Yapı Kredi'den sömürü manzaraları...

Koç Ailesi “laik” ama AKP’nin 15 yıldır işbirlikçisi... “Cumhuriyetçi” ama özelleştirmelerle halkın kamusal varlıklarını yağmalayarak her fırsatta cumhuriyetin kazanımlarıyla alay eden bir patron ailesi... Türkiye’deki patron sınıfının en eski ve daimi temsilcisi… AKP döneminde kârlarını katlarken, emek düşmanı uygulamalarıyla emekçilerin belini bükmeye devam eden Koç’un en büyük kâr kalemlerinden biri olan Yapı Kredi Bankası’ndaki sömürünün boyutlarını ve “Koç’lu olmanın” gerçek yüzünü bankadan ayrılmak zorunda bırakılan bir emekçi ile konuştuk.
Haber Merkezi
Salı, 05 Aralık 2017 11:06

Patronlar ekonomik kriz ortamını fırsata çevirmeye çalışırken, sömürü koşulları da giderek derinleşiyor. Bu duruma, insanların eskiden kurtuluş gözüyle baktığı bankalar da dahil.

Emek düşmanı uygulamaların sınır tanımadığı bankalarda turnikeler kapatılıp çalışanlar şirkete hapsediliyor, mesai ücretleri verilmiyor, yeri geliyor grevler engelleniyor.

Türkiye’deki patron sınıfının en büyüğü Koç ailesinin Yapı Kredi'sinde de farklı bir durum beklemeye gerek yok. Boğazına kadar fazla mesaiye batmış çalışanlar, bir de üstüne yöneticilerden gelen e-postalarla tehdit edilirken, Yapı Kredi’nin kârları katlanmaya devam ediyor.

Bu da yetmezmiş gibi, emek düşmanı uygulamalarına rağmen kendilerini laik ve cumhuriyetçi olarak pazarlamaya çalışıyorlar. Üstelik bunu, Tüpraş ve Yapı Kredi gibi Türkiye’nin en büyük kamu kuruluşlarını, zamanında başımıza cumhuriyetin kazanımlarını emekçilerden gasp etmek için getirdikleri AKP’nin peşkeşiyle ele geçirmişken yapıyorlar.

Biz de Koç sömürüsünün ve yalanlarının merkezinde bulunan Yapı Kredi’deki çalışma koşullarının ve “Koç'lu olmanın” gerçek yüzünü, ağır çalışma koşullarına dayanamayıp Yapı Kredi'den ayrılmak zorunda bırakılan bir emekçiye sorduk... 

İşte söyleşimiz... 

Yapı Kredi Bankası çalışma koşullarının daha iyi olduğu düşüncesiyle emekçiler tarafından tercih ediliyor. Bir de Koç ailesinin laik ve özgürlükçü bir imaja sahip olması var. Senin Yapı Kredi’yi tercih etme sebebin neydi? Çevrendeki insanlar nasıl karşıladı?

Koç Holding yıllardır Türkiye'nin en büyük şirketlerinden birisi. Ben mezun olduktan sonra bir sürü iş başvurusu yaptım, zaten bir an önce iş bulmam gerekiyordu, ilk teklif de Yapı Kredi'den geldiği için doğrudan kabul ettim. Zaten kabul ederken de Koç grubu şirketi olduğu için aynı düşünceye sahiptim ve mutluydum kabul edildiğim için. Şirket içinde “Biz Koç grubuyuz, bizim seçtiğimiz insanlar belli, bizimle çalışanlar da aynı görüşe sahip” şeklinde bir algı var. Bu algı içeride insanlara çok sistematik bir şekilde yansıtılıyor. Onun dışında ailem ve arkadaşlarım da doğal olarak benim gibi sevinmişti işe başlarken. Sonuçta Koç grubunun gerçekten de dışarıdan bakınca diğer kurumların önüne geçen farklı bir imajı var.

“AZ BİLE ÇALIŞIYORSUNUZ”

İşe alınma sürecinden, çalışma koşullarından ve şirket politikalarından bahsedebilir misin?

İş mülakatına departmanın direktörü de geliyor. Mesai şartlarını elbette sordum ve direktörümüz tersleyerek geç saatlere kadar çalışıldığını belirtti. Fazla mesainin Yapı Kredi gerçeği olduğunu ise üçüncü günde mesaiye kalınca öğrendim. Zaman zaman gece on bire kadar çıkamadığımız oluyordu. Haftalık olarak hazırlamamız gereken raporların belirli süreleri vardı ancak hiçbir zaman bu sürelere bakılmıyordu. Ekiplerin hedefleri belliydi ve bu hedefi tutturmak için daha fazlasını çıkartmak gerekiyordu. Fazla çalıştırıldığımız konusunda bir ses yükseldiğinde ise “Siz az bile çalışıyorsunuz, eskiden genel müdürlük Gayrettepe'deyken bundan çok daha fazla çalışılırdı” gibi cevaplar alıp susturuluyorduk.

Özellikle benim çalıştığım departmanda birçoğumuz tecrübesizdik ve buna ek olarak departmanlar arası çok sık sirkülasyon oluyordu. Ayrıca insanlar bir anda farklı bölgelere gönderilebiliyordu, Güneşli, Kadıköy gibi. Bu yer değişiklikleri, yasal olarak sorun teşkil etmeyecek şekilde sözleşmeye yerleştirilmişti, ancak böyle bir şeyin olabileceğine çok fazla ihtimal vermemiş olmama rağmen orada gerçek olduğunu gördüm.

“GÖNÜLLÜLÜK ESASINA DAYALI FAZLA MESAİ”

Mesailerin fazlalığından bahsettin. Bankada bu durum hangi gerekçelerle sunuluyordu?

Öncelikle Yapı Kredi‘de mesailer gönüllülük esasına dayalı (gülüyor). Bu en temel söylem. Zaten böylesi durumlarda kalmama şansın da olmuyor. Yapı Kredi üç aylık periyotlarda 67.5 saate kadar mesai ücretini veriyor, daha fazlasını vermiyor. Hafta sonu mesaileri buna dahil değil. Ama şunu belirtmem gerekir, zaman zaman ayın ilk iki haftası dolmadan 32.5 saat fazla mesai yaptığımı hatırlıyorum. Yaklaşık bir ayda bu 67.5 saati tamamladığımız dönemler oluyordu. Eve geldiğimizde saat zaten akşam on biri geçmiş, başka bir şey yapacak halimiz de kalmamış oluyordu. Ancak yatıp bir sonraki günü çıkarabilmek, ayakta kalabilmek için dinlenme şansımız oluyordu, başka bir aktivitede bulunmak kesinlikle mümkün değildi.

Aslında bankalarda, en iyi ihtimalle müfettiş yardımcılığına yeni mezun alıyor, o müfettiş yardımcılığını da staj olarak görüp, “sen bir süre çanta taşırsın“ diyerek uzun süre yoğrulmanı bekliyorlar. Yapı Kredi’nin bunu yapması, biz baştan alıp yetiştirelim gibi bir motifle gerekçelendiriliyor, en azından bize bu şekilde yansıtılıyor. Mesela diğer hiçbir bankada benim bulunduğum departmana tecrübesiz eleman alımı yoktu. Öğrenme sürecinde olmamız da bize fazla mesai olarak yansıyordu. Akşam sekize kadar eğitimler oluyordu örneğin. Mesain bittiğinde de eve gidince çalışmaya devam etmeni, sınavlara hazırlanmanı bekliyorlardı.

“SİRKÜLASYON VE BASKI”

Bu sirkülasyon konusunu biraz daha detaylandırabilir misin?

Yapı Kredi ilk kurulduğundan beri istatistiksel olarak en çok kredi batıran kurumlardan birisi. Ancak insanlara yeterli eğitim vermeden finansal analiz yapmaları talep ediliyor ve bu konuda baskı görüyorlar. İki hafta sonra analizi doğru dürüst öğrenmeden tahsise gönderildiğiniz olabiliyor. Bir milyon liranın üzerinde krediler geliyor ve belirli bir sorumluluk demek bu ve eğitim yetersizliğiyle de birleşince çok büyük bir baskı yaratıyordu çalışanlar üzerinde.

Esas problemlerden biri ise insanların sürekli olarak farklı departmanlara gönderilmeleriydi. İki senelik bir kıdem süresi var, bu süreyi dolduran doğrudan terfi ettiriliyor, Uzman-1 seviyesinde isen, Uzman-2 oluyorsun gibi. Ancak ben bu sürede terfi alan çok az insan gördüm, bunun esas sebebi ise aynı departmanda iki yıl kalabilen neredeyse kimsenin olmamasıydı. Tam terfi dönemi yaklaşmışken başka yere gönderilip, kıdem süresi sıfırlanan arkadaşları biliyorum. Dokuz sene çalışıp, henüz kıdemini alamamış, Uzman-1 seviyesinde olan insanlar vardı, üstelik bu insanlar çalışmayan, çaba göstermeyen insanlar da değillerdi. Rastgele gibi görünen bir sirkülasyon vardı departmanlar arasında ve bu nedenle terfiler de sürekli geciktiriliyordu, baskıya dayanamayanlar terfi de alamayınca doğal olarak istifa edip başka yerlere gitmeye çalışıyorlardı.

Peki, en çok kredi batıran banka diyorsun. Bunun finansal analiz ya da kredi tahsis ile bir ilgisi var mı? Bu departmanda çalışanların verimliliği düşük olduğu için mi kredi batıyor yoksa farklı sebepleri mi var?

Açıkçası, ben yanlış finansal analiz yapıldığını düşünmüyorum, zaten sonrasında da çok fazla kontrolden geçiriliyor, bizden sonra komiteye de çıkıyor. Koç çok büyük bir şirket, Koç’un ortaklık yaptığı bir sürü şirket var. Yapı Kredi üzerinden kendi tedarikçilerine de kredi sağlıyorlar. Bazen bir dosya geliyor, “Bu dosya ile Ali Koç bizzat ilgileniyor, buna dikkat edin, bu dosyada bir eksiklik olmasını istemiyoruz” şeklinde talimat geliyor. Bu tip durumlarda kredinin çıkmaması ihtimali de kalmıyor. Zaten Koç, UniCredit'e göre çok daha baskın, yarı yarıya hisse olmasına rağmen ve Koç ne isterse o oluyor aslında. Verimliliği Koç'un kararları belirliyor.

Tahsis tarafında kredi batırma durumuyla ilgili yoğun baskı var. Finansal analizde bu baskı yansıtılmıyor, ancak çıktığın raporda en ufak bir hata yaparsan azarlanırsın, insanların ortasında küçük düşürülürsün. Bizden sonra kırk defa kontrolden geçirilmesine rağmen iki aylık elemanlara bile “Bu rapor önemli, nasıl hata yaparsın, hata yapma hakkın yok senin, kaç kere anlattık” gibi çıkışlar olabiliyor. Tahsis tarafında ise gece üçe kadar süren komitelere, bunlarla ilgili anlatılanlara bakınca, ağır azarlamalara, baskıya maruz kalma, dosyalara günlerce çalışılmasına rağmen ne söyleyeceğini unutma gibi şeyler oluyordu.

“SAĞLIK PROBLEMLERİ ‘İN’ ÖZEL YAŞAM ‘OUT’”

Çalışırken kendine, sevdiklerine vakit ayırabildin mi? Senin ve çalışma arkadaşlarının sağlığı bu süreçte nasıl etkilendi?

Yapı Kredi‘ye başlamadan önce düzenli tiyatroya giden, kitap okuyan biriydim. İşe başlayınca bu durum tamamen değişti. O kadar çok çalışıyorduk ve fazla mesai yapıyorduk ki, o gün işten makul bir saatte (akşam sekiz gibi) çıkabilsek bile, bir şey yapacak halimiz kalmıyordu. Bir noktadan sonra eve gidip ağlayarak uyuyabiliyordum ancak. Bir gün şunu hatırlıyorum, 21.30'da eve geldim, kendi kendime bugün kitap okuyacağım, kararlıyım diyordum, sonra odama girdim, uzandım ve kitabı elime aldım, kitaba baktım ve ağlamaya başladım. O kadar yorgundum ki okuyamayacağımı fark ettim. Hiçbir şekilde sosyal hayattan bahsetmek mümkün değildi. Sevgilimi göremiyordum, arkadaşlarımı göremiyordum, ailemin yanına hiç gidemedim. Bayramda şehir dışına çıkamadım her an mesai olabilir diye.

Ailem, arkadaşlarım sadece sinirli olduğumdan bahsediyordu, sürekli olarak başım ağrıyordu bütün gün bilgisayarla uğraşmaktan. Tamamen stres nedeniyle hastalandığım bir dönem olmuştu. Eğitim odasında bayılanlar oluyordu, bir arkadaşımızı sedyeyle götürdüler, eli ayağı tutmuyordu. Panik atak krizi geçirmişti. Bir hafta sonra istifa etti zaten. Şekeri düşen, ama hâlâ çıksam mı, bir sürü iş var diye düşünen arkadaşlar vardı. Hastaneye gitmen gerekiyorsa izin veriyorlardı ama işi o noktaya getiren de onlar zaten. Bir keresinde bir rahatsızlığımdan ötürü revire gitmiştim, rapor yazmak istediler ancak çok işim var yetiştirmem lazım diye reddettim. Çünkü ben o raporu alsam, haftanın geri kalanında o yapmadığım işi telafi etmem lazım, o yüzden almamam daha iyi benim için. Hepimizin sağlığı etkilenmişti bu iş ortamından anlayacağınız.

“NADİDE KISA BANA YAPI KREDİ’DE YAŞADIKLARIMI HATIRLATTI”

Yapı Kredi Ataşehir şubede çalışan bir banka emekçisi hayatını kaybetti ve büyük bir öfke yarattı. İş arkadaşları çok fazla baskı ve mobbinge maruz kaldığını söylüyor. Bu olay Yapı Kredi’de nasıl yankılandı? Ayrıca hemen sonrasında Tüpraş’ta bir patlama oldu ve 4 işçi hayatını kaybetti. Bu olay nasıl yansıdı?

Çok acı bir durum. Ben haberi gördüğümde Yapı Kredi’de çalışırken bütün o yaşadıklarım aklıma geldi aslında. Zaten ben sağlığım elden gidiyor diye istifa etmeye karar vermiştim. Bir kadın çalışanın ayrıldığını ve ayrıldıktan sonra 6 ay psikolojik tedavi gördüğünü ve daha sonra çalışamadığını biliyorum. Bu tarz durumlar normalleşmeye başladı. O kadar bünyemizde yer etmiş ki, biz hala eski iş arkadaşlarımla dışarıda bir araya geldiğimizde iş dışında bir şey konuşamıyoruz. Tamam, artık kapatalım diyoruz ama gününün büyük bölümü orada geçiyor, o yüzden geçemiyoruz.

Tüpraş’taki patlama ise hiç yansımamış Yapı Kredi’nin içine benim gördüğüm kadarıyla. Aslında normal koşullarda çalışırken “Sen Koç’lusun, büyük bir yerde çalışıyorsun, köklü bir yapının önemli parçasısın” izlenimi veriliyor, “Biz büyük bir aileyiz” şeklinde çalışana yansıtılıyor. “Cumhuriyetçiyiz, değerlerimiz var” şeklinde lanse ediliyor. Çalışanların birçoğu da bu profile uygun aslında. Koç'un şirket mailleri geliyor. Başarılar aktarılıyor. Koç'un bunu çok iyi kullandığını düşünüyorum, nitekim bende de vardı ilk başladığımda bu kanı. Direktörümüz ilk geldiğimizde bize, “Bizim safımız belli zaten, bizim ideallerimiz var, bizim doğrultumuz var, bizden olmayanları almıyoruz buraya” gibi şeyler söylemişti. “Biz burada aydınlık Türkiye için mücadele veriyoruz” diyordu. İnsanları da bir şekilde buna ikna ediyorlardı. Ama sonra BASİSEN gibi bir sendikayla çalışıyorsun, işçini korumuyorsun, umurunda bile değil. Söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmuyor, nabza göre şerbet veriyorlar sadece. Kötü bir şey olduğunda Koç ailesinden Yapı Kredi’ye dönüşüyorsunuz. O yüzden de Tüpraş patlaması gibi olaylar Yapı Kredi’nin içinde duyurulmuyor, konu bile yapılmıyor.

“ÇALIŞANLARI İSTİFAYA ZORLUYORLAR”

Yapı Kredi’de geçtiğimiz günlerde bir bölge müdürünün çalışanlara attığı tehdit maili haber konusu olmuştu ve bu medyaya da yansıdı. Bu konudaki yorumun nedir?

Genel bir durum bu. Resmi ortamdan yapılmıyor genelde, yüz yüze yapılıyor, mail tercih edilmiyor. Ben mail görmemiştim ama sözlü olanı sürekli yapılıyor. Tehdit ve baskı normal şeyler haline geliyor bir noktadan sonra. İş yerindeki hedef baskısı zaten almış başını gidiyordu. Bu tarz baskılara karşı çıkmaya çalıştığında ise hemen olay çıkıyor, konu direktöre gidiyor, sonra odaya çağrılıyorsun, uyarılıyorsun, tehdit ediliyorsun. Böylece konu “tatlıya” bağlanmış oluyordu. Kimseyi işten çıkarmıyorlardı, bununla da ayrıca övünüyorlar zaten, ancak onların çıkarmasına gerek kalmadan insanları istifaya zorlayacak ortamı oluşturuyorlardı.

“AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE”

Türkiye'de 200 bine yakın banka emekçisi var. Her bankada belli örnekler oluyor, örneğin Şekerbank'ta molalar 5 dakikaya indirildi ve mesai ücretleri kaldırıldı, Denizbank’ta da CEO Hakan Ateş var, o da sudan gerekçelerle çalışan atabiliyor, despot tavırlarıyla biliniyor. Fazla mesailer var her bankada. 90’lı yıllarda bu durum böyle değildi. Finans sektörü yeni gelişiyordu ve bankalar bir kurtuluş olarak görülüyordu. Şu anda bir bankadan başka bir bankaya geçmek çözüm mü?

Ben bir bankadan başka bir bankaya geçeyim diyeni hiç duymadım. Herkes nefret ediyor çalıştığı yerden. Ama diğer özel bankaların da bizim gibi olduğunu biliyoruz, mesela Akbank’ta çok yoğunluk olduğunu duyuyoruz. Sadece devlet bankalarının nispeten daha rahat olduğuna dair duyumlar almıştım. Onun dışında denetleme kuruluşlarında da çok kötü mesailer olduğunu duyuyoruz, maaşları da çok daha düşüktü bize kıyasla. Ama Yapı Kredi’de denetleme firmalarına mı gitsek diyen çok duydum, o kadar kötüydü bizdeki durum. Bir şekilde kendisini geliştirip başka yerlere gitmek istiyordu herkes. Ancak finansal analizci biri kredi tahsise gönderilir, finansal analizden uzaklaşıp kredici olur ve kariyer olarak da tek bir noktaya sıkıştırılır. O yüzden hiçbirimiz bankada devam etmek istemedik.

İnsanlar gerçekten çok korkuyorlar, işimi kaybederim korkusuyla seslerini çıkarmaktan çekiniyorlar, patronlar da bunu iyi biliyor ve emekçileri işlerini koruyabilmeleri için birbirlerine düşürüyor, onları daha çok çalıştırıyorlar. Bu durum çoğu şirkette geçerli. Akbank, Garanti gibi özel bankalarda da çalışma koşullarının Yapı Kredi’deki gibi çok kötü olduğunu söylemiştim. O yüzden başka bir yere gitmek de bir çözüm gibi gelmiyor bana, her ne kadar hepimiz aslında şu anda yaptığımızdan çok daha iyi işler bulabilecek niteliğe sahip olsak da.

Emekçilerin iş yerlerinde karşılaştığı emek düşmanı uygulamalara karşı 27 Ocak 2018’de TKP’li banka emekçilerinin çağrısıyla Banka, Finans ve Sigorta Emekçileri Halk Komiteleri’nin kurulacağı ilan edildi. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?

Açıkçası bu hepimiz için güzel bir adım. Biz belki okuduk, "iyi yerlere" geldik. Ama çocukken öğretilen en basit şeyin dayanışma olduğunu unuttuk, ya da unutturulduk. Ve biz bunu unuttuğumuz için de yalnız ve saldırılara açık kaldık. O yüzden genel bir gözle şu an bu sektörde yaşadığımız sorunları ele alabilecek, bireysel olarak göremediklerimizi gösterecek, duyuramadığımız sesimizi duyuracak olan bir organın kuruluyor olması çok güzel bir haber. Bizim yapmamız gereken ise sadece bir araya gelebilmek. Bence hiç kimse için çok zor olmamalı.


İŞÇİLER soL'A KONUŞUYOR