Ana içeriğe atla
0%
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
ortaklasa_sayi_1_kapak

CUMHURİYET | Yeni Osmanlıcılık, İttihatçılık, Misak-ı Milli, Toprak Sorunu

AKP iktidarı ve Türkiye sermayesinin Suriye siyaseti: Kuralsız, pusulasız, sonuçsuz

Ogün Eratalay

Yayın Tarihi: 13.10.2025 , 16:21 "0 dakikalık okuma süresi"
İktidara gelişiyle beraber saldırgan bir dış siyaset güden AKP iktidarı, Esad sonrası Suriye’de sürükleniyor. Emperyalizmle işbirliği yapan, yıllardır cihatçıları eğitip paralı asker birlikleri kuran rejim bugün her cepheden açmazın içine yuvarlanmış durumda.

Altı yıl boyunca bekledikten sonra Beyaz Saray’a çıkma muradına eren Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile pek çok konuyu görüştü. Türkiye iç siyasetine dair Trump’tan uluslararası kamuoyu önünde alınan meşruiyet onayı elbette ucuz değildi. Kapalı kapılar ardında yurdun kaynakları emperyalizme peşkeş çekilirken doğal kaynaklar yağmaya açıldı, Amerikan sanayicilerini ve silah tekellerini sevindirecek siparişlere imza atıldı. İki devlet lideri arasında görüşülen bir diğer konu ise Suriye’nin kuzeyinde çözülmeyi bekleyen krizdi. Buna dair Trump tarafından yapılan açıklama, aslında konunun ne kadar karmaşık olduğunu gösterir şekilde:

Suriye’nin eski liderinden kurtulma sürecindeki başarılı mücadelenin sorumlusunun Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu düşünüyorum. Bence sorumlu olan o. Sorumluluğu üstlenmiyor ama aslında büyük bir başarı.

Gelin isterseniz biraz da konunun arka planına bakalım.

Suriye'de bugüne nasıl gelindi?

AKP iktidarında Türkiye 2010 yılına kadar Suriye’deki Beşar Esad iktidarıyla iyi ilişkiler kurdu. Bu dönemde Soğuk Savaş sonrasında Baas rejimini devam ettirmek isteyen Esad, emperyalizmle “iyi geçinip” varlığını sürdürebileceğini düşünerek açılımlarda bulundu. Ancak ABD ve İngiltere öncülüğünde planlanarak yürürlüğe konulan planlar karşısında dirençsiz kaldı. Türkiye ile de dostane ilişkiler kurulan bu dönemde ülkeye Batı sermayesi girişi sağlanırken emperyalizmin ülke içine müdahale kanalları açıldı, çok çeşitli ülke istihbarat faaliyetlerine açık hale gelindi. Takip eden süreçte Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da başlayan halk gösterileri, emperyalizm tarafından rejim değişikliği için kullanılmaya başlandı. Tunus, Mısır ve Libya örneklerindeki benzer durum Suriye’de de yaşandı. Ancak dönemin konjonktürü ve emperyalizmin bölgedeki rekabeti sonucunda, Suriye parçalı bir görünümde pata durumunun bulunduğu bir coğrafya haline geldi. 

Uluslararası konjonktür bu şekildeyken patlak veren Rusya-Ukrayna Savaşı dengeleri alt üst etti. Savaşta büyük bir insan ve teçhizat kaybına uğrayan Rusya, bu zorlu dönemde Suriye’deki askeri varlığını azaltmak durumunda kaldı. 

Ardından 7 Ekim 2023 günü Hamas önderliğindeki Filistin Direnişi’nin Gazze hattı boyunca İsrail’e karşı başlattığı görülmemiş saldırının çok büyük etkileri oldu. İsrail Ordusu tüm Gazze cephe hattı boyunca hiç beklemediği başarılı bir askeri saldırı karşısında çok önemli kayıplar verdi. Ancak emperyalizmin olağanüstü boyutlara varan doğrudan ekonomik, mühimmat, askeri teçhizat ve lojistik desteğiyle kısa sürede toparlanarak Filistinlilere karşı soykırıma girişti. 

İsrail, Gazze saldırılarının yanı sıra Suriye’deki Rusya-İran-Hizbullah-Yemen eksenini zayıflatacak müdahalelerde bulunuldu. Şii ekseni olarak adlandırılan cephe unsurları Irak’ta, İran’da, Lübnan’da, Yemen’de vurulurken, Suriye için hazırlanmış olan planlar yürürlüğe konuldu. Artık bugün İngiliz yetkililerin itiraf etmekten çekinmedikleri şekilde istihbarat örgütleri Esad rejimini ortadan kaldırmak için durumu fırsat bilip düğmeye bastı. Halep’teki sayısız El Kaide artığı örgütten birisi olan Heyeti Tahrir üş-Şam (HTŞ) içeriden teslim alındığı için savaşmadan silah bırakan Esad iktidarını kolaylıkla devirdi. 

Esad'ın devrilmesinin ardından Türk dış siyaseti

Suriye İç Savaşı sırasında daha önce hiçbir Cumhuriyet hükümetinin açıktan yapmaya cesaret edemediğini yapan AKP iktidarı bir komşusuna saldırmak için kendi topraklarında paralı askerlerden oluşan silahlı birlik kurdu, bunları eğitip silahlandırdı. Sadece Özgür Suriye Ordusu adı verilen güruhun varlığı bile 1923 Cumhuriyeti’nin ne hale geldiğini anlatmaya yeterli. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Ergenekon ve Balyoz operasyonları döneminde tasfiye edip kendisine bağlı bir yapı haline getiren AKP iktidarı, toplumdaki topyekûn milliyetçileşme ve gericileşmenin de sayesinde İslamiyet adına savaşacağını ilan eden paralı asker güruhunun varlığını sıradanlaştırdı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin profesyonelleşmesi adı altında toplumdan koparılması, yoğun milliyetçi ve dinci ideolojiye maruz bırakılması sonrasında sınır dışı harekâtlar sorgulanmaz, tersine fetihçi zihniyet desteklenir hale geldi. Suriye İç Savaşı sırasında Türkiye’nin sınır güvenliği bahanesiyle girilen komşu ülke toprakları bugün hâlâ Türk Silahlı Kuvvetleri veya bağlı milis güçleri denetiminde. Bu bölgelerde mülteci akınını kesme bahanesiyle kurulan yerleşim yerleri, yapılan yatırımlar ve kurulan kalıcı kurumlar adeta fiilen ilhak edilmiş toprakları andırıyor.

‘Pax Ottomanica' hayallerinden Trump yoluna

Esad sonrası dönemin sancıları yaşanırken Türkiye iç siyasetinde Kürt sorununun çözümü olarak lanse edilen bir “süreç” başlatıldı. Bu sürecin, doğrudan Türkiye’nin Ortadoğu’ya doğru dış politikası ve Suriye ile ilgili olduğu görülüyordu. Kürt ve Türk halklarının eşit ve özgür birliğinden çok, en yetkili ağızlardan İslam kardeşliği ekseninde ayakları yere basmayan bir Kürt-Türk-Arap dayanışmasından bahsediliyor, bölgede Yeni Osmanlıcı hayaller kurularak neo-Osmanlı İmparatorluğu düşleri görülüyor. Bugünden bakıldığında ise emperyalizmin, özellikle Suriye’deki Esad rejimine karşı topyekûn saldırısının öncesinde, Türkiye’nin bu operasyonun bir parçası haline getirildiği anlaşılıyor. Son “Kürt açılımı” da aslında bu yeni dönemde bir ön alma niyeti barındırıyor.

Gelinen noktada sürecin kamuoyundan birçok yönüyle gizlenerek derin pazarlıklarla sürdüğü ve aynı süreçte emperyalist ülkelerle ilişkilerin önemli bir parametre haline geldiği görülüyor. 

AKP iktidarının aynı başlıkta üst perdeden Kürtlere “hamilik”, bölgede “oyun kurucu özne” olmak gibi yaklaşımların emperyalizmin yüzyıllardır rekabet ettiği bir coğrafyada hem riskler hem de zorluklar barındırdığına işaret etmemiz gerekiyor. Bunun son örneği Zengezur koridoru ile ilgili gelişmelerdir. İsrail’in en önemli müttefiklerinin başında yer alan “iki devlet tek millet” kardeş ülkemiz Azerbaycan, 8 Kasım 2020’de sona eren İkinci Dağlık Karabağ Savaşı’nın ardından Ermenistan denetiminde olan Karabağ’ı ele geçirmişti. Yapılan antlaşmalar gereğince Azerbaycan’ın Nahçıvan ile bağlantısını sağlayacak Zengezur koridoru açılacaktı. Ancak aradan yıllar geçmesine rağmen bu karar tam olarak uygulanamadı. Kilit, ABD Başkanı Trump tarafından ilgili bölgenin 99 yıllığına ABD denetimine geçmesiyle çözüldü! Koridorun adı artık “Trump Yolu” oldu. 

Esad sonrası iktidara gelen HTŞ örgütünün El Kaide eskisi bir İslami cihatçı örgüt olduğunu belirttik. Güneydeki topraklarını alenen işgal etmesine, başkent Şam’da istediği en mahrem karagâhları vurmasına rağmen İsrail’e karşı ağzını açmayan HTŞ ve sonrasında Suriye lideri Ahmed eş-Şara, geçtiğimiz Mart ayında kuzey ve doğu Suriye’de fiilen egemen bir yapı kurmuş bulunan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Kobani ile bir araya gelerek anlaşma imzaladı. Toplantıya ABD Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir askeri helikopterle gelen Kobani, iktidara yine aynı ekip tarafından getirilen eş-Şara ile dostluk mesajı veren bir antlaşma imzaladı. Kobani, 10 Mart günü imzalanan anlaşma gereğince Şam merkezi hükümetini tanıyacağını ve silahlı birliklerini merkezi orduya entegre edeceğini ilan etmiş olsa da bunların hiçbirisi gerçekleşmedi. Birbirinin varlığını kabul etmesi mümkün olmayan iki özne arasında gerilim bölgede henüz giderilemedi.

Başta Süveyda olmak üzere son dönemde yaşanan etnik saldırılar yatışmış olsa da gerilim alttan alta kaynamaya devam ediyor. ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack bu konuya dair yaptığı açıklamayla üstü kapalı olsa da gerçekleri itiraf ediyor. ABD’nin Suriye’ye hiçbir sistem dayatmadığını iddia eden Barrack, federasyona dönüşmeyen ancak tüm fraksiyon ve azınlıkların dahil edileceği merkezi (!) bir sistem önerdiklerini açıklıyor.
SDG’nin en büyük destekçisi konumundaki ABD ile Beyaz Saray’da kapalı kapılar ardında ne konuşuldu bilemiyoruz. Ancak ABD’nin çok değerli bir müttefik olarak gördüğü SDG’yi Erdoğan’a feda ettirmeyeceğini düşünmek yanlış olmaz. ABD, İngiltere ve İsrail’in planlarına uygun şekilde yapılandırılacak Suriye’de bir şekilde varlığını sürdürecek SDG’yi AKP’nin örtülü şekilde kabul etmesi kuvvetle muhtemel. Türkiye’de televizyonlarda İsrail karşıtı demeçler vererek ticari ilişkileri yıllarca sürdüren bir zihniyet için bu tür ayak oyunları zor olmasa gerek.


AKP iktidarında Türk dış siyaset kodları

AKP hükümeti başa geçtiğinde kabuğunu yeni yeni kırmaya başlamış olan Türk sermayesi, yeni inşa edilen liberal İslamcı rejimi çok sevdi. Ülkeyi adeta bir şirket patronu olarak yöneten liderin öncülüğünde sermayenin yurtdışı atılımları şaha kalktı. Bu süreçte;

Devlet kaynakları AKP eşgüdümünde sermayenin emrine sunuldu.

Sermaye yatırımlarının yapılacağı ülkelerle zayıf da olsa bir kültürel, tarihsel,  ideolojik bağ bulundu, buradan devam edildi.

Bu ülkelerdeki emperyalist projelerle uyuma dikkat edildi.

THY, TİKA gibi devlet kurumlarının etkili araçlarıyla yeni pazarlara giriş yapıldı.

Sermayenin yurt dışına yatırıma ikna edilmesi için inanılmaz devlet garantileri verildi, masraflar sübvanse edildi.

Hedef ülke silah sanayi işbirlikleri geliştirildi.

Bu ülke ordularıyla kurumsal temas ve işbirliği sağlandı, yetişmekte olan kurmay öğrencilerin Türkiye’de eğitim alması sağlanarak gelecekteki komuta kademesinde Türkiye’ye hayran bir nesil yaratıldı.

Özellikle Müslüman ağırlıklı ülkelerde Diyanet, Maarif vb. vakıflar eliyle dini hibeler yapıldı, camiler ve okullar inşa edilerek uzun vadeli misyoner faaliyeti benzeri süreçler başlatıldı (bu başlıkta FETÖ sonrası tasfiye ve yeniden inşa devam ediyor).

Askeri öğrencilerin yanı sıra yabancı öğrencilerin devlet üniversitelerinde burslu okuması sağlanarak hedef ülkede Türk yanlısı bir aydın kuşağının yaratılması amaçlandı.


Sermayenin Suriye rüyaları

Suriye İç Savaşı’na müdahale sonrasında Halep, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı için bir laboratuvar faaliyeti gördü. Aynı şey Türk sermayesi için de geçerli. Cihatçıların kontrolündeki bölgenin enerji nakil hatları, inşaat, ulaşım, bayındırlık gibi faaliyetleri Türk sermayesi tarafından gerçekleştirildi. İç savaş sırasında cihatçıların denetimindeki bölgelerden yağmalanan fabrikalar, tarlalardan sökülüp götürülen ağaçlar hâlâ akıllarda. Dolayısıyla Balkanlar, Kafkasya, Kuzey Afrika ve Ortadoğu bölgesinde zaten yaygın olan Türk sermayesinin yeniden imar edilecek Suriye için hayaller kurması doğal. Ancak burada yoğun bir rekabet söz konusu olacak. Trump, Suriye’ye karşı uygulanan ekonomik yaptırımları kaldırmanın işaretlerini veriyor. Bu durum gerçekleştiğinde bölgeye Batılı sermayenin akacağını düşünmemek hatalı olur. O nedenle AKP iktidarının sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda emperyalist merkezlerle siyasi ve ekonomik olarak daha fazla rezonansa girmesi gerekecek bir dönem açılıyor.

ortaklasa_sayi_1_kapak
Ortaklaşa

İlk sayının dosya konusu Cumhuriyet. Bu dosyada kuruluş sürecinin kazanımları ele alınıyor, özellikle yeni çözüm sürecinde yeniden ve yenilenerek gündeme taşınan argümanlara yanıt verilirken tarihsel gelişmeler kendi koşulları içinde değerlendiriliyor.