'Aşı için bir yıla ihtiyaç var'

Bir süredir gündemimizde Yeni Koronavirüs var. Ondan önce Ebola'yı, SARS'ı konuşuyorduk. Peki hayvandan insana geçen virüsler neden son yıllarda bu kadar önem kazandı? Bu soruyu ve güncel salgında durumu Koronavirüs Bilimsel Kurul üyesi Alpay Azap'la konuştuk.
soL - Haber Merkezi
Çarşamba, 05 Şubat 2020 13:25

Yeni Koronavirüs, kaynağından binlerce kilometre uzakta gündemi belirliyor, kaygı yaratıyor. Üstelik türünün tek örneği de değil. Sadece 2020 yılında ortaya çıkmış "spesifik" bir sağlık sorunundan söz etmiyoruz. Hayvandan insana geçen virüsler, hatta bunlar içinde özel olarak Koronavirüsler uzun süredir dünya sağlığının "yeni" ve önemli sorununu oluşturuyor.

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Profesör Doktor Alpay Azap, bu konudaki sorularımızı yanıtladı. Azap, aynı zamanda Sağlık Bakanlığı tarafından oluşturulmuş olan Koronavirüs Bilimsel Kurul üyesi.

Son yıllarda sıkça gündeme gelmeye başlayan viral salgın hastalıklar gerçekten de artıyor mu? Neden zoonotik (hayvandan insana geçen) hastalıklar daha sık görülmeye başladı?  Yani Kırım Kongo Kanamalı Ateşinden, Ebola'ya, Zika virüsünden Korona virüsüne bu salgınlar hangi gelişmelerin sonucunda bu kadar sık görülüyor? 

Zoonotik hastalıkların artması ve yeni hastalık veya etkenlerin ortaya çıkmasının birkaç nedeni var. Birincisi, insan nüfusunun artması nedeniyle insanlarla yabani hayvanların eskiye göre çok daha fazla karşılaşmasıdır. Özellikle zoonotik virüsler pek çok yabani veya evcil hayvanda bulunabilirler ve yakın temasla insanlara bulaşarak insanda da hastalık yapabilirler.

'HER BİR İNSAN VAKASI ZOONOTİK VİRÜSE İNSANDAN İNSANA BULAŞMA YETENEĞİ KAZANMA FIRSATI VERİR'

Tür bariyerinin aşılması anlamına gelen bu olay çok endişe verici değildir çünkü bu aşamada insandan insana bulaşmadığı sürece hızlı bir yayılım göstermezler. Ancak her bir insan vakası virüse insandan insana bulaşma yeteneği kazanma fırsatı verir. Bir vadede insandan insana bulaşma yeteneği kazanır. İşte insan nüfusunun çok artması hem insan-hayvan temasının artmasına neden olarak virüslerin insandan insana bulaşma yeteneği kazanmalarına yol açar hem de artmış nüfus yoğunluğu çok hızlı bir şekilde yayılmasını sağlamış olur. İnsan nüfusunun artmasının bir sonucu da insanların kendilerine yaşam alanı açmak için yabani hayata daha yakın ve daha sık temas eder hale gelmeleridir. Bu da hayvanlardaki virüslerin değişim göstererek insana geçmelerini kolaylaştırmaktadır.

İkinci neden iklim değişikliği ve anormal hava olayları nedeniyle hem insan hem hayvan topluluklarının davranış şekillerinin, nüfus dinamiklerinin değişmesidir. Anormal iklim koşulları, virüslerin dış ortamda aktif (bulaşıcı) kalabilme süreleri gibi bir takım özellikleri üzerinde etkili olarak bulaşma yeteneklerini artırabilir. Yine virüsleri taşıyan vektörlerin nüfusları da iklim değişiklikleri nedeniyle artabilir, daha önce yaşayamadıkları coğrafyalarda yaşayabilir ve virüsleri taşıyabilir hale gelirler

'ÖNCEDEN DE VAR OLAN ANCAK VARLIĞI BİLİNMEYEN MİKROORGANİZMALARI KONUŞUR OLDUK'

Üçüncü neden tıptaki gelişmeler sayesinde eskiden tanı konulamayan hastalıklara tanı konulması, moleküler tanı testleri sayesinde daha önce varlığı bilinmeyen mikroorganizmaların bilinir hale gelmesidir. Bundan 30 yıl önce akciğer infeksiyonu olan bir hastadan alınan örnekte infeksiyonu yapan virüsün gösterilebilme olanağı yokken şimdi birkaç gün içinde o virüsün bütün genetik haritasının bile çıkartılması mümkün hale geldi. Böylece önceden var olan ancak varlığı bilinmeyen hastalıkları, mikroorganizmaları konuşur olduk.

Dördüncü neden artan seyahat olanakları nedeniyle çok sayıda insanın dünya üzerinde çok hızlı bir şekilde yer değiştirmesidir. Böylece hastalıklar da belli bir bölgede sınırlı kalmayıp dünyaya yayılmakta ve tüm dünyanın dikkatini çekmektedir.

'DSÖ'NÜN ÖNERİLERİ ÜLKELER İÇİN BAĞLAYICI DEĞİL ANCAK ZORLAYICI'

Dünya Sağlık Örgütü yeni koronavirüs salgını üzerine bir hafta içerinde üç kez değerlendirme yaptı. DSÖ'nün salgınlar konusundaki tanımlarımı devletler için ne ifade ediyor? Belli yükümlülükler altına sokuyor mu? Yoksa sadece ulusal sağlık yetkililerinin dikkatini çekmek için mi?

DSÖ 2005 tarihli Uluslararası Sağlık Sözleşmesi’ne dayanarak 30 Ocak’ta küresel acil durum ilanı yaptı. İlk defa 2009 H1N1 pandemisi için yapılan (sonra Zikavirus ve Ebola Salgınlarında da yapılmıştır) küresel acil durum ilanı herhangi bir salgında DSÖ’ye salgın kontrolü için alınması gereken uluslararası ölçekteki önlemleri alma ve ülkeleri ulusal ölçekte önlem almaya zorlama yetkisi vermiş oluyor. Yani DSÖ salgın kontrolü için önlem alma yetkisini elde ediyor. DSÖ’nün önerileri ülkeler için bağlayıcı değil ancak zorlayıcı. Herhangi bir ülke DSÖ önerisine uymadığında salgın diğer ülkeleri de etkileyeceğinden ilgili ülke uluslararası ortamda baskı altında kalmış oluyor. Koronavirus salgınında DSÖ, salgın tüm dünyaya yayıldığı ve Çin’de yapılan uygulamalar eksik veya yetersiz olduğu için değil, salgının ulaşması durumunda sağlık alt yapısı ve organizasyon kapasitesinin eksikliği nedeniyle büyük zarar görebilecek ülkelere yardımcı olabilmek için acil durum ilan ettiğini ifade etti.

Yeni koronavirüs vakası henüz Türkiye'de saptanmadı. Peki bu tür tehlikeli salgın durumlarında sağlık yetkilileri sağlık merkezlerine nasıl bir prosedür öneriyor? Örneğin bugünden itibaren hastaneye başvuran risk grubundaki kişilerden koronavirüs için tetkik istenecek mi?

Sağlık Bakanlığı ve bağımsız bilimsel kuruluşlar koronavirüs salgınını yakından takip ediyor. Sağlık Bakanlığının daveti ile oluşan bilimsel danışma kurulu düzenli aralıklarla toplanıp mevcut durumu eldeki veriler ışığında değerlendirerek alınması gereken önlemler hakkında Bakanlığa önerilerde bulunduğu gibi farklı senaryolarda sağlık kuruluşlarında hasta tanısı, tedavisi, izolasyonu ile ilgili ne tür faaliyetler yürütülmesi gerektiğine dair kılavuzlar hazırlıyor. Dolayısıyla bugün için hastaneye koronavirüs hastalığı belirtileri (ateş ve/veya öksürük ve/veya nefes darlığı) ile başvuran bir hastada veya hiç belirtisi olmadan şüpheli bir kişiyle temas ettiği için hastaneye başvuran sağlıklı kişilere yönelik izlenmesi gereken tanı, tedavi ve izolasyon algoritmaları hazırlanmış durumda.

Türkiye'de bu tetkiklere her hastanede bakılıyor mu, yoksa alınan örnekler tetkik için merkezi laboratuvarlara mı sevk edilecek? Ülkemiz bu tür salgınlara hazırlıklı mı? 

Koronavirüs tanısı için tek yöntem polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile virüs genetik yapısının tespiti. Türkiye’de de bu yöntem uygulanıyor. Şimdilik hazır kit ile çalışılmadığı, uzmanlık ve teknoloji gerektiren ve zaman alan PCR yöntemleri uygulandığı için Ankara’daki Türkiye Halk Sağlığı Kurumu referans laboratuvarlarında çalışılıyor. Yakın zamanda farklı illerde yine referans laboratuvarlarda çalışılmaya başlanacak. Tanı, tedavi ve izolasyon kapasitesi açısından Türkiye’nin hazırlıklı olduğu söylenebilir. Ancak bu hazırlıkların yeterli olup olmaması salgının boyutuyla da ilgilidir. Çin’de olduğu gibi günde 2000-2500 yeni vakanın çıkması durumunda ülkemizde kapasite yeterli olmayabilir. Ancak salgının bugüne kadarki seyrinden böyle bir şey olması beklenmiyor. 

Grip gibi hastalıklarda etkili olan antiviral ilaçlar neden koronavirüs enfeksiyonunda etkili olmuyor? Daha önceki SARS ve MERS salgınlarında koronavirüs enfeksiyonunda kullanılabilecek ilaçlar geliştirilemedi mi? Yoksa bu salgınlarda ilaç çalışması yapmaya gerek duyulmamış mıydı?

Virüslere etkili olan ilaçlar, antibiyotiklerden farklı olarak, virüs türlerinin çoğuna birden etki etmez. O yüzden grip virüslerine etkili olan bir ilaç diğer solunum virüslerine etki etmez. Dolayısıyla neredeyse her bir virüs türü için ayrı bir ilaç gereklidir. SARS ve MERS salgınlarında bu konuda araştırmalar yapıldı. SARS için geliştirilen bir ilaç (remdesivir) yeni koronavirüs tedavisinde deneniyor. İlk sonuçlar olumlu gözüküyor. Yine HIV tedavisinde etkili olan bir grup ilacın da yeni koronavirüse etkili olduğu ortaya çıktı. Şimdi bu ilaçlarla ilgili klinik çalışmalar yürütülüyor.

'EN HIZLI VE EN İYİ KOŞULLARDA DAHİ AŞI İÇİN BİR YILA İHTİYAÇ VAR'

Peki ya aşı? Bazı devletlerin ve ilaç şirketlerinin koronavirüs aşısı geliştirmeye çalıştıkları belirtiliyor. Bir virüse karşı geliştirilen bir aşının insanlara uygulanması için temel olarak neler yapılıyor? Bu süreç ne kadar sürüyor? 

Aşı geliştirilmesinde ilk aşama vücudun virüsü tanıyarak antikor üretmesi ve üretilen antikorun da virüsü etkisiz hale getirebilmesi için virüsün hangi parçalarının, yapılarının antijen olarak kullanılması gerektiğinin belirlenmesidir. Belirlenen antijenler içinden en uygununun seçilmesi, daha sonra bunun laboratuvarda üretilmesi ve ardından da klinik öncesi deneyler (iki aşamalı) ve en son olarak klinik deneyler (üç aşamalı) yapılması gerekir. Teknolojik gelişmelerin geldiği noktada bunun için virüsün kendisini laboratuvarda üretmeye de gerek kalmamıştır. Virüsün genetik haritasının ortaya çıkarılması yeterlidir. Yeni koronavirüsün genetik haritası 13 Ocak’ta ortaya çıkarılarak gen bankasına yüklendi. O andan itibaren aşı çalışmaları başladı. Ancak en hızlı ve en iyi koşullarda dahi aşının insanda kullanılabilir hale gelebilmesi için bir yıla ihtiyaç var.