak reformuna yönelik bir yasa tasarısı (Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu) meclise gelmiştir. Tartışmanın bir noktasında, tasarıyı hazırlayan Şevket Raşit Hatipoğlu ile Emin Bey arasında gerilim yaşanır. Emin Bey tasarıyı geri çekerlerse devlete 30 bin dönüm toprak hibe edeceğini söyler. Hatipoğlu sorar: “Kanunla alsak ne olur?” Yanıt şöyledir:

Kanunla olmaz. Devlet araziyi zorla alırsa, Eskişehir havalisinde Emin Sazak ölür. Ben köyde karısı ölene tekrar yardım eder, evlendiririm. Öküzü ölene öküz alıveririm, biz yüze gelmiş insanlarız, bu düzeni bozarsanız, vallahi arkadaşlar, memleket size kıyamete kadar beddua eder.

Tasarı yasalaşacak ancak birkaç göstermelik vaka dışında uygulanmayacaktır. Uygulanmamasının sebebi de tartışmanın karar oturumunda son karşı sözü alan Emin Bey’in uyarısıyla ilgilidir:

İnsanların çamurunu değiştiremeyiz ki. Birisi kumandan olur, mareşal olur, öbürü de er olur. Hepsini mareşal yapamayız. Arkadaşlar, bu işçi işi bütün köyleri altüst eder. Çiftçiler kendisini nispeten kurtarır. Ama bu prensip kabul edilince, yarın işçinin şu apartmanın bir odasını da istemek hakkı olacaktır.

Sonuçsuzluktan çıkartılacak sonuçlar

Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan itibaren bilhassa Kürt coğrafyasında eşitsiz toprak mülkiyeti ve bunun üzerine kurulu aşiret yapılarını, tamamen veri almasa da dağıtmak için güçlü bir irade gösteremedi. Zamanla aşiretler kapitalist piyasa ekonomisinin bir parçası oldu, ona uyum sağlayacak biçimde dönüştü ve çoğu, bütünlüklerini korudu. Kürt sermayesi de Türkiye kapitalizmi içerisinde yerini böyle buldu.

Türkiye kapitalizmi olgunlaştıkça eşitsizlikler azalmadı, arttı ve aşiretler yoksul mensuplarının gözünde (tıpkı tarikatlar gibi) onları sadece kullanıp sömüren değil aynı zamanda işsizlik, sefalet ve güvencesizlik dolu dünyada koruyup kollayan yerler haline geldi. Hemşehriliğe ya da etnik kimliğe dayanan bu aidiyet, bilhassa kayıt dışı ekonominin gerektirdiği suç ortaklığının kurulmasını da kolaylaştırıyor.

Bu ortamda aşiret yapılarının piyasa ekonomisinin işleyişinin olağanlığında zaman içerisinde çözülüp dağılmasını beklememek gerekir. Toprak mülkiyetinden doğmuş bu yapıların her biri bugün birer holding olmuştur. Dolayısıyla özel mülkiyeti kökten reddeden ve toplumsal eşitsizlikleri bu eksende ortadan kaldırmayı hedefleyen bir devrimci ideoloji dışında; sistemin köklü bir parçası olan aşiret yapılarını eleştirmek bir yandan dut yiyip bir yandan da “ağaç sinek yapıyor” demek gibidir.

ortaklasa_sayi_1_kapak
Ortaklaşa

İlk sayının dosya konusu Cumhuriyet. Bu dosyada kuruluş sürecinin kazanımları ele alınıyor, özellikle yeni çözüm sürecinde yeniden ve yenilenerek gündeme taşınan argümanlara yanıt verilirken tarihsel gelişmeler kendi koşulları içinde değerlendiriliyor.