Yeni rejim yeni anayasa (Alzade Güldağ)

Perşembe, 23 Mayıs 2013 12:23

Her türlü temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı bir dönemden geçerken hukuk mücadelesinin anlamını yitirdiğini görüyoruz. 1970’lerde toplumun en geniş anlamıyla kutuplara ayrıldığı ve iç savaş yaşandığı dönemde bile hak mücadelesinin bugüne göre bir çok anlamda daha ileride olduğunu söyleyebiliriz.

En başından beri sosyalistler için kitabi anlamda hukuk ve hukuksal mücadele tartışmalı ve sıkıntılı bir başlık olmuştur. Marksizm, hukuk bakış açısıyla dünyanın açıklanamayacağını belirtmiştir. Hukuk marksizm için aşılması gereken bir yabancılaşma alanı olarak görülmüş olsa da zaman zaman Türkiye ve dünya solu hukuk mücadelesi vermiş ve denemiştir.

Marksizm ve hukuk arasındaki ilişkiyi işinin uzmanı hukuçulara bırakarak devam edersek bugün Türkiye’de tarihsel anlamda toplumun hukuk konusunda en yoğun dezenfermasyon yaşadığı bir dönemden geçiyoruz. HSYK’daki değişimler,Başkanlık sistemi, Yargıdaki dönüşümler, Yargı paketleri, Özel Yetkili Mahkemeler, Anayasa Mahkemesi ve Yeni Anayasa tartışmaları bunlardan sadece birkaç tanesidir. Özellikle anayasa tartışması ile toplum, iktidarın tüm ideolojik aygıtları ile sarılmış durumdadır. AKP iktidarının adeta varoluşunu devam ettirmek için dört elle sarıldığı bu yeni anayasa aynı zamanda Yeni Osmanlı’nın kuruluş deklorasyonu anlamına gelmektedir. Ülkedeki tüm kurumların ve toplumsal yapının değiştirilmesine dair devlet politikasının resmileşmesi ve hukuki temelinin atılması anlamına gelmektedir. Yeni anayasa yeni Cumhuriyetin, yeni devletin yasası olarak vucut bulmaktadır.

AKP ‘nin 10 yıllık iktidarı döneminde Türkiye’nin ciddi bir dönüşümden geçtiği artık ezberimiz olmuştur. Tarihsel anlamda ilerici olan 1923 devriminden günümüze kalan tüm ilerici birikimin, sosyal politikaların, üniversitelerin, bilimin, hukukun tamamen değiştirildiği bir dönemdir AKP iktidarı. Gericiliğin ve piyasacılığın iktidarıyla 1.cumhuriyetin tüm kazanımların yok edildiği yeni bir döneme girmiş bulunmaktayız. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin bile sorgulandığı , iktidarın kendisine muhalefet olan ya da gelecekte olabilecek tüm odakların ortadan kaldırdığı bir dönemdeyiz. Bu dönem aydınlanmadan yana herşeyin tasfiye edildiği ve Sosyalist devrimci muhalefetin ise kriminalize edip , marjinal gruplar olarak gösterilip ötekileştirildiği bir dönemdir.

AKP’nin seçimlerden zaferle çıkarak iktidara gelmesi klasik bir iktidar,hükümet değişikliği değildir. Liberallerin de desteğini alan AKP, ülkenin dünya emperyalist sistemine tekrar eklemlenmesi, ortadoğunun restorasyonuna yardımcı olmayı temsil etmektedir. Tüm bu bahsedilenlerin gerçekleşmesi için Türkiye’nin AKP eliye ciddi bir dönüşümden geçmesi gerekiyordu.

AKP iktidarının devamının sağlanması ve dönüşümün tamamlanması için son ve en önemli hamle anayasa olarak görülmektedir. Yeni anayasa ihtiyacı sadece bugün değil Türkiye siyasal tarihinde de ülkenin tüm kurumsal ve toplumsal yapısıyla değiştiği dönemlerde her zaman iktidarların, yönetici sınıfların en önemli ihtiyacı olarak ortaya çıkmıştır.

Cumhuriyet tarihindeki anayasa değişiklikleri hep bir ihtiyaca karşılık olarak ortaya çıkmıştır. Hepsi yeni düzenin deklorasyonu olmuş, devletin resmi kanunu olarak yeni dönemin kurallarını ,kanunlarını ortaya koymuştur . Hafızamızı hızlı bir şekilde tazellemek gerekirse

Cumhuriyetin ilanının ardından hazırlanılan 1924 anayasası, eski 1921 anayasının eksiklerini tamamlayan bir metindir. Kişi hak ve özgürlüklerini, laiklik ve ulusçuluk konusunda devletin bakışını ve esas olarak gelecekteki yönelimini ifade ediyordu. Osmanlı’dan miras kalan gericilik başta olmak üzere, bir çok soruna yaklaşımını sivil-askeri parlementerizmle çözmeyi planlayan bir anayasaydı. Yeni kurulmuş cumhuriyetin ihtiyaçlarına göre hazırlanmış, Osmanlı ile bağlarını koparan ve cumhuriyetin yaşaması için otoriter ve vesayetçi olduğu konusunda tartışmalı bir anayasadı. Ulusal devletin kurulmasını gerçekleştiren geçmiş dönem ile sürekliliğe sahip ve aynı zamanda bir kopuşu ifade ediyordu 1924 anayasası. Bir dönem bitmişti yeni cumhuriyetin, yönetenlerin yeni bir anayasaya ihtiyacı vardı.

Özellikle 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası 1924 anayasasının ihtiyaçlara karşılık vermemesi üzerine “devletin temel kanunu” anayasa değiştirildi. Tekelleşen ve emperyalizmin işbirlikçisi haline gelen büyük sermayenin temsilcisi olan Demokrat Parti iktidardan indirildi, küçük ve orta burjuvaziyi temsilen iktidara bürokrasinin asker kanadı yerleşti. Devletin yeni temel kanunlar dizinine ihtiyacı sonrası 1961 anayasası ortaya çıkmıştı. Sovyetler birliğinin varlığı kapitalizmin sosyal devlet anlayışı ihtiyacını öne çıkarıyordu. Toplumun ve bireyin temel hak ve özgürlükleri konusunda bir çok ilerici öge içermekteydi. Tekrar bir dönem bitmişti yönetenlerin, iktidarın yeni bir anayasaya ihtiyacı vardı.

1970li yıllarda sol muhalafetin toplumsal anlamda dünya ve Türkiye’de karşılık bulduğu dönemden sonra Türkiye’nin dönüştürülmesinin devletteki kanuni karşılığı 1982 anayasasıdır. 24 Ocak kararları sonrasında ülkedeki toplumsal ,ekonomik ve hukuki dönüşümün sağlanması ve 1961 anayasasının ilerici yönlerinin ortadan kaldırılması gerekiyordu. Ülkenin neoliberalizmin etkisi altına alınacağı bir dönem başlıyordu. Rüzgar dünyada sağdan esiyordu, Türkiye buna ayak uydurmalıydı. Dönüşümü 1982 anayasası ile hem de “halk oylamasıyla” gerçekleştirdiler. Tekrar bir dönem bitmişti yönetenlerin, iktidarın yeni bir anayasaya ihtiyacı vardı.

Türkiye siyasal tarihindeki son üç anayasa değişikliğinde görüldüğü gibi Türkiye’nin önemli süreçlerden geçtiği ve ülkenin baştan aşağı dönüşüme uğradığı, tüm süreçlerin sonunda devletin temel kanunu olarak yeni anayasalara ihtiyaç duyulmuştur. Bugün de aynen geçmişte olduğu gibi iktidar eliyle Türkiye’nin tüm kurumlarıyla, , toplumsal yaşamıyla her alanda dönüştürüldüğü bir dönemdeyiz. Gericileşme ve piyasalaşmanın resmi ideoloji olduğu dönemde AKP iktidarının yeni bir anayasaya ihtiyacı hayatidir. Bugün iktidar, tüm alanların gericileştiği, devletin tüm kurumlarının islami usullere göre işlediği bir devlet düzenini yeni anayasa pekiştirmek ve devletin resmi değişmez kanunu haline getirmek istemektedir. Piyasacılığın devlet eliyle bizzat örgütlendiği, devletin tüm kurumlarının sermayeye açıldığı, mezhepciliğin artırıldığı , kürt sorununun islamizasyon ile çözülmeye çalışıldığı anda 2.Cumhuriyetin kuruluşunun resmi bildirisi olarak yeni bir anayasayı topluma sunmayı istemektedir.

İktidar açısından bir düğüm halinde gelen yeni anayasa tartışması iktidarın bir an önce aşması gereken ve düğüm haline gelmiş bir sorundur. Yeni rejiminin yeni anayasası hukuki bir metinden uzak,iktidarın geleceğini güvence altına aldığı ideolojik bir metindir.

Yeni Anayasa, politik anlamda tıkanmaya girmiştir. Anayasa komisyonunun görev süresi uzatılmasına rağmen, vatandaşlık tanımı, başkanlık sistemi, laiklik, ulu devlet anlayışı gibi bir çok önemli başlıkta siyasi partiler asgari düzeyde bile anlaşmaktan uzak görünüyor. Ancak kürt meselesinin AKP lehine çözümü ile AKP anayasanın toplum, parlemento ve sivil toplum nezdinde meşruluğu sağlanılmaya çalışılmaktadır. Özellikle Suriye meselesinde AKP siyasetinin, ABD taşeronluğunu üstlenmesi ve “bizi islam birleştirir” söylemiyle kürt sorununu çözmeye çalışması toplumsal anlamda ciddi tepkiler doğurmuştur. Tam bu noktada AKP asgari düzeyde toplumsal rızayı alamazsa iktidarının devamı ve yeni rejimin, 2.cumhuriyetin geleceği tehlikeye girebilir. Toplumsal onayı alamazsa, rejim krizine dönüşen ve AKP karşıtlığının yükseleceği bir dönem umut vermektedir.