Başak Yavuz 'Müzisyenler artık iş adamlarına, iş kadınlarına dönüşüyor'

"Yalnızca Türkiye’de değil, dünya üzerindeki herhangi bir lokasyonda özgürce müzik yapabilmek için en temel ihtiyaçlarımızı karşılayabilirsek, müzikle ilgili kişisel vizyonumuz ve amacımız doğrultusunda özgürce müzik yapabilme olasılığımız artabilir. Böylece belki vaktimizi insanları eğlendirerek para kazanmaya değil, müzik yapmaya ayırabiliriz."
Ali Somel
Pazartesi, 10 Ağustos 2015 12:10

Geçtiğimiz günlerde Grammy jürisine seçilen caz yorumcusu ve bestecisi Başak Yavuz Türkiye'den müzisyenlere "tekelleşmek değil çoğalmak adına" bir çağrıda bulunmuştu. Şarkı yazımı dersleri veren ve radyo programları yapan Başak Yavuz'a bu çağrısının ne anlama geldiğini sorduk.

Öncelikle tebrik ederiz. Yurtdışında eğitim gördün, ne kadar zamandır Türkiye'de çalışıyorsun, caz müziğiyle ilgileniyorsun?

Teşekkür ederim. 2012’de Manhattan School of Music’den Master of Music diplomamı alıp ilk albümümü kaydettikten hemen sonra Türkiye’ye döndüm. Türkiye’ye döndüğümden beri, gerek akademisyenlik, radyo programcılığı, gerek şarkı yazarlarına sağladığımız açık sahneler ve kendi performanslarımla çoğunlukla caz ekseninde olmak üzere, sevdiğim ve inandığım müziği yaymaya çalıştım. Bildiklerimi öğretmek, kendi müziğimi ve sevdiğim müzikleri paylaşmak amacı doğrultusunda elimden geleni yaptım ve yapmaya devam ediyorum.

Grammy'den kabul alırken uluslarararası kariyeri olan müzisyenleri 'tekelleşmek değil ama çoğalmak adına' jüri üyeliğine başvurmaya çağırdın. Bu vurgun pek az yerde yayınlandı. Ne kast ettiğiniz açıklayabilir misin?

Müzik maalesef artık bir iş kolu, bir sektör halini aldı, tıpkı eğitim gibi. Müzik endüstrisi öyle yabana atılır bir çark değil. Bu durum müzisyenlerin duruşlarını, hatta müzikal kararlarını bile etkiliyor. Yani müzisyenler artık iş adamlarına, iş kadınlarına dönüşüyorlar. Bütün bunların sonunda ortaya çıkan şey -artık ona terminolojik olarak müzik diyeceksek- moda akımlara, moda tavırlara dönüşüyor. Tekelleşme de bu senaryonun bir parçası. Müziğin, müzisyenlik ve eğitmenlik dışındaki alanlarını da tanımak istediğim için bağımsız bir plak şirketi kurdum. Tabii bu adım yanında bir çok kaygıyı da barındırıyor. Ancak bu çarkı anlamadan bu işte barınabilmek, gerektiğinde çoğalmak, gerektiğinde bazı şeylere karşı durabilmek bana mümkün görünmedi. Tam olarak bu sebeple Grammy jurisi olmayı istedim. Yaptığım çağrıyı da, artık nadiren karşımıza çıkan güzel bir yapımla karşılaştığımızda biraz ilgi çekmesini sağlayabilmek için yaptım.

Haziran'daki halk direnişine dayanışma parçanla destek olmuştun...

Açıkçası o şarkıyı yazarken destek olmak gibi bir amacım yoktu. Süreci zaten hep birlikte yaşıyorduk. Sabrımın taştığı bir gün, şarkı yazarı olduğum için bir şarkıyla kendimi ifade ettim. Zaten bilgisayar ekranının karşısında pijamayla yaptığım bir şarkıyı paylaşmam ancak böylesi bir duyguyla olabilir. Spontane bir durumdu.

Sence Türkiye'de özgürce müzik yapabilmenin koşulları nasıl sağlanabilir?

Yalnızca Türkiye’de değil, dünya üzerindeki herhangi bir lokasyonda özgürce müzik yapabilmek için en temel ihtiyaçlarımızı karşılayabilirsek, müzikle ilgili kişisel vizyonumuz ve amacımız doğrultusunda özgürce müzik yapabilme olasılığımız artabilir. Böylece belki vaktimizi insanları eğlendirerek para kazanmaya değil, müzik yapmaya ayırabiliriz. Bir taraftan da dünyanın en zengin insanı olun ve dünyanın en rahat ülkesinde yaşayın, özgür değilseniz, içinizdeki müzik de özgür olamaz. Afrika’da toprak üstünde çıplak ayaklı aç bir çocuk, bir boru parçasıyla sizin hiç yapamayacağınız güzellikte ve özgürlükte bir müzik yapabilir. Yani belki de bu sorunun bir cevabı olmayabilir.