Bir kitabın hatırlattıkları: Radyo konuşmaları

Yusuf Şaylan, Abdullah Nefes'in derlediği 'Türkiye İşçi Partisi Radyo Konuşmaları' kitabını soL için kaleme aldı.
soL - Yusuf Şaylan
Salı, 28 Ocak 2020 11:57

Masamda bir kitap var: Türkiye İşçi Partisi (TİP) Radyo Konuşmaları. Kitap, 1963 ve 1965 diye iki bölümden oluşuyor. Künyede derleyen Abdullah Nefes, tür olarak tarihi belge denilmiş. Biz sosyalistlerin bir sürü görevlerimizin yanında toplumsal belleği taze tutmak gibi bir görevimiz de vardır. Böylece, mücadele tarihimizde yaşanılan deneyimlerin yeni kuşaklara doğru aktarılmasına, geçmişteki olumsuzlukların ortadan kaldırılmasına yardımcı olabiliriz. Kitap bu nedenle önemli bir belge niteliği taşıyor. Abdullah Nefes’in de o yıllarda TİP üyesi olduğu için bir sorumluluk duygusuyla bu kitabı yayına hazırladığını düşünerek, kendisine ve Favori Yayınları'na teşekkür ediyorum.

Kitap, 1963 yerel ve 1965 genel seçimlerinde Türkiye İşçi Partililerin o zamanlar önemli propaganda aracı olarak kullanılan radyodan, Türkiye işçi sınıfına ve yoksullarına siyasi gerçekleri açıklama konuşmalarını kapsıyor. 

27 Mayıs 1960’ta Kurucu Meclis tarafından hazırlanan ve halkın oylarıyla kabul edilen yeni anayasa ile birlikte sosyalist partilerin ve sendikaların kurulmasının önü açılmıştı. Daha sonraki yıllarda burjuva siyasetçilerin topluma bol geldiğini düşündükleri bu anayasa, Türkiye tarihinde şimdiye kadar yapılmış en ileri anayasaydı. Bu anayasanın sağladığı haklarla 13 Şubat 1961’de Türkiye İşçi Partisi (TİP) bir grup sendikacı ve aydın tarafından kurulmuştur. Birinci TİP Türkiye sosyalist hareketinin kitleselleşmesinde çok önemli bir rol oynamıştır. TİP’in kurulmasıyla birlikte işçilerin, emekçilerin, yoksul köylülerin haklarının kazanılması ve sorunlarına çözüm bulunması yönünde bir program ortaya konmuştur. Bu programın hayata geçirilebilmesi için bütün imkânlarını seferber eden parti, 1963’teki yerel seçimlere katılmış, partinin ülke sorunlarına yönelik öneri ve çözümleri kitlelere anlatılmıştır.

Aralarında Mehmet Ali Aybar (Genel Başkan), Tarık Ziya Ekinci (Diyarbakır Belediye Başkanı Adayı), Kemal Sülker (Genel Sekreter), Esat Çağa (TİP Senatörü), Avukat Şekibe Çelenk, Tahir Öztürk (Ankara Belediye Başkanı Adayı ve Yapı-İş Sendikası Genel Başkanı), Niyazi Ağırnaslı (TİP Senatörü) gibi isimlerin bulunduğu parti yöneticileri ile üyeleri, seçimler boyunca değişik zamanlarda radyo konuşmaları yapmışlardır. TİP belediye seçimlerinde 24.016, belediye meclisi seçimlerinde 28.328, il genel meclisi seçimlerinde 37898 oy almıştır. İlk defa seçime giren sosyalist bir partinin bütün karşı propagandalara rağmen küçümsenmeyecek bir oy aldığını görüyoruz. 

1965’te yapılan milletvekili seçimlerine “Yaşasın Emekçiler Yaşasın Türkiye” sloganıyla giren parti adına ilk konuşmayı Genel Başkan Mehmet Ali Aybar yapıyor ve şunları söylüyor:

İşçiler, ırgatlar, azaplar, fakir köylüler, zanaatkârlar, memurlar, subaylar, emekliler, esnaflar, toplumcular, ezilen hor görülen eli nasırlılar, çilekeş yurttaşlar. 

Kardeşlerim: Senin, yoksulluktan, açlıktan kurtulman için; senin, işsizlikten kurtulman için; senin, cahillikten kurtulman için; senin, korkusuz, horlanmadan başı dik yaşaman için; senin, çocuğunu okutman için; senin, toprağa kavuşman, hastalığında doktora, ilaca, bakıma kavuşman için önce Türkiye’yi yeniden bağımsızlığa kavuşturman gerekiyor… 

Kardeşlerim; Emekçilerin, toplumcuların partisi, TİP size sesleniyor. Sözümüz yalnız sizleredir.

Görüldüğü gibi genel başkan bağımsızlığın önemine vurgu yapıyor. Öte yandan, sosyalistler yerine toplumcular sözcüğünün tercih edildiği anlaşılıyor. Bunun nedeni, sosyalizm ve komünizm sözcüğünün hâlâ ya yasaklı ya da irkiltici ve itici oluşudur herhalde. Genel başkan dışında Behice Boran, Tarık Ziya Ekinci, Rıza Kuas, Can Yücel, Sadun Aren gibi partili ve parti dostu insanların yaptıkları radyo konuşmalarının kitapta yer aldığını görüyoruz. Radyo konuşmalarının hepsinden alıntılar yaparak yazıyı uzatmak istemiyorum. Ancak bir iki örnek daha vermek yararlı olabilir.

Daha sonraki yıllarda Türkiye Sosyalist hareketinde saygın bir yer edinecek olan Behice Boran o zaman Merkez Yürütme Kurulu üyesi olarak yaptığı konuşmada şunları söylüyor:

Radyolarının başında Türkiye İşci Partisi’nin gür, umutlu sesini dinleyen çilekeş, sabırlı halkım, kardeşlerim.

Seçim günü yaklaştıkça Türkiye İşçi Partisi’ne hücumlar artıyor. Bölücülükten ihtilal havasından, eli nasırlıları kışkırtmaktan söz ediliyor.

Delilsiz, ispatsız en ağır isnatlar yapılıyor. Nedir bütün bu telaş, bu korku? Ne yapmaya çağırıyor Türkiye İşçi Partisi? İhtilale mi? Gidin ağaların topraklarını işgal edin, zenginlerin malını talan edin mi diyor? Tam tersine, Türkiye İşçi Partisi kurulduğu günden beri Anayasa’nın eksiksiz tastamam uygulanmasını istiyor. Bütün meselemizin Anayasa çerçevesi içinde çözülebileceğini savunuyor. Emekçi halkımıza 'senin de kendi partini kurman ve bu partiyi oylarınla meclise sokman açık ve kesin kanuni hakkındır' diyor. Ve de '4,5 yıldır böyle bir parti Türkiye İşçi Partisi, senin partin vardır' diyor. İşte, karşımızdakiler, halk bu hakkına sahip çıksın bu gerçeği öğrensin istemiyorlar.

Behice hanımın sözlerinden Türkiye'de o zamanlarda da anayasanın ihlal edildiğini anlıyoruz. Hakim sınıflar kendi koydukları yasaları her zaman ihlal ederler. 

Tarık Ziya Ekinci (TİP Genel Yönetim Kurulu Üyesi) bu seçimlerden sonra Diyarbakır’da milletvekili seçiliyor. Seçim konuşmasında şunlardan söz ediyor:

İşçiler, az topraklı köylüler, esnaflar, memurlar, subaylar, toplumcu aydınlar:

Anayasamızın 12. Maddesi her türlü ırk, din, dil ve mezhep ayrımını yasaklar. Oysa yabancı sömürücülerle el ele çalışan çıkarcı çevreler yani toprak ağaları, tefeciler, vurguncular, yabancı sermaye, güzel yurdumuzda vatandaşlarımızı Türk diye, Ermeni, Rum, Çerkes ve Arap diye, Hıristiyan, Müslüman diye, Alevi, Sünni diye birbirinden ayırarak sömürmelerini yürütmektedirler.

Emperyalist kapitalist sistemin böl yönet taktiğinin çok eskilere dayandığını Tarık Ziya Ekinci bir kez daha hatırlatıyor ve güzel ülkemizde bütün halkların emekçilerin kardeşçe yaşayabileceğini söylüyor. 

Bu seçimlerde 276.101 oy alan TİP, 14 milletvekili kazanıyor. Kazanılan milletvekili sayısında, o yıllarda uygulanan nispi temsil sisteminin bir biçimi olan milli bakiye sisteminin etkisi olduğunu da söyleyelim. İstanbul’dan bağımsız milletvekili seçilen Çetin Altan’ın da partiye katılımıyla 15 milletvekili oluyor ve mecliste grup kurulabiliyor. Bu 15 milletvekili ile mecliste işçilerin ve yoksul halkın aleyhine çıkan bütün kanun ve uygulamalara karşı ciddi bir muhalefet yapılıyor. Eğitim, sağlık, iş yaşamı, işçi hakları gibi toplumu doğrudan ilgilendiren meselelerle ilgili kanun teklifleri sunulup savunuluyor. TİP milletvekilleri çoğu zaman fiziki ve küfürlü saldırılara maruz kalıyorlar. Bu konuda o zaman TİP milletvekili olan Yusuf Ziya Bahadınlı’nın daha sonraki yıllarda yazdığı “Meclisin İçinde Vurdular Bizi” adlı Asya Şafak Yayınları'ndan çıkan kitabına bakılabilir.

Bütün bunlar olup biterken ülkede sınıflar mücadelesi tüm şiddetiyle sürüyor. Bazı olaylar yaşanılan ülkelerde daha sonraki yıllarda milat olarak kabul edilir. Bizim ülkemizde de 15-16 Haziran işçi eylemleri olarak bilinen başını DİSK’in çektiği eylemler böyle bir öneme sahiptir. İşçi sınıfı, iki gün boyunca Kocaeli ve İstanbul’da üretimi durdurmuş, 274 sayılı Sendikalar Kanunu ve 275 sayılı TSGLK’da 1317 sayılı yasa ile yapılması planlanan ve işçilerin sendika seçme özgürlüklerine kısıtlamalar getirecek değişiklikleri protesto etmek için büyük bir yürüyüş düzenlemiştir. Türk-İş’in karşı çıkmasına rağmen Türk-İş’e bağlı sendikalara üye işçilerin de bir kısmının bu yürüyüşlere katıldıkları bilinmektedir. 15 Haziran’da yapılan yürüyüşe katılan işçi sayısı 113 işyerinden toplam 70.000 dolayına ulaşmıştır. 16 Haziran’da 150.000 işçi yürümüştür. İşçiler birçok yerde polis barikatlarıyla karşılaşmış, ama hiçbir engel tanımamışlardır. Ülkemizde bu eylem işçi sınıfı var mı yok mu tartışmalarını bitiren bir eylemdir.

İşçiler sokaklarda yürürken TİP milletvekilleri bu yasal düzenlemenin meclisten geçmemesi için mücadelelerini sürdürdüler. Bu eylemlerden ürken burjuvazi, 12 Mart Askeri Darbesi'ni gerçekleştirerek, 1971’de 15-16 Haziran’ın rövanşını almaya çalıştı. 1968’den sonra TİP’te gençliğin bir kısmı partiden kopup değişik örgütlenmelere gitmişlerdi. Bazı devrimci gençler dağlarda çatışmalarda öldürüldüler. Bazı gençlik liderleri yakalanıp 12 Mart’tan sonra idam edildiler. TİP, 12 Mart 1971’e kadar mücadelesini sürdürdü. Bu tarihte sıkıyönetim ilan edildi ve birkaç ay sonra TİP, Anayasa Mahkemesi kararı ile kapatıldı.

Bu tarihten sonraki siyasi mücadele tarihimiz başka bir yazı konusu olabilir.