Özgür Çırak'la yeni kitabı üzerine konuştuk

Özgür Çırak ile yeni çıkan kitabı Sıcacık Bir Ev üzerine sohbet ettik.
Tülay Gül
Pazar, 27 Ekim 2019 15:38

İzmir José Martí Küba Dostluk Derneği, Latin Amerika Edebiyat Atölyesi vasıtasıyla tanıştığımız Özgür Çırak ile yeni çıkan kitabı Sıcacık Bir Ev üzerine samimi bir söyleşi yapmak istedik. Umarım okuyucunun da kitapla ilgili kafasında oluşan soruları sorabilmişizdir.

Merhabalar bildiğimiz kadarıyla Sıcacık Bir Ev sizin üçüncü kitabınız. Diğer iki kitabınız biyografik romanken Sıcacık Bir Ev bir öykü seçkisi. İlk olarak bize Sıcacık Bir Ev’in hikâyesini anlatır mısınız?

Sıcacık Bir Ev, Mayıs 2019’da NotaBene Yayınları’ndan çıktı. Bugüne kadar yazdığım öykülerden bir seçkinin, tek bir kapağın altında okuyucuyla buluşmasını istiyordum. Birbirinden bağımsızmış gibi görünen öykülerin bir araya geldiğinde sesini daha gür çıkardığını düşünüyorum. Altı yıldır edebiyat dergilerine öykü yazıyorum. Madem kitaptan konuşuyoruz, tam yazmaktan vazgeçecekken bana sayfalarını açan Sözcükler Dergisi’nin adını anmadan edemem. Sanırım 45. sayılarıydı, ilk öykümü Sözcükler Dergisi’nde görmenin bana neler hissettirdiğini anlatmam olanaksız. Onlar bana sayfalarını açtıkça ben daha çok yazdım. Yazdıklarım Sıcacık Bir Ev oldu.

Kitaptaki öykülerin konuları birbirinden farklı olmakla birlikte çoğu emek öyküsü. Emek sömürüsünü konu alan hikayeleriniz çoğu insanın günlük yaşantısında sürekli maruz kaldığı ve / veya şahit olduğu hikayeler, siz de tüm bunları yazma isteği nasıl uyandı, hayata dair kırılma noktanız neydi?

Neden emek öyküleri yazıyorum, diye soruyorsunuz. Hiçbir zaman kâğıt kalemin başına “Bugün bir emek öyküsü yazayım.” diye oturmadım. Öyle olsaydı tematik metinlere dönerdi. Sivil savunma haftası için şiir yazmak, Nato Günü için deneme yazmaya benzerdi aksi takdirde; ama çağın ve kapitalizmin getirdiği yoksulluk, yozlaşma, hukuksuzluk, talan, savaş ve anti-demokratik uygulamalar var bir tarafta. Misal bir sokağın köşesini dönüyorsun, bir işçi, yanından geçerken bakmaya korktuğun derme çatma bir iskelenin üstüne çıkıp apartmanın duvarını boyuyor, biraz başı dönse iskeleden düşecek, belki ölecek. Bunun hikâyesini yazmayayım da neyi yazayım? Rant yüzünden çocukluğumuzun ilk gençliğimizin geçtiği şehirlerden geriye beton fırtınaları kaldı. Dalından erik aşırdığım ağacın bir öykülük hatırı yok mu? Bireyin iç dünyasında ve toplumsal yaşamda çürümeyen bir tane alan söyleyin. Galiba bendeki kırılma burada başlıyor: Çürümeye karşı bir şeyler söyleme ihtiyacı.

Günümüzde emek öyküsü çalışan edebiyatçılara rastlamak güç, o nedenle sormak zorunda hissettiğimiz bir soru var. Sizce günümüzde edebiyat toplum gerçeklerinden uzaklaşmakta mı?

Edebiyatın toplumsal gerçeklerden uzaklaşması mümkün değil. Zengin kız, fakir oğlan klişesinde bile toplumsal/sınıfsal bir taraf var. Öldüm, bittim temalı bir aşk öyküsü bile yazacak olsanız, kurgunun içinden kafasında simit tepsisiyle on yaşında bir çocuk geçer veya ellerinin üstü çatlamış bir balıkçı, balık ekmek uzatır. Bir inşaat işçisi demir büker, şirketin patronu son model arabasıyla sokaktan geçerken. Nihayet edebiyat veya top yekûn sanat dediğimiz etkinlikler de pazar koşullarında alınıp satılıyor. Üretim ilişkileri ticaret esasına yaslandığından, estetiğin icracısı da esnaf pozisyonu alabiliyor. Bana sorarsanız çok satmak, her yerde görünür olmak, herkesin parmakla gösterdiği cici yazar olmak için yazan insanların işi daha zor. Leşin içinden, leş olduğunu bile bile, alın bakın ne kadar güzel bir parça, tam ağzınıza layık kasaplığı yapmak zorunda kalıyorlar. Üretim ilişkileri değişmediği sürece derdi muradı olmayan edebiyat, büyük kitapçıların raflarında her hafta çok satılan olacak, insanların önüne konacak; ama ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar toplumsal gerçeklerden kopamayacaklar.

Kitaba ismini veren “Sıcacık Bir Ev” başlıklı öykünüz diğerlerinden farklı metaforik bir anlatıma sahip. Sizin için bu hikayenin farklı bir anlamı var mı? Bu öyküyü gerçeküstü romanlar yazacağınızın bir göstergesi olarak kabul edebilir miyiz?

Kitaba adını veren öykü olan Sıcacık Bir Ev’de gerçeküstü ögeler var; ama kitapta bu konuda yalnız değil çünkü Akvaryum, Beyhude Şiir, Yosun ve hatta ucundan kıyısından Taşeron ve Koku öykülerinde de gerçeküstü ögeler var. Gerçeğin üstünü seviyor, öykülerimde kullanıyorum. Anlattığımız ne varsa hayattan ödünç alıyor, yeniden kuruyor, paylaşıyoruz. Gerçeküstü, hayattan kopya çekmek zorunda kalmadığımız, fizik kurallarının ötesinde “var” olabileceğimiz yegâne alan. Çünkü orada özgürüz. Kimse hesap soramıyor, mantık silsilesi ve sınırlılıklarımız yok oluyor. Sıcacık Bir Ev öyküsü, kitaptaki diğer öykülerden daha özel değil aslında; ama ayırt etmeksizin tüm insanlar, cumbasında çiçek ekili saksıların olduğu sıcacık evlerde otursun istiyorum. Belki de bu yönüyle kitabın adı olmayı başardı. Fantastik / gerçeküstü / büyülü gerçekçi romanlar yazıp yazmayacağım konusuna gelirsek… Evet, içinde gerçeküstü ögelerin olduğu bir roman yazacağım, yazıyorum.

Bildiğimiz kadarıyla bir okulda öğretmensiniz. Popüler kültürün ürünlerinden farklı kitaplar yazmanız çevreniz tarafından nasıl karşılandı?

Çalıştığım iş yerinde yazdığımı biliyorlar; fakat ne yazdığımı bildiklerinden emin değilim. Şimdi biliyorsunuz yazan çok insan var. Edebiyat olanla, edebiyat olmayanı, yılda on kitap okumayan bir insan nasıl ayırt edecek? Yazdıklarım da iş yerinde böyle bir ortama yuvarlanıyor. Sıcacık Bir Ev’i ve diğer kitaplarımı okuyanlar çıkıyor –tek tük o da-. Okuyanlar, genelde derin bir sessizlikle karşılık veriyorlar. Bu sessizliğin nedenini ben bilmiyorum; ama tabi gerçek dönüşler de oluyor, onların da hakkını yemeyeyim. Ama insanlar okunması kolay –ne demekse- kitapları, ismi bilindik yazarları tercih ediyorlar. Hayatımızı kazanmak için yaptığımız işler, her zaman seçimlerimize nitelik katmıyor maalesef.

 

Özgür Çırak 27 Aralık 1982’de doğdu. Çocukluğu ve ilk gençliği Amasya’da geçti. Çeşitli eğitim kurumlarından, sonradan unutulması gereken birçok şey öğrendi. Hayatın tuhaf espri anlayışı onu da başka çocuklara unutulması gereken şeyler anlatması için öğretmen yaptı. On beş yılı aşkın zamandır, milli eğitime bağlı okullarda çalışmaktadır. İlk öyküsü 2013 yılında Sözcükler Dergisi’nde çıktı. Edebiyatist, Öykü Gazetesi, Aksisanat, Lacivert gibi dergilerde de öyküleri yayımlandı. 2017 yılında Kemal Tahir – Bir Fırtına Dindi ve Tarık Buğra – Romanını Arayan Adam isimli biyografik romanları çıktı. Mayıs 2019’da NotaBene Yayınlarından çıkan “Sıcacık Bir Ev” öykü kitabı yazarın son kitabıdır. Halen İzmir’de yaşamaktadır.