Cumhuriyet’in halkçı denemeleri: Halkevleri ve Köy Enstitüleri
Umut Kaya
Cumhuriyet’in ilanıyla siyasi, hukuki, ekonomik ve toplumsal alanlarda köklü adımlar atıldı. Ancak nüfusunun çok büyük bölümü köylerde yaşayan, savaşın yıkımını, fiziki ve ekonomik yorgunluğunu taşıyan yoksul ve okuma yazma oranı dahi çok düşük olan Anadolu halkı Cumhuriyet’le aynı hızla buluşamadı. Cumhuriyet’in ileriye taşınması ancak yurttaşların eğitim ve kültür düzeyini yükseltmekle mümkündü. Bu bir taraftan kentte ve köyde çocuklara örgün eğitim yoluyla ulaşmayı, yani Cumhuriyet’in okullarını gerektiriyordu. Cumhuriyet’i anlayacak ve yaşatacak olan yurttaş bilinci oluşturmanın diğer bir yolu ise gençlere ve yetişkinlere halk eğitimi yani yaygın eğitim yoluyla erişmekti. Cumhuriyet’in ilk yıllardaki iki büyük atılımı böyle ortaya çıktı: Köy Enstitüleri ve Halkevleri.
Kuruluşu öncesinde dünyadaki yetişkin eğitimi modelleri incelendi ve bunlardan faydalanılarak Halkevlerinin ilk merkezleri 1932 yılında 14 farklı ilde açıldı. Amaç yetişkinlerin eğitim ve kültür düzeyini Cumhuriyet’in ilkeleri doğrultusunda yükseltmek, millet bilincini ortaklaştırmak ve yaygınlaştırmak, Cumhuriyet’in yurttaşlarını yetiştirmekti. Yöneticilerin Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) mensubu olması şartı konulan bu kurumlarda bir taraftan da CHF’ye destek süreklileşmiş hale getirilmek isteniyordu. “Dil ve Edebiyat, Güzel Sanatlar, Temsil, Spor, Sosyal Yardım, Halk Dershanesi ve Kurslar, Kütüphane ve Yayın, Köycülük, Tarih ve Müze” olmak üzere farklı şubelerde çalışmalar yapan Halkevleri çeşitli yayınlar da çıkarıyordu. Dönemin aydınları için bir okul ve mecra işlevini gören bu yayınlar sistematik bir çerçevede Cumhuriyet’i ve yaşanan dönüşümü anlatıyor, yeni rejimin değerlerini yeniden üretiyor, derinleştiriyor, halk içinde yaygınlaştırıyordu.
Köy Enstitüleri ise köyden gelen, köyü tanıyan ve bu okullarda aldıkları eğitimle köy okullarında görev yapacak, köyü kökten değiştirecek öğretmenleri, sağlıkçıları ve teknisyenleri yetiştirmek üzere 1930’lu yılların sonuna doğru kurulmaya başlandı, sayısı 21’e kadar çıktı.
Cumhuriyet’in ülkenin dört bir yanına ulaşmaktaki kararlılığını, planlama becerisini, halkçı ve eşitlikçi yaklaşımını görürler. Kuruldukları bölgenin ihtiyaçlarını gözeten, temel bilimlerden güzel sanatlara, ziraatten kooperatifçiliğe çok yönlü bir eğitimle donanan öğretmenler sadece yoksul köy çocuklarının değil, aynı zamanda feodal ilişkilerin sürdüğü, modern tarımla tanışmamış, okuma yazma oranı düşük, sağlık sorunlarının yaygın olduğu köydeki yetişkin yurttaşların da öğretmeni, önderi oldular. İş içinde, iş için eğitim ilkesiyle eğitim alan öğrenciler, emeğin değerini bildiler, köyü içten canlandırma iddiasıyla köylünün kaderini değiştirmeyi zorladılar.
Cumhuriyet'i ileri taşımak için
“Elimden gelse bütün dünya okullarının programlarına, insanın insanı sömürmemesi adlı bir ders koyardım. İnsanoğlunun kazanacağı en büyük zafer, korkuyu yenmesiyle elde edilecek zaferdir” sözlerinin sahibi İsmail Hakkı Tonguç’un İlköğretim Genel Müdürlüğü döneminde hayat bulan Enstitüler, Cumhuriyet’i ileri taşımaya, köyün feodal koşullar altındaki karanlığını aydınlatmaya kararlı kadrolar yetiştirmeye başlamıştı. Mezun öğretmenlerin kurdukları dernek ve sendikalarla Türkiye’de eğitim emekçileri mücadelesinin can damarları haline gelmesi, Devrimci Eğitim Şurası’nı, 1969’da on binlerce öğretmeni bir araya getiren Büyük Eğitim Yürüyüşü’nü, Büyük Öğretmen Boykotu’nu örgütlemeleri bu öğretmenlerin toplumcu kimliğini ve niteliğini gösterir.
Özellikle İkinci Dünya Savaşı yıllarıyla beraber Cumhuriyet’i kemirmeye başlayan nedenler, sağcılığın ve gerici unsurların güçlerini artırmak için saldırdığı bu kurumları da bitirdi. Toprak reformunun yapılamaması, feodal ilişkilerin ve büyük toprak sahiplerinin tasfiye edilmemesi, savaş yıllarıyla birlikte bunların ve yeni palazlanan burjuvazinin daha da güç kazanması... Köy Enstitüleri ile Halkevleri gibi Cumhuriyet kurumları bu ilişkilerin içerisinde toprak sahipleri ve gericiler için büyük bir rahatsızlık nedeni oluyordu. Savaş sonrası dünyada tarafını sağa kayarak ABD’den ve antikomünizmden yana koyan CHP’de güç giderek ilerici dönüşümlerin karşısında konumlananlara, bunları düşmanlaştıranlara geçerken Cumhuriyet’i derinleştirmek için mücadele eden sol da tasfiye ediliyordu. Cumhuriyet solsuz kalırken CHP içindeki Hasan Âli Yücel, İsmail Hakkı Tonguç gibi ilericiler de etkisizleştirildi, uzaklaştırıldı.
Sağ ve liberal tarih yazımının Cumhuriyet’in erken yıllarında fazla müdahaleci olmasının Türkiye’de Enstitüler ve Halkevleri gibi kurumların ömrünün kısa olmasına neden olduğu ya da halkın tepkisini çektiği iddiası gerçeği yansıtmıyor. Aksine, bu kurumların kökleşmesini engelleyen şey, gericiliğe ve özellikle büyük toprak sahipliği yoluyla siyasette bir güç olan unsurlara yeterince müdahale edilmemesi, bunların tasfiye edilmemesi ile Cumhuriyet’le atılan ileri ve devrimci atılımların baltalanması oldu.
Sonrası gerici unsurların önce CHP içinde güçlenmesi, Demokrat Parti (DP) ile iktidar olması, savaş sonrasında Amerikancılık, antikomünizm rüzgarında toprak ağalarının ve yeni burjuvazinin memleketin üzerine çökmesi, ileri adımların tasfiyesi, memleketin sosyalizm düşmanlığında gericiliğe teslim edilmesi... Bu tabloda Halkevlerine de Enstitülere de yer yoktu elbette. Halkevlerinin kapanmasının baş mimarlarından biri geçmişte Aydın Halkevi başkanlığını yürütmüş olan, toprak sahibi Başbakan Menderes idi! Cumhuriyet’in ilerici kurumları ne yazık ki tasfiyecilerinin eline teslim edilmişti.
Bugün halen özlemle anılan, nostaljik duygularla “keşke tekrar açılsa” denilen bu ilerici kurumların tekrar hayat bulmasının tek yolu ise bir daha yıkılmayacak, gericiliği yenerek hep ileriye gidecek yeni bir Cumhuriyet, emekçilerin cumhuriyetinin kurulması olacak.
Cumhuriyet’e olan hıncını mandolinden çıkartan gericilik
Cumhuriyet’in 100. yılı dolayısıyla 2023 yılında Habertürk kanalında yapılan bir programda Murat Bardakçı’nın aktardığı “Köy Enstitüleri hayranı değilim. Köyde mandolin çalmakla ülke kalkındırılmaz.” sözleri sosyal medyada yeniden gündeme geldi.
Bu tartışmada karşımıza çıkan, esasta 1940’lı yıllardan bugüne Köy Enstitüleri gibi atılımlar üzerinden liberallerin ve sağcıların dili üzerinden yapılan Cumhuriyet düşmanlığının güncellenmiş bir versiyonu. Bardakçı’nın derdi elbette mandolin değil, Enstitülerin simgelediği, Cumhuriyet’in aydınlanmacı, ilerici, halkçı damarı.
Bardakçı belli ki mandolini köy çocuklarının eline yakıştıramamış. Oysa ki mandolinin yanında öğrendikleri birçok enstrüman, her birinin okuduğu onlarca dünya klasiği, tiyatro sahnelerinde sergiledikleri oyunlar da, ürettikleri sebzeler, meyveler de, öğrendikleri arıcılık da marangozluk da, Matematik de, Fizik de, Coğrafya da... Hepsi çok yakıştı köy çocuklarının eline.
İlk sayının dosya konusu Cumhuriyet. Bu dosyada kuruluş sürecinin kazanımları ele alınıyor, özellikle yeni çözüm sürecinde yeniden ve yenilenerek gündeme taşınan argümanlara yanıt verilirken tarihsel gelişmeler kendi koşulları içinde değerlendiriliyor.