Deli Kasap Dergisi

Rock'n Roll siyasetle buluşuyor
Pazartesi, 04 Ağustos 2008 17:20

soL "Rock'n Roll Kültürü Mecmuası" Deli Kasap, "hayata dair söyleyecek sözleri olanların çıkardığı" bir dergi. Aynı zamanda www.delikasap.com internet adresinden e-dergi olarak da okunabilen derginin Temmuz ayındaki 3. sayısı, Daktilos Yayınevi'nden okuruna ulaştı. Derginin yayın ekibini kısaca "okur kitlesine örgütlü olmayı öğütleyen, Aziz Nesin'leri, Can Yücel'leri, Nâzım Hikmet'leri, Fethi Naci'leri özümsetmeyi amaçlayan ilerici yazar ve müzisyenler, Heavy Metal tutkunları, Rock'n Roll severler" olarak tarif etmek mümkün. Deli Kasap dergisi duyarli olduğu konularda alalara çıkmaktan da çekinmiyor. Tıpkı 2 Mart'ta Kadıköy Meydanı'ndaki "AKP'yi İstemiyoruz" mitinginde pankartlarıyla yer almaları gibi. İşte o ilerici Rock severlerden iki "headbanger", Murat ve Can ile müzik, ülke siyaseti ve bunların toplumsal buluşma noktaları hakkında sohbet ettik.

Röportaj: Emrah Kartal

Bize Deli Kasap'ı tanımlayabilir misiniz?
Deli Kasap, oluşum sürecinde, daha önce suya sabuna dokunan müzik gazeteciliği kapsamında, militan gazetecilik ve fotokopi fanzin biçiminde değişik adlandırılmalarla hayat buldu. Bu yayınlarda çoğunlukla ana akım medyalarda yer almayan konulara değiniliyordu. Sol partilerin bültenleri dışında, gençlerin dışavurumlarının sergilendiği dergiler olduğu için, özellikle internet öncesi dönemlerde gençlerin ilgi odağıydı.

Deli Kasap'taki müzisyenler ve yazarlar bu damardan beslendi. Legal ya da fanzin dergilerin gerek maddi olanaksızlar gerekse yasaklanmalar dolayısı ile yayın yapamamasıyla internet bir çözüm olarak yer aldı.

Biz de, internet teknolojisinin, bütün götürülerinin yanı sıra, getiri olarak dostlukların gelişmesine katkıda bulunmasını istedik. Eski yazar, müzisyen kadrosunun kendini ifade edebilmesi adına "www.delikasap.com" adında, İTÜ'deki arkadaşlarla birlikte bir e-dergiyi hayata geçirdik. Bu e-dergi zaman içerisinde fiziksel bir dergi olarak Delikasap'a dönüştü.

Dergi olarak ya da forumda güncel siyaseti takip ediyorsunuz eylemlere katılma konusunda duyarlı davranıyorsunuz. Bu tutumunuz size bakan ve sizi izleyen kitle tarafından nasıl karşılanıyor?

"Deli Kasap müzik ve politikayı birbirine çok karıştırıyor ve sanatı kendi politik amaçları için kullanıyor" biçiminde tepkiler geliyor. Ben de haklı olarak, her şeyin politik olduğunu ve apolitizmin en sinsi politika olduğunu söylüyorum. Bize bunu önermeyin, diyorum. Bizim dergimiz politiktir, herhangi bir kisve içinde faaliyet göstermez. Bu çok komik kaçıyor ki rock müziği diğer müzik akımlarından ayıran şey aslında suya sabuna dokunması olmuştur. Bu eleştirileri bize yöneltenler ya cehaletlerinden, ya İngilizce'yi yeterli bilmediklerinden dolayı John Lennon'un "Imagine" şarkısının Komünist Parti Manifestosu'yla anlamdaşlığını kavrayamıyor. Bu çok komik bir durum.

Bunu toplumsal anlamda değerlendirirsek, sizi suçlayanlar toplumun belli bir kesiminden mi geliyor?

Özellikle faşizan eğilimli gençlerin böyle fikirler öne sürdüğünü düşünüyorum. Yoksa aklı başında birinin böyle bir ön yargıda bulunacağını düşünmüyorum. Biz aramızda böylesi bir tutumu barındırmamaya çalışıyoruz. Biz fikirlerin tartışılmasını istiyoruz. Forumlarda yer alan çocukça tartışmaları başka yerlerde yapın diyoruz. Bir insan kendisine komünistim ya da ulusalcıyım diyebilir ama biz birbirlerine karşı seviyeli davranmalarını istiyoruz.

Derginin içeriğini nasıl oluşturuyorsunuz? Örneğin bu sayıda ılımlı İslam'ı işliyorsunuz, Nietzsche tartışmasına yer veriyorsunuz. Bu süreçten bahsedebilir misiniz bize?

Geçen sayıda Sokrates vardı, sonra Nietzsche yer alıyor. Önümüzdeki sayıda Sartre'ı tartışacağız. Şu noktalar bizim için önemli. Örneğin, The Doors'un ya da Jim Morrison'un müziğine baktığımız zaman bir zemin görürüz. Edebiyat ve felsefe filozof, Marksistler ve varoluşçular görürüz. Bu felsefeciler olmasa, The Doors olmayacak, The Doors olmazsa Rock müziğinin seyri değişecek... Delikasap'ın beslendiği kaynak bu işin özü. Biz Nietzsche'yi ele alırken, felsefenin Heavy Metal'i dedik. Öyle ki Black Metal'in oluşumuna kaynak olmuştur Nietzsche. Eğer müziği layığıyla anlatacaksak bu konuları ele almamız gerekir diye düşünüyoruz.

Ayrıca her sayıyı bir aydın'a adıyoruz. Önceki sayımız Aziz Nesin'e adanmıştı, bu sayıyı da Can Yücel'e adadık. Gelecek sayımız Yaşar Kemal ya da Fazıl Hüsnü Dağlarca olacak diye düşünüyoruz. Bizce Türkiye'yi Türkiye yapanları öğrenmemiz ve özümsememiz gerekiyor.
Mesela Aziz Nesin'i ele alırsak, Ali Nesin'le tanıştığımızda ve kendisine dergiyi Aziz Nesin'e ithaf ettiğimizi gösterdiğimizde şaşırdı ve bir gazeteci sordu: "Aziz Nesin'in metal müzikle alakası var mıydı?" diye. O da "klasik müziği severdi" dedi. Şimdi baktığımızda klasik müziğin Heavy Metal'e kaynaklık ettiğini görüyoruz. Ayrıca bir kişinin okurumuz olması için müzikle bu kadar ilgili olması da gerekmiyor. Aziz Nesin'in duruşu ve hayattaki tutumuna baktığımızda tam bir Rock'n Roll görüyorum. Can Yücel de böyle. Can Yücel'i şu an dinlediğim Rock müzik şarkıcılarından daha "Rocker "olarak görüyorum.

Türkiye'de "Rock" kültürünü siz de üretiyorsunuz. "Rock" kültürünü tüketen bir çevrenin politikaya uzak kalmasını ve sizi içerden eleştiriyor olmasını neye bağlıyorsunuz? Bu süreci nasıl tarif edersiniz?

Bir kere bize 80'li yılların sonlarında bu gibi eleştiriler geldiğinde genç kuşak daha normal karşılıyordu. Faşistlerin saldırmasını, politik duruşun dışında görüntümüz adına bize yapılmaya çalışan linç girişimlerini yaşadık. Özellikle benim de yer aldığım 80 kuşağı yaşadı bunları. Şimdi üniversitede Rock severler, metalcilerin sosyalist olmasını anlamıyor. Bu adamlar sana dayak attığında, fikrinden dolayı sana ne yapacağını düşündüğünde seçenek olarak ilerici olmayı tercih ediyorsun. Ben ortanın solunda kendimi tarif ederdim, benim de çevremdeki metalciler "Rocker"lar solcuydu. Ben ne zaman gericilerden görünüşüm adına dayak yedim, o zaman solcu oldum diyebilirim. O anlamda faşist ve gericilerin benim solcu olmamda etkisi oldu.

Heavy Metal dinleyicileri arasında da faşistler var herhalde.

Tabii vardır. Heavy Metal, ağırlıklı olarak İngiliz işçi sınıfı içerisinden çıktı. Buradan hareketle bütün işçilerin nasıl sosyalist olduğunu söyleyemiyorsak, tüm metalcilerin de solcu olduğunu iddia edemeyiz. İşçi sınıfının zamanında hangi ideolojileri desteklediğini ya da şu an destekliyor olabileceğini görüyorsunuz. Bu anlamda metalcilerin de homojen bir yapı oluşturduğunu söylemeyiz.

Rock müziği ilk üreten sanatçıların, çalışmalarını özgürlük adına yaptığını görüyoruz. Biz eğer "Rock müzik eşittir özgürlük" diyebiliyorsak, o zaman içi boşaltılmış özgürlüğü sunmak yerine, özgürlüğün ne olduğunu söylemek istiyoruz. "Saçları uzatma", "küpe takma" özgürlüğü gibi özgürlük tanımlarını, "bireysel özgürlükleri" değil, toplumsal özgürlükleri, anti emperyalizmi, sosyalizmi ifade etmeye çalışıyoruz. Bugün sosyalizm kapitalizmin karşısında güncelliğini koruyorsa ve onun tek eleştirisiyse, neden ana akım dergilerde bahsedilmesin? Eğer "biz Rock müzik adına konuşuyoruz" deniliyorsa ve sosyalizmden bahsedilmiyorsa neden adına Rock müzik ya da özgürlük denilsin? Bizler Delikasap olarak, müzisyenler veya Rock müziği yazarlarıysak her şeyi konuşabiliriz diyoruz. Biz gerçek özgürlüğü önemsiyorsak bunları konuşabilmeliyiz diyoruz.

Bugün kendini "solcu" olarak tarif eden bir kesim AKP demokrasini meşru sayıyor, AKP'nin yönelimindeki bir darbe karşıtlığından bahsedilebiliyor. Rock kültüründe de özgürlük kavramının içinin boşaltılmasının bu deformasyona denk düştüğünü söyleyebilir miyiz?

80'li yıların sonunda saç uzatmak özgürlük olabilirdi, aynı yıllarda uzun saçlı olmak, dar kotlar giymek normal bir hal almıştı. O dönemde gericilerin sert tepkisine direnmek özgürlük olabilirdi. Bugün bir adamın uzun saçlı olması normal hale geldi. Dinciler bile artık, uzun saçlı ve küpelere karşı tepkisiz durumda. Ama 2008'de artık bunların konuşulmaması gerekiyor. Benim solcu olmamın nedeni hayatı karşı gördüğüm içindir. Bu sanat akımı sayesinde oldu. Benim bunu arkadaşlarla tartışmam çok doğal.

Ülkemiz bildiğiniz gibi aydınlanmacılıktan, kamuculuğa kadar birçok değerin tasfiyesine sahne oluyor. Yasaklar, gericileşme, savaşlar tartışılıyor. Elde kalan çok az şey var. İktidar babalar gibi satıyor, türban meşru sayılıyor, Birinin biz buna karşıyız demesi gerekmiyor mu? Bu durumda Türkiye'de de, dünyada 68'lerde Rock'n Roll'un üstlendiği anlam gibi, öncülük yapabilecek bir müzik kültüründen bahsedebilecek miyiz sizce?

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyoruz. Sanat ve özelinde müzik bu süreçte öncülük yapabilir. Bu anlamda soruna cevabım "evet" olacak. İnsanlığın ve sanatın tarihi çok derin. Tarihin ve sanatın tekerleğinin ileriye döneceğini düşünüyoruz. Şu an kötümser bir tablo çizsek de, AKP iktidar tarafından uygulanan faşizmi, liberallerden gerçek solculara "darbeci" söylemiyle yapılan saldırıları görsek de, Picasso'nun ilericiliğine tanık olduğumuzda, Beatles'ın kitlelere özgürlük adına seslenmesinde bu etkinin yaratılabildiğini görebiliyoruz.

Diğer yandan, iktidarlardan korku, günümüzdeki en dinamik entelektüel kesimlerde dahi var. Biz Deli Kasap olarak bu korkunun kırılmasında etkili olabiliriz diye düşünüyoruz. Bu açıdan Deli Kasap olarak bizim kendi yerimizi yaratmamız gerekiyor. Yaratamadığımız zaman muhalif sesimizi çıkarabileceğimizi düşünmüyoruz. Türkiye'de tarihsel olarak, özgün bir Rock'n Roll kültüründen bahsedeceksek bu anlamda alan açmamız gerekiyor.

Deli Kasap'ı okuyucularına ve okuyucu adaylarına, soL aracılığıyla nasıl seslenmek istersiniz?

Dergiyi her yerde bulabilirler. delikasap.com adresinden de bizimle temasa geçebilirler. Cesaret sahibi, günümüz iktidarına sesini yükseltebilecek herkesi bizi tanımaya çağırıyoruz. Sonuçta kapitalizm bizim bir araya gelmemizi, dost olmamızı istemiyor. Kapitalizm birbirimizle rekabet etmemizi, birbirimize düşman olmamızı istiyor. Bu cepheyi kırmamız gerekiyor.