Şair Şêrko Bêkes anısına: Burası Devrimin Sesi

Şair Şêrko Bêkes anısına: Burası Devrimin Sesi

Münir Gök
03/08/2015 Pazartesi

Eşitlik, özgürlük ve aydınlanma mücadelesinde hayatını kaybeden tüm aydınlık insanların anısına saygıyla...

''Yasım insanlığın yasıdır
Özgürlüğün, eşitlik görevinin çağrısıdır.''

İki yıl önce bugün, sokaklarda henüz ''Haziran ruhu''nun etkin olduğu, yine sokaklarda olduğumuz bir günde cep telefonuma gelen bir mesajla öğrendim büyük şairin hayatını kaybettiğini. Tuhaf bir buruklu oluşmuştu içimde. Bir yanda ''Hükümet istifa'' diyerek meydanları zapt eden milyonların sesi, bir yanda ''Burası devrimin sesi'' diyerek ezilen,sömürülen, baskıya,katliama uğrayan milyonlarca insanı direnişe davet eden ''kimsesizlerin kimsesi''nin sonsuzluğa, ardında ''Ekmek ve Gökyüzü''nü bırakarak gitmesi... Sanki Berkin'e yazılmış gibi;

Ekemek ve Gökyüzü
Sözcüğümün kuşu
Ne gökyüzüne ekmeksiz güler
Ve ne de
Gökyüzüsüz ekmek için
Şarkı söyler! (1)

Evet evet, kimsesizlerin kimsesi. Ve kimsesizlerin sesi. Her ne kadar bir diktatör bozuntusu bunu kendine 'mal etmeye' çalıştıysa da biz kimsesizlerin sesi olarak Şêrko Bêkes'i bileceğiz. Emek,ekmek, aydınlık düşmanlarından, sömürücülerden ''kimsesizlerin sesi''nin çıkması 'fıtrat'larına ters! Onların fıtratında paranın tanrısı vardır, Bêkes'inkinde ise ''Tanrı'nın ayakkabıları''...

(...)                                                               (...)

Tu mamoste piyê xwe deyne!                 Sen, öğretmen koy ayağını!

Tu bazirgan piyê xwe deyne!                  Sen, tüccar koy ayağını!

Zabit...casûs...leşker cellad                     Subay... casus... asker... cellat…

mirovê baş...û mirovê pîç...                     iyi insan...piç insan...

Hûn hemû                                                Siz hepiniz!    

yek li pey yekî piyê xwe deynin               Sırayla koyun ayaklarınızı

kes nema                                                  kimse kalmadı

tenê Xudê ma                                          Tanrı'dan başka

Ez bawer im                                             inanıyorum ki

li wê dinyayê Jî                                        öte dünyada da

Xudê ji bo                                                Tanrı

boyaxkirina pêlavên xwe                         ayakkabılarını boyatmak için 

wê gazî Kurdekî bike                               bir Kürdü çağıracaktır.

kî dibê ''ew Kurd ne ez im''                      Kim diyebilir ki "O Kürt ben değilim."                 

Ax dayê                                                    Ah anne

Tu dibê pêlavên Xudê çiqas mezin bin  sence Tanrı'nın ayakları ne kadar büyük?  

çend numre ne lingên wî                          Kaç numara giyiyordur?

Lê ji bo pere!                                            Ya para!

dayê tu dibê Xudê wê çiqasî bide? (2)      Anneciğim sence Tanrı ne kadar öder?

Hêmin Mukriyanî'nin ''Saki nereye gidiyorsun nereye? Senin de boynun eğik mi o zorbanın önünde?'' dizesi ilk cevap verenler arasındadır kimsesizlerin sesi ve yüreği yaralı ile beraber.Ne diyordu yüreği yaralı ''Boyun eğen tutsaktır, haydi, yücelere çıkalım.'' Bêkes, yüceler için kavgaya ilk girenlerdendir. Emekten, aydınlıktan, aşktan, sevgiden yana dizeleriyle bâlâdır, bâlâdadır.

Bâlâ (Yüksek)

Yükseklerde bir acıyım,
Sadece sükûnetle
Bir başka acının omuzlarına bindiğimde
Yara... nerede olursa görürüm
Yoksul... görür beni nerede olursam.

Ya ölüm? Ya ölümsüzlük? Fiziken ortadan kaybolmak mıdır? Yoksa ona  rağmen her gün pazarda, caddelerde gözükmek, şiirlerde gülmek, öykülerde gidip gelmek midir? Belki şu anda o bir ağacın kökü yanında uzanmış, ama aynı zamanda ağacın yukarısında dallarıyla bize bakmaktadır.

O her zaman bizimledir. Belki yağmurdur ya da kar. Belki havadır ya da güneş. Ama ölümden daima uzaktır,uzaktadır. Ölüm; harflerin, dizelerin, şiirin,özgürlüğün, doğanın ve çocukların ölmesinin, öldürülmesinin haykırışıdır Bêkes için.

      Mirin                                               Ölüm

Ku pelek mir...                               Bir yaprak öldüğünde

herfek ji min mir                           bir harf yitirdim.

ku kaniyek mir...                           Bir kaynak öldüğünde

peyveke min mir                           bir sözcük yitirdim.

ku baxçeyek mir...                        Bir bahçe öldüğünde

hevokeke min mir                        bir cümle yitirdim.                 

Lê ey keça                                     Ey Haladin köyündeki

Temen deh salî ya                       on yaşındaki kız

gunde Heledîn                              seni öldürdüklerinde             

dema tu hatî kuştin                     on tane şiir yitirdim.

deh şiîrên min miriın (3)

Şiirin çivinin ucunu birbirine benzetir şair. İkisi de dalınca derinlere; çivinin ucunda çekicin, şiirin ucunda acının izi kalır. Yalnızca acının mı ? Ya umut! Nâzım'ın dizelerinde ifade ettiği gibi; umut insanda. Atom reaktörleri işlemeye devam ediyor. Umut ve aydınlık mücadelesi de! Karanlığın içinden geçiyor olsak da  görebiliyoruz aydınlığı, emeği, ve emeğin içinde eşitliği... Ve eşitçe bir yaşamı ve eşitçe bir bölüşümü ve eşitçe bir 'ölümü'. Ama biliyoruz, "gelecek güzel günler gökten inmeyecek birdenbire".

Paylaşmak

Biz açlığı paylaştık
Hepimiz eşit yiyelim diye
Biz çıplaklığı paylaştık
Aynı giyinelim diye
Biz kanı da paylaştık
Eşitçe ölelim diye
(...) (4)

Bêkes sanki Türkiye'de yaşamış gibidir. Gibisi fazla olur, Mislawî marka çantasıyla İstanbul'u ne güzel anlatır. Acılar, baskılar, cinayetler, umutlar, direnişler peşi sıra gelmiştir. Tek fark onun direndiği zorba ırkçı, bizimkisi ise hem ırkçı hem dinci! Yok başka cehennem direniyoruz işte! Baskıya, sömürüye, zorbalığa direnmek için en önde yürümüştür. O bize, biz ona benzeriz. ''Ülkemde'nin" dizelerini okurken 13 yıllık AKP karanlığı gözlerimizin önünde film şeridi oluyor adeta.

   Ülkemde                                                            Li Welatê Min

Ülkemde                                                            Li welatê min     

Gazete lal doğar.                                             rojname lal ji diya xwe dibe.

Ülkemde                                                           Li welatê min

Radyo sağır doğar.                                         radyo kerr ji diya xwe dibe.

Ülkemde                                                           Li welatê min

Televizyon kör doğar                                     televîzyon kor ji diya xwe dibe.

Ülkemde bunların sağ doğmasını isteyenler       Ewên bixwazin li welatên min

Dilsizleştirilirler ve öldürülürler                   Ew bi saxî ji diya xwe bibin

Sağırlaştırılırlar ve öldürülürler                   Wan lal dikin û dikujin

Körleştirilirler ve öldürülürler                      Wan kerr dikin û dikujin

Ülkemde.                                                        Wan kor dikin û dikujin

                                                                                   Li welatê min. (5)

Demek ki ''yandaş medya'' her yerde! Farketmiyor sınırların farklılığı. Paranın, sermayenin, patronların, gericilerin iktidarıysa söz konusu, emekçilerin, yoksulların payına düşen aynıdır. Ama zorbalığın, sömürünün hüküm sürdüğü her toprak, boyun eğmeyenlerini de yaratır. Şêrko Bêkes boyun eğmeyenlerin en başındadır. Son röportajında bir şairin ya da genel ifadeyle bir aydının, bir sanatçının nasıl olması gerektiğini şu ifadelerle dile getirir:

''Gerçek şair, prangalanmaktan daha büyük olan şairdir. Gerçek şairin siyasi fikirlerinin olması lazım. O da herkes gibi özgürdür. Fakat şair, sanatçı gibi(leri) kimseye boyun eğmez." (6)

Lambaları ve duvarları şiirden olan bir evde büyümüş bir insanın ardında bıraktığı kocaman bir aydınlık. Hayatı üretim ve direnişle geçen emeğin, aydınlığın, özgürlüğün, ayakkabı boyacılarının şairi. Koltuk sevdasından, sahte umutlardan, kolay çözümlerden uzak duran devrimci bir yürek. Milletvekili seçildiği, kültür bakanı olduğu bir hükümetin gericiliğine, halk düşmanlığına boyun eğmeyen, ''şiirimin tek dizesini otuz bakanlığınıza değişmem'' diyerek koltuklarını yüzlerine vuran bir aydın. Düşmanının ona önerdiği, daha doğrusu önermek zorunda kaldığı ödülü elinin tersiyle iten ve karşılığını Kürt halkını mücadeleye çağırarak veren onurlu bir insan. Enfal'i, Halepçe'yi görmesine, yaşamasına rağmen paha biçilmez yasını ağlayarak harcamayan, direnen, daima direnen... Peşmergelik yaptığı zamanlarda silahıyla direnen, sürgünde Divan'ıyla, radyoda ''Devrimin Sesi'' ile, öyküleriyle, tiyatro oyunlarıyla ve şiirleriyle direnen bir direnişçi. 

Bu canavar tarihte nedir şiir? Bir kelebekten, ''Kelebek Boğazı'ndan'' başka. Bir keçi yavrusundan başka ve beşiğindeki bebeğin gülüşü dışında. Ayak takımının uyumakta olan ve mutlaka uyanacak olan ayak seslerinin dışında. Nazım'ın ''işçi sınıfına selam''ı , Cigerxwîn'in ''Kızıl Sel''i, insanlığın umudu, sevgililerin aşkı, özgürlüğün ve eşitlik görevinin çağrısı dışında. Ve ''Büyük Diktatör''e meydan okuyan Chaplin'in "atasözü" dışında. Ve ''eğer özgürlüğü çıkarırlarsa ölür tüm mevsimlerim ve bende ölürüm'' diyen Bêkes dışında.

Atasöz

Çok şey var ki
Paslanıyorlar
Ve unutuluyorlar
Sonrada ölüyorlar;
Tıpkı taç
Baston
Ve padişahın tahtı!
Dünyanın çok şeyi de var ki
Çürümez
Unutulmaz
Ve ölümsüzler;
Tıpkı
Charlie Chaplin'in
Şapkası
Bastonu
Ve ayakkabısı! (7)


Kaynaklar:

1) Şêrko Bêkes - Güneyden Şiir Yağuru / Kürtçe'den çevirenler: Sîrwan Rehîm,Azad Dilwar, Baker Schwani- belge yayınları sf,33

2) Şêrko Bêkes - ji nav şiîrên min / Soranice'den Kurmanci'ye çevirenler: Rûken Bağdu, Bedran Hebîb - avesta yayınları syf 19

3) Ji nav şiîrên min, syf 22

4) Güneyden Şiir yağmuru syf 231

5) Ji nav şiîrên min syf 30

6 Kawa Emîn - Şêrko Bêkes'le son röportaj : http://rudaw.net/turkish/interview/19082014

7) Güneyden Şiir yağmuru syf 330