Ana içeriğe atla
0%
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
ortaklasa_sayi_1_kapak

CUMHURİYET | Yeni Osmanlıcılık, İttihatçılık, Misak-ı Milli, Toprak Sorunu

Karşıdevrimin pençesinde: Kamusal eğitimin sonu

Nazlı Somel

Yayın Tarihi: 13.10.2025 , 16:21 "0 dakikalık okuma süresi"
Diploma tartışmaları, zorunlu eğitimin kısaltılmasına yönelik girişimler, karma eğitimin hedef alınması gibi gelişmeler eğitimde son ayların sıcak başlıkları. Lise düzeyinde eğitimin sonunu getiren düzen yurttaşlık eğitimi olarak kamusal eğitime de nokta koyuyor.

AKP’nin ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2024-2025 eğitim öğretim döneminde hayata geçirdiği, tartışmaya açtığı ve yaşattığı konulara baktığımızda, laik ve demokratik Cumhuriyet’e karşı kavganın aynı zamanda kamusal eğitimle bir kavga olduğunu görüyoruz. Öğretmenlik Meslek Kanunu, güvencesiz çalışma ve katı disiplin kurallarıyla öğretmenlerin kamusal eğitim mücadelesi verme kapasitesini ortadan kaldırmayı hedefliyor. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli müfredatları, AKP’nin  Yeni Osmanlıcılığını destekleyecek şekilde muhafazakâr değerler ve piyasanın ihtiyaç duyduğu becerilerden oluşan bir programı hayata geçirmeye çalışıyor. Aşağıda değineceğimiz üç ana başlık (diplomanın boşa çıkması, zorunlu eğitimin kısaltılmasına yönelik girişimler ve karma eğitimin hedef alınması) bu gelişmelere eşlik ediyor ve Cumhuriyet eğitiminin güvenilirliğini, eşitlikçi yönelimini ve yurttaşlık idealini hedefe yerleştiriyor.

Güncel gelişmeleri değerlendirmeye geçmeden AKP iktidarının sermayenin ihtiyaç ve istekleriyle uyumlu bir şekilde lise eğitiminin sonunu nasıl getirdiğini kısaca hatırlatmakta yarar var. Yaz aylarında Dersler dergisinde yer alan “Lise olmasa Maarif bir harika olur” başlıklı yazımda üniversite öncesi eğitimin, özellikle de lise eğitiminin sermaye yanlısı ve gerici bir eksendeki dönüşümünün tarihsel gelişimini değerlendirmeye çalıştım. 1990’lardan itibaren kademeli şekilde meslek liselerinden başlayarak öğrencilerin önemlice bir bölümü kenara itildi, lise seviyesi eğitim akademik olarak zayıflatıldı. Liseleri açıkça üniversiteye hazırlık aşaması ya da eğitimde görünen ancak çalışan ya da evlenen çocukların kâğıt üstündeki okulları haline getirdiler. Hiç kuşkusuz bu seyirde en önemli hamleler AKP iktidarı döneminde geldi. Bir ucunda MESEM’lerin ve gerçekte eğitimde olmayan çocukların yer aldığı, diğer ucunda da akademik içeriğin tamamen sınavlara endekslendiği bir yapı ortaya çıktı. Öğrenciler giderek daha fazla biçimde eğitimsel olduğu iddia edilen sınav verileri kullanılarak okullar arasında ve okulların içinde birbirinden ayrıldı; veliler ve öğretmenler dahil herkes bu ayrıştırma sürecinin bir parçası haline getirildi. 

2010’lu yıllara gelindiğinde AKP için oldukça verimli olan bir verimsizlik yaratılmıştı. Çeşitli düzenlemelerle meslek lisesine giden öğrenci sayısı artarken, üniversiteyi hedefleyen öğrenci sayısında bir düşüş yaşandı. Geçtiğimiz iki yılda üniversite sınavına girenlerin sayısı azalmaya başladı. Köklü liseler adı verilen okulların yönetici ve öğretmen kadrolarının dağıtılması (bu noktada İmam Hatiplerde program çeşitliliği ve proje okulları içinde yüksek oranları paralel bir tartışma konusu olmalı) ve nihayet yaz aylarında, yeni Proje Okulu yönetmeliği ile tarikat ve sermaye gruplarınca yönetilmelerinin önünün açılması, sınav başarısı gösteren öğrencilere ayrılan liselerin daha sıkı kontrol altında olacağına işaret ediyor.

Lise eğitimine ilişkin 30 yıl önce ağza alınamayacak argümanlar rahatlıkla sıralanıyor artık: Herkes okumak zorunda değil, okul sosyal aktivitelere engel ve hangi öğrencinin ne tür becerilere ve ilgilere sahip olduğu ortaokulda çoktan belli olur. 

Evrensel anlamda 19. ve 20. yüzyılda işçi sınıfı mücadelesinin sonucu, Türkiye özgünlüğünde Cumhuriyet’in kazanımları olarak nitelenebilecek genel eğitim, eşit eğitim ve kamusal eğitim kazanımları ortadan kaldırılıyor.

Diplomanın boşa düşüşü

Modern eğitim sisteminin başlıca sembolik gücü olagelmiş diploma, sadece eğitim kurumları tarafından verilebilen, ilgili bilgi ve becerilerin edinildiğini tasdik eden ve dahası bu belgesi olmayanların bu niteliklere sahip olmadığı iddiasındaki güçlü belgelerdir. Bu yılki eğitim tartışmalarında başı çeken liyakat talebi tam da buradan kaynaklanıyor. Cumhuriyet, kamusal eğitim sistemini kurarken, toplumsal talep ve mücadelenin sonucu olan kontrol mekanizmalarını kurmuş, ağır aksak da olsa işletmiştir.

Mart 2025’te İmamoğlu’nun lisans diplomasının iptali ile başlayan süreç, yaz aylarında e-devlet sistemine sızarak sayısını bilmediğimiz kadar çok sahte diploma vermiş olan bir çetenin ortaya çıkması, eşini çocuğunu kendi üniversitesine yerleştirmiş rektör örnekleri, kendi belgeleri (doktora tezleri, doçentlik belgeleri ve profesörlük atamaları) şaibeli eğitim yöneticileriyle devam etti. Söz konusu gelişmeler, Türkiye’de eğitim sisteminin kamusal özelliğinin ortadan kalktığının işaretleridir. Eğitimin sağladığı belgelere güvensizlik, eğitim sistemleri kurulurken onlara siyasetten ve ekonomiden göreli olarak bir özerklik sağlayan alanların başında gelen ve toplumsal gücünün sembolü alan belgelerin neredeyse tamamen siyaset ve ekonomi belirlenimli hale geldiğini gösteriyor. 

Eğitim sistemini başlangıç kademesinden üniversite sonrası kademelere, velisinden öğretmenine kadar etkileyen bu dönüşüm, Türkiye’de Cumhuriyet değerleri olarak ifade edilen yurttaşlık hakları ve toplumsal alanda eşit şanslara sahip olma ilkelerini ortadan kaldırıyor. Bunların yokluğunda yolsuzluk, biat ve kendini kurtarma ideolojileri hâkim olmakta ki Cumhuriyet’i yıkmanın daha doğrudan bir yolu olamaz.           

Zorunlu eğitim kısalsın

Türkiye’de zorunlu eğitim, AKP döneminde 8 yıldan 12 yıla uzatılmıştı. 2014 yılında 4+4+4 olarak bilinen, kesintisiz sekiz yıllık eğitimi bölerek ortaokul seviyesinde önce İmam Hatiplerin açılmasına, ayrıca bugünlerde hızlanan diğer tür meslek eğitimlerinin ortaokul seviyesinde mümkün olmasına kapı aralandı. Bu düzenlemeyle lise seviyesi, zorunlu eğitime dahil edildi, ancak bu yapılırken örgün eğitim içinde sayılmayan açık öğretim liseleri de bu kategoride değerlendirilir oldu. 4+4+4 düzenlemesi, özellikle risk altındaki toplumsal gruplardan gelen çocukların eğitimden kopması ya da sadece açık lisede kâğıt üstünde kayıtlı görünmesine neden oldu. 2014’ten bu yana art arda gelen düzenlemelerle meslek eğitiminin yaşı düşürüldü, MESEM’ler gibi okula gitmeden lise diploması alma yolları bulundu, eğitim yoluyla çocuk işçiliği normalleştirildi. Ancak Bakan Tekin’in ifadesiyle zorunlu eğitimden “rahatsızlıklarını dile getiren, iş dünyası gibi bazı kesimler var”dı ve “ara eleman temininde güçlük çektiklerini söylüyorlar”dı. Yani Bakanlığın yarım milyon lise çağındaki genci MESEM’ler yoluyla ve maaşlarını kendisi ödeyerek sunması yetmemişti, Türkiye’de hâlâ lise seviyesinde akademik eğitim talebi ve üniversite eğitimi isteği yeterince sönümlenmemişti. 

2025 yılında bu tartışmalar 4 yıllık zorunlu lise seviyesi eğitiminin, 2 yıl zorunlu 2 yıl seçmeli, gibi farklı şekillerde organize edilmesi ve kısaltılması önerileriyle somutlandı. 2025-2026 döneminde MEB Şurası’na taşınacak olan bu piyasacı ve gerici talep, Türkiye’de nitelikli ve laik eğitim hakkının sadece bir azınlığın ulaşabileceği, cumhuriyet öncesi kast sistemine dönüşün bir adımı olarak hayata geçirilmeye çalışılacak.  

Sömürü ve gericilik kol kola

Ağustos ayı sonunda Düzce’de bulunan Turgut Özal Anadolu Lisesi idarecilerinin hazırladığı okulda uyulması gereken kurallar listesinde “kantin sırasında kız ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı sıralarının olması”, “öğrenci servislerinde kız çocuklarının asla ön koltuğa oturmaması” ve “kız-erkek öğrencilerin aşırı samimi davranmamaları” gibi kurallar sıralandı. Bir okul velisinin listeyi sosyal medyada paylaşmasıyla ortaya çıkan durum, karma eğitimin birçok okulda kağıt üstünde olduğuna işaret ediyor. 

Karma eğitimi yapısal olarak sonlandıran başka gelişmeler de var. Bu eğitim öğretim yılında sekiz farklı ilde kız ortaokulu açıldı. Bu düzenlemeyi mümkün kılan, ortaokul seviyesinde mesleki eğitime yönelik Zanaat Atölyeleri ve Meslek Ortaokulları uygulamaları. Ortaokul seviyesindeki meslek eğitimi, lise seviyesinde MESEM’lere geçişi ve çocuk işçiliğini yaygınlaştırmanın yanı sıra belli ki karma eğitim ilkesini delmek için de kullanılıyor. 

Bu gelişmelere, şu anda 179 İmam Hatip Ortaokulu da eşlik ediyor ve Proje İmam Hatip Okulları bünyesinde açılan hafızlık programlarında da karma eğitim dışı uygulamalar yapılıyor. Muhafazakâr özel okulların tek cinsiyetli kampüsleri reklam afişlerinde yer alıyor.  

Zorunlu eğitime dair tartışmalarla paralel bir şekilde, karma eğitimi antidemokratik olarak nitelendiren ÖNDER (İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği) gibi vakıflar Karma Eğitim raporu yazmakta, tek cinsiyetli eğitimin yanına parantez içinde “demokratik” ibaresi eklenmekte. 

Çocuk işçiliği ile karma eğitim karşıtlığı kol kola ilerliyor.


Bakan Tekin de bu yeni dönemin ürünü

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 2018 yılında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde profesör oldu. Ardından 15 Eylül 2018’de Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörlüğü görevine başladı. Bu süreçte Tekin’in atanma süreci çok tartışıldı, çünkü rektörlük ataması için ‘en az üç yıl profesörlük yapma’ şartı mevcuttu. 13 Eylül 2018’de, Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile bu şart kaldırıldı. Tekin, 14 Eylül 2018’de Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü olarak atandı ve 15 Eylül’de Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından göreve başladı. Tekin atandıktan sonra rektör olabilmek için 3 yıl profesör olarak çalışmış olma şartı yeniden getirildi.


Kamusal eğitim yeniden tartışılmalı

Kamusal eğitimi 21. yüzyıldaki işlevleri ve toplumsal anlamı açısından tekrar tartışmaya açmak gerekiyor. Bu tartışmanın üzerinde yükselmesi gereken ilkeleri ise kısaca şöyle sıralayabiliriz:

1. Çocuk işçiliği yasaklanmalıdır. 
2. Mesleki eğitim spesifik bir mesleğe hazırlık değildir. 
3. Üniversite öncesi eğitim kademeleri seçme ve ayrıştırmanın konusu olamaz. 
4. Kamusal eğitim yurttaş eğitimidir.
 

ortaklasa_sayi_1_kapak
Ortaklaşa

İlk sayının dosya konusu Cumhuriyet. Bu dosyada kuruluş sürecinin kazanımları ele alınıyor, özellikle yeni çözüm sürecinde yeniden ve yenilenerek gündeme taşınan argümanlara yanıt verilirken tarihsel gelişmeler kendi koşulları içinde değerlendiriliyor.