Uribe’nin Kolombiyası

Kolombiya, ABD askeri yardımlarından en fazla pay alan Latin Amerika ülkesi, ABD'nin bölgedeki en önemli müttefiki. Gündelik yaşamı ve siyaseti şiddetin belirlediği, insan hakları sicili en kötü ülke. Kolombiya’da neoliberal yeniden yapılanma döneminde halkın yaşam koşulları kötüleşirken ordu, polis ve paramiliter grupların faaliyetleri arttı, toplumsal hareketler izlenmesi, susturulması ve nihayetinde tasfiye edilmesi gereken kuvvetler olarak sunuldu.
Cuma, 02 Nisan 2010 01:34

Neoliberal dönüşümün kısa bilançosu
Latin Amerika ve dünyanın başka coğrafyalarındaki “gelişmekte olan ülkeler”, 1970'lerin sonunda dış borçlarını ödeme baskısıyla neoliberal politikaları benimsenmeye zorlanmıştı. Söz konusu dönemde Kolombiya'nın diğer Latin Amerika ülkelerinden daha az borcu vardı. Bu nedenle neoliberal yeniden yapılanma süreci Kolombiya için esas olarak 1990'lı yılların başında dönemin devlet başkanı Cesar Gaviria Trujillo iktidarında başladı. Aynı dönemde ülke, ABD'den devasa miktarda askeri yardım aldı. Ancak 1990'lı yılların ortasına gelindiğinde yaşanan liberalizasyon nedeniyle Kolombiya ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldı ve IMF'den aldığı borçları iki katına çıktı.

Söz konusu neoliberal reformlar şimdiki devlet başkanı Alvaro Uribe'nin 2002 yılında iktidara gelişinden sonra yoğunlaşarak devam etti. IMF'nin 2003'te reformların hızlandırılması şartıyla verdiği 2.1 milyar dolarlık borcun ardından Uribe, ülkenin en büyük bankalarından birisini (BANCAFE) özelleştirdi, emeklilik programını yeniden yapılandırdı ve bütçe açıklarını kapatmak adına kamu çalışanlarının sayısını azalttı. Uribe ayrıca ülkenin en büyük devlet hastanelerinden bazılarını kapatarak sağlık alanında istihdam edilen dört binden fazla kişiyi işsiz bıraktı. Telekomünikasyon, petrol ve madencilik sektörlerinde pek çok şirketin ulusal niteliğine son verdi.

Hans Bennett'in Jasmis Hristov'dan aktardığına göre 45 milyonluk nüfusa sahip ülkede 11 milyon kişi günde bir adet besleyici öğünü maddi olarak karşılamaktan yoksun. 2005 istatistiklerine göre Kolombiya nüfusunun yüzde 65'i temel geçimlik ihtiyaçlarını düzenli olarak karşılayamıyor. Kırsal bölgelerde yoksulluk oranı yüzde 85 düzeyinde. 2000 yılında yarım milyon çocuğun yetersiz beslendiği ve 6-17 yaşlarında 2.5 milyon çocuğun çalışmaya zorlandığı tahmin ediliyordu. Dahası, son birkaç yıldır okula devamlılık, okur-yazarlık, yaşam beklentisi, çocuk bakımı ve eğitime erişim gibi göstergelerde de ciddi düşüşler yaşandı (1).

Paramiliter örgütlenmeler ne durumda?
Alvaro Uribe hükümeti, 2003 yılında uyuşturucu trafiğinin elebaşları ve başta FARC olmak üzere gerilla örgütlenmeleri ile mücadeleyi yükseltmek adına bir kampanya başlattı. Batı basınının verdiği moral destek sayesinde Uribe hükümeti bir güvenlik ve istikrar görüntüsü verdi. Ancak bu görüntünün arkasında ülke içindeki muhalefete karşı artan bir paramiliter faaliyetler yığını ile komşu ülkelerdeki devrimci süreçlere dönük ciddi bir askeri tehdit var. Ve elbette ABD desteği...

Toplumsal hareketlere öncülük edenler, sendikacılar, solcu siyasi liderler ve gerilla örgütlerini destekledikleri varsayılan köylüler ordu kuvvetleri ve paramiliter gruplardan gelen tehditlere, katliamlara ve başka insan hakları ihlallerine maruz kaldılar. 2000 yılından itibaren Kolombiya'da yaklaşık üç milyon kişi yerinden edildi (2). Kırsal alanlardan kentin çeperlerine gelen milyonlar, köylerdeki paramiliter katliamlardan ve Kolombiya ordusu ile diğer silahlı güçlerin tehditlerinden kaçıyorlar. Uribe’nin iddiası ise ülke tarihindeki en yüksek yer değiştirme oranlarını yansıtan istatistiklerin kırsal nüfusun iş arayışından kaynaklandığı yönünde.

Ülkedeki paramiliter sistemin kökeni, sömürgecilik dönemindeki ilkel sermaye birikim dönemine dek götürülebilirse de, 1960’ların ortasında Kolombiya hükümeti tarafından çıkarılan bir yasa bu sistemin şekillenmesinde belirleyici oldu.

Söz konusu yasa, vatandaşlara silah taşıma ve bu silahları kendi yerelliklerinde isyancılara karşı kullanma yetkisi veriyordu. 1948 yılında liberallerin lideri Jorge Eliécer Gaitán’ın öldürülmesinin ardından ülkede büyük bir isyan patlak vermiş ve yaklaşık on yıl süresince ülke tarihine La Violencia (Şiddet) olarak geçen dönemde 200 bin kişi ölmüştü.

Paramiliter örgütlenmeler 1980’lerde etkilerini arttırmaya devam ettiler. ABD’den Kolombiya hükümetine gelen askeri yardımın mazereti de komünizmle mücadeleden narko-terörizm ile mücadeleye kaydı. 1994 yılında, o dönem Antioquia valisi olan Alvaro Uribe Velez’in açık desteğini ilan ettiği CONVIVIR’in (Kırsal İzleme Birlikleri) kurulması paramiliter faaliyetler açısından ikinci bir dalganın başlangıcı oldu. Yerelliklerde güvenliği sağlamak ve isyancılar ve destekçileri hakkında istihbarat toplamak amacı taşıyan grupların ulusal ağı CONVIVIR bir süre sonra büyük tepkilere neden oldu ve 1999’da feshedildi. Ancak CONVIVIR üyelerinin pek çoğu 1997 yılında kurulan ve ülkenin en büyük paramiliter örgütlenmesi olan AUC (Kolombiya Birleşik Meşru Müdafaa Kuvvetleri) ağına katıldı.

2002’de hükümet ile AUC arasında başlayan “barış müzakereleri” sonucunda 2006 yılında AUC dağıtıldı. Ancak süreç boyunca AUC’un askeri faaliyetlere devam etmiş olması, silahlarının büyük bölümünü iade etmemiş olması gibi pek çok başlık sürecin meşruluğunun sorgulanmasına neden oldu. Suçlarını itiraf eden eski milislerin en fazla 8 yıl ceza almasını sağlayan yasayı da 2005 yılında Uribe hükümeti çıkardı.

Kolombiya devleti ABD’nin mali desteği ve yönlendirmesiyle ülkeyi yıllardır kan gölüne çeviren paramiliter gruplarla ilişkisinde hep ikircikli oynadı. Bir kanunla bu grupların oluşumunu yasaklarken diğer bir kanunla varlık zeminlerini güçlendirdi bir yandan barbarlıklarını lanetlerken öte yandan operasyonlarını destekledi failleri adalete teslim etme sözü verirken yargılamadan bağışık olmalarının yolunu açtı paramiliter grupları uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlarken ticaretlerinden kâr sağladı paramiliter örgütleri ezdiğini dünyaya duyururken milyarca dolarlık ABD askeri yardımı alarak “demokratik” devlet için yakışıksız kaçacak pis işlerini yaptırdı bu örgütlere. Nihayetinde 2008 yılında yaşanan ve parapolitika skandalı olarak adlandırılan skandalda Kongre üyelerinin yüzde 38’inin adı geçti ki adı geçenler arasında Uribe’ye çok yakın kişiler de vardı. ABD Ulusal Güvenlik Raporlarında Uribe’nin kendisinin uyuşturucu trafiğine karıştığı ve paramiliter grupların desteğini aldığı belirtildi (3).

Kolombiya siyasetinde paramiliter örgütlerin kapladığı alan yakın gelecekte daralacakmış gibi görünmüyor. Bunun nedeni, ülkede hüküm süren toplumsal, siyasi ve iktisadi eşitsizliklerin boyutunun baskıyı zorunlu kılıyor olması. Öte yandan, ABD Kolombiya’ya yalnızca içerdeki muhalefeti bastırmak için değil, aynı zamanda bir süredir devrimci süreçlere imza atan Latin Amerika ülkelerini tehdit etmek için de askeri ve politik destek sunuyor. 2008 Martında Kolombiya ordusu askerlerinin Ekvador sınırları dâhilinde FARC liderlerinden Raúl Reyes’i ve diğer FARC üyelerini öldürmesi ve 30 Ekim 2009’da Kolombiya ile ABD arasında imzalanan ve ABD’ye Kolombiya’daki yedi askeri üsse erişim imkânı tanıyan askeri anlaşma, söz konusu tehdidin en son örnekleri arasında.

Esin Saraçoğlu

Kaynaklar:
(1) Hans Bennett, “Neoliberalism Needs Death Squads in Columbia,” 3 Eylül 2009, http://upsidedownworld.org/main/colombia-archives-61/2091-neoliberalism-...
(2) UNCRH, “2008 Global Trends: Refugees, Asylum-seekers, Returnees, Internally Displaced and Stateless Persons,” 16 Haziran 2009, http://www.unhcr.org/4a375c426.html
(3) Raúl Zibechi, “Military Crisis in South America: The Results of Plan Colombia,” 2 Nisan 2008, http://upsidedownworld.org/main/colombia-archives-61/1206-military-crisi...