Ana içeriğe atla
0%
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
ortaklasa_sayi_1_kapak

CUMHURİYET | Yeni Osmanlıcılık, İttihatçılık, Misak-ı Milli, Toprak Sorunu

Çin’in gövde gösterisi

Fotoğraf: Xinhua

Ayhan Keser

Yayın Tarihi: 13.10.2025 , 16:26 "0 dakikalık okuma süresi"
Çin, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunu ifade eden Zafer Günü’nün 80. yıldönümünde yaptığı gövde gösterisi ile Batılı emperyalistlere önemli bir mesaj vermiş oldu. Mesajın askeri ve siyasi boyutları önümüzdeki dönemde uluslararası gündemi etkileyecek.

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesine Rusya, Çin ve Hindistan devlet başkanlarının verdiği samimi görüntü damga vurdu. Çin ile gerilimli ve ABD ile müttefik olan Hindistan’ın Rusya-Çin “kutbu”na yaklaştığını düşünenlere, “Rusya ve Hindistan’ı Çin’e kaptırdık” diyen Trump’tan da destek geldi. 

Trump’ın Yeni Delhi’ye altı ay büyükelçi atamaması, Rusya ile ticareti nedeniyle yüzde 50 ek vergi getirmesi gibi gelişmeler ABD-Hindistan ilişkilerini germişti. Bu açıdan verilen üçlü görüntü manidar ancak buradan ABD karşıtı bir işbirliği beklemek doğru değil. Hindistan’ın stratejik rakibi Çin ve ABD ile yaşanan gerilim, Hindistan burjuvazisinin temel kararını değiştirmeye yetmez. Ayrıca uluslararası alanda kalıcı bir ittifak sisteminin henüz oluşmadığı, herkesin sürekli manevra yaptığı da unutulmamalı; ki Hindistan Başbakanı Modi de Çin’in asıl gövde gösterisi olan Zafer Günü geçit törenine katılmadı.

Zafer Günü'nde gövde gösterisi

Şi Cinping’in geçit törenindeki konuşmasının bazı vurguları doğrudan II. Dünya Savaşı ve sonrası döneme göndermeler barındırıyor. Mao’nun 1 Ekim 1945’te Tiananmen’de Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan ettiği yerde Şi Cinping de, “Çin ulusunun yeniden dirilişi durdurulamaz!” diyerek meydan okudu.
Yüz yıllık aşağılanma döneminin acıları ve ondan kurtuluş süreci Çin toplumunun belleğinde her zaman diri tutulmaya çalışılıyor. Ancak törenin önemi bu ve benzeri önemli göndermelerden ibaret değil. 

Türkiye’nin, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar tarafından temsil edildiği törene 26 ülke devlet başkanı ve çok sayıda uluslararası konuk katıldı. Protokol alanına yürürken Şi Cinping’in iki yanına Putin ile Kim Jong-Un’u alması, Trump başta olmak üzere Batı dünyasına karşı bir mesaj olarak yorumlandı ve bunun bilinçli bir tercih olduğu açık. Çin bu sembolik adımla ABD’nin ne düşündüğünü önemsemediğini vurguladı. 

Can alıcı nokta ise Çin’in bazılarını ilk kez sergilediği askeri kapasitesinin gelişkinliği oldu. Çin ile ilgili yaygın kanı askeri kapasitesinin ekonomik gücünün çok gerisinde kaldığı şeklindeydi. Yıllardır bu alandaki eksikliklerini gidermek için büyük çaba sergileyen Çin, bu törenle askeri açıdan katettiği mesafeyi de dosta düşmana sergiledi. 

Aktif bir cephesi bulunmayan Çin ile ilgili handikaplardan biri de geliştirdiği silahları “sahada” deneyememesiydi. Hindistan-Pakistan savaşında Çin malı J-10C savaş uçakları Hindistan envanterindeki Fransız malı muadillerine üstün geldi. 12 günlük İran-İsrail Savaşı’nda da Çin’in İran’a mühimmat gönderdiğine dair haberler basında yer aldı. 

Elbette Çin böyle bir mühimmat desteğinde bulunduğunu kabul etmedi. Ancak Netanyahu’nun Çin’i İsrail’in altını oymak ve izole ederek güvenlik tehdidi oluşturmakla suçlaması Trump’a daha sıkı sarılma çabasından kaynaklı değilse bu iddialarda bir gerçeklik payı olduğu düşünülebilir.  

Mesajların anlamı ne?

Tören sırasında verilen güçlü, disiplinli ve modern ordu görüntüsü yalnızca imajdan ibaret değil. Nükleer başlıklı füze envanterine havadan, deniz altından ve karadan fırlatılan yeni füzeler ekleyen Çin, insansız denizaltı teknolojisinde de ABD’yi rahat bırakmayacağını göstermiş oldu. 

Ancak sergilenen silahların envanterini çıkarmak yerine Şi Cinping’in konuşmasındaki “İnsanlık bir kez daha savaşla barış arasında seçim yapmalı” ifadesini not etmek daha önemli. Bu ifade yalnızca “Biz barışı seçiyoruz” anlamına gelmiyor. Aksine, tören kapsamındaki diğer vurgularla birlikte, “Gerekirse savaşır ve kazanırız” imasını da barındırıyor. 

Dünyanın en büyük donanmasına sahip hale gelen, başta yapay zekâ olmak üzere teknoloji kullanımında her gün yeni adımlar atan Çin Ordusu’nun ABD için kolay lokma sayıldığı dönemin bittiğini söyleyebiliriz. Çin yaklaşmakta olan büyük çarpışmaların arifesinde olduğunun bilinciyle genel bir pasifizmdense, “Durduk yere ısırmam ama dişlerim de kuvvetli” pozisyonuna geçiyor. 

Benzer bir değişikliği ŞİÖ zirvesinde de izlemek mümkün. Bugüne kadar ABD’nin uluslararası hukuku hiçe saydığını ve “kurallara dayalı uluslararası düzen” söylemi ile tek taraflı kurallarını dünyaya dayattığını söyleyerek daha BM temelli ve geleneksel bir pozisyonu koruyan Çin, ŞİÖ zirvesinde Şi Cinping tarafından ilan edilen “Küresel Yönetişim Girişimi” ile daha revizyonist bir pozisyona çubuk bükmüşe benziyor. Çünkü KYG’nin birinci ilkesi olan “egemen eşitlik” ilkesi net şekilde Çin’in “küresel güney” olarak adlandırdığı ülkelerin BM başta olmak üzere eşit temsil edilmediğini vurguluyor. Dolayısıyla Çin, ABD’nin hukuksuz hamleleriyle iyice kadükleşen mevcut BM yapısına sarılmaya mahkûm olmadığını, arkasına daha geniş bir toplamı alarak uluslararası kurumların baştan revizyonunu da masaya koyabileceğini ima ediyor. 

Askeri ve uluslararası hukuk alanlarında eskiye nazaran daha etkin bir tutum sergileyeceğini gösteren Çin karşısında elbette ABD de boş durmuyor. Trump Savaş Bakanlığı hamlesine ilaveten açık açık “Çin’in nükleer silah üretim tesislerine bir saat mesafede olduğu için” diyerek Afganistan’daki Bagram Üssü’nü Taliban’dan istedi.

Dolayısıyla ŞİÖ zirvesi ve Zafer Günü törenini Çin’in ABD’yi geride bıraktığının işareti olarak görmekte acele etmemek gerek. Ancak ekonomik gücünün yanı sıra uluslararası diplomasi ve askeri güç bağlamında da ABD ile aşık atmaya hazırlandığını söyleyebiliriz.

Bu tablonun ABD emperyalizmini dengeleyip insanlığa nefes aldırabileceğini düşünmek içinse elimizde hiçbir veri bulunmuyor. Emperyalist-kapitalist sistemin krizi derinleştikçe rekabet şiddetleniyor ve militarizm her gün daha da yükseliyor.


Zafer Günü’nün Çin için önemi

Çin’in Zafer Günü’ne verdiği önemin gerekçesi köklü. İkinci Dünya Savaşı’nda Çin, Japon saldırganlığının ana hedefi oldu ve işgale son vermek için büyük bedeller ödedi. Dolayısıyla zaferin aslan payının ABD’nin gereksiz yere ve acımasızca kullandığı atom bombasına değil, kendilerine ait olduğunu vurguluyorlar.
Japon saldırganlığına karşı direniş, Çin Devrimi’nin de en kritik aşamalarından biri oldu. İşgal başlayınca Mao önderliğindeki Kızıl Ordu, Milliyetçi Çin Ordusu’na iç savaşa ara verip Japon işgaline karşı Çin’i savunma önerisinde bulundu ve bu yönde harekete geçti. Çan Kay Şek ise işgalci Japonlar yerine onlarla savaşan Kızıl Ordu’yu kovalamayı sürdürdü. Ancak bu süreç Çin Komünist Partisi’ni ülkenin en meşru gücü haline getirirken Çan Kay Şek’in Tayvan adasına kaçmasıyla son bulan devrimin de önünü açtı. Çin toplumu açısından İngiltere’ye yenildikleri Afyon Savaşları ile başlayan “yüzyıllık aşağılanma” dönemi de 1 Ekim 1949 Çin Devrimi ile sona erdi.
 

ortaklasa_sayi_1_kapak
Ortaklaşa

İlk sayının dosya konusu Cumhuriyet. Bu dosyada kuruluş sürecinin kazanımları ele alınıyor, özellikle yeni çözüm sürecinde yeniden ve yenilenerek gündeme taşınan argümanlara yanıt verilirken tarihsel gelişmeler kendi koşulları içinde değerlendiriliyor.