Suriye’yle ilgili her duyduğunuza inanmayın

Suriye’deki gelişmelerle ilgili medyada çıkan haberlerde, ilgili olsa da olmasa da, sürekli olarak Mart başından beri kaç kişinin “rejim tarafından öldürüldüğü” rakamları veriliyor. Libya operasyonunda da kullanılan bu taktikle “insani müdahale” için bahane yaratılmaya çalışılıyor.
Pazartesi, 28 Kasım 2011 18:31

Suriye’deki gelişmeler hakkında Batı’da ve ülkemizde yapılan haberlerde sık sık Mart başından bu yana yaşanan olaylarda kaç kişinin öldüğü “bilgisi”ne rastlıyoruz. Bu “bilgi”nin kaynağı olarak, güvenilir bir kuruluş olduğu varsayımına dayanılarak, Birleşmiş Milletler gösteriliyor.

Oysa daha önce Libya’da yaşanan süreçte de gördüğümüz gibi, bu tür bilgilerin kaynağında rejim değişikliği için emperyalizmle işbirliği yapan örgütlenmeler duruyor. Birleşmiş Milletler ve medya ise doğruluğu hayli kuşkulu bu verileri “objektif veriler” gibi sunuyor.

Global Research sitesinde konuyu ayrıntılı bir biçimde ele alan Julie Lévesque imzalı ve “Medya yalanları başka bir ‘insani savaş’a bahane yaratmak için kullanılıyor” diyen makaleyi soL okurlarının dikkatine sunuyoruz.

Suriye’deki protestolar: Ölüleri kim sayıyor?
Batı medyasının, insan hakları örgütlerinin ve BM’nin sunduğu çok sayıda rapora göre Suriye’deki kargaşanın başlamasından bu yana Suriye silahlı kuvvetleri tarafından sayısız sivil öldürüldü. Fakat bu sayılar nereden geliyor?

Medyada Suriye hükümetinin sivilleri öldürdüğüne ilişkin iddialara yer veren pek çok haber bu bilginin kaynağından ya hiç bahsetmiyor ya da sadece “insan hakları grupları” veya “aktivistleri” kaynak olarak gösteriyor:

“İnsan hakları grupları Pazar günü demokrasi yanlısı protestoculara saldıran askeri birliklerin İdlib kentinin kuzeyinde sekiz kişiyi, Hama’nın merkezinde ise dört kişiyi öldürdüğünü söyledi (Syrian Forces Kill 12 as ICRC Head Visits Damascus, Voice of America, 4 Eylül 2011).”

“Bu protestolar, ülkeyi 40 yıldan uzun zamandır yöneten Başkan Beşar el Esad ve ailesine karşı eşi görülmemiş bir meydan okuma. Protestoların maliyeti ise çok yüksek oldu: İnsan hakları gruplarına ve hapse atılan internet aktivistlerine göre en az 200 kişi öldü. (Deborah Amos, Syrian Activist In Hiding Presses Mission From Abroad, NPR, 22 Nisan 2011).”

“Yerel insan hakları aktivistlerinin Uluslararası Af Örgütü’ne bildirdiğine göre bugün Suriye’de gerçekleşen kitle gösterilerinde en az 75 kişi öldürüldü (…) Aktivistler bunların otuzunun ülkenin güneyinde bulunan İzzra kasabasında, 22’sinin Şam’da, 18’nin Humus bölgesinde ve kalanların da diğer kasaba ve köylerde gerçekleştiğini söyledi. (Scores killed in Syria as 'Great Friday' protests are attacked, Uluslararası Af Örgütü, 22 Nisan 2011).”

Muhalefet etmenin insan hayatını tehdit ettiği koşullarda “kimliğini saklama” gerekliliği anlaşılabilir olsa da bu tablo kuşkulara neden oluyor: “Rakamlar”, Şam’da rejimin değişmesini uman başka herhangi bir devletin ya da örgütün örtülü operasyonlarının bir parçası olarak, hükümeti şeytanlaştırmak amacıyla da pekala kullanılabilir. Suriye rejimini devirmenin, aralarında ABD ve İsrail’in de bulunduğu yabancı güçlerin çok zamandır peşinde oldukları bir amaç olduğu bir sır değil.

Ana akım medyanın bilgi kaynağı olarak kimliği belirsiz gruplara dayanması, Suriye’deki protestolar konusunda önyargılı bir anlayışa neden oluyor ve bu da Suriye rejimini istikrarsızlaştırmayı hedefleyen daha büyük hedefi destekliyor.

Ölü sayıları hakkında belirsiz kaynaklardan gelen malumat ya bir ana akım medya organı tarafından ya da bilinen bir insan hakları grubu tarafından yayımlandığında bu malumat başka haber kaynakları veya düşünce kuruluşları tarafından, başka herhangi bir doğrulama çabasına girişilmeksizin, “olgusal birer kanıt” olarak kabul ediliyor. İşte bu durumun bir örneği:

“İnsan hakları grubu Uluslararası Af Örgütü Cuma günü, 18 Mart’ta ilk protestocuların Dera’da ölümünden bu yana öldürülen 171 kişinin isimlerini kaydetti.

Grup, bu bildirimini insan hakları aktivistleri, avukatlar ve diğer kaynaklardan alınan bilgilere dayandırdı ve ölenlerin çoğunluğunun güvenlik güçleri tarafından açılan ateş sonucunda yaşamını yitirdiğini söyledi (Protesters killed in southern Syria, El Cezire, 9 Nisan 2011).”

Yukarıdaki haber metni, Uluslararası Af Örgütü’nün şu açıklamasına dayanıyor:

“Uluslararası Af Örgütü bugün yapılan gösterilerde en az sekiz kişinin yaşamını yitirmesinin ardından Suriye’de üç haftadır devam eden kargaşada en az 171 kişinin öldürüldüğüne inanıldığını söyledi.

Ülkedeki insan hakları savunucularının bildirdiğine göre bugünkü çatışmalardaki ölü sayısı önemli ölçüde artabilir.

Uluslararası Af Örgütü, aralarında insan hakları savunucuları ve hukukçuların olduğu kaynaklardan aldığı bilgiye dayanarak öldürülen 171 kişinin isimlerini kaydetti” (Death toll rises amid fresh Syrian protests, Uluslararası Af Örgütü, 8 Nisan, 2011).

Uluslararası Af Örgütü’nün aktardığı orijinal bilgi “171 kişinin öldürülmüş olduğuna inanıldığı” şeklinde yani “öldürülen 171 kişinin isimlerinin kaydedildiğini” bildirse de bu bilginin doğrulanmadığını gösteren bir ifade. El Cezire bu “belirsizliği” haberleştirmerek 171 kişinin öldürüldüğünü bir varsayım olmaktan çıkartıp, bir olguya dönüştürüyor.

Açık çarpıtmaya bir başka örnek ise şu:

“Suriye güvenlik güçleri, baskılarına son verme vaadine rağmen, rejim karşıtı eylemcilere baskı uygulamaya devam ederek Perşembe günü Humus’ta en az sekiz kişiyi öldürdü (el Cezire)” (Jonathan Masters, Assad's Broken Promises, Council on Foreign Relations, 3 Kasım 2011).

Bu, ABD’nin ünlü ve çok güçlü dış politika düşünce kuruluşu Council on Foreign Relations’ın (Dış İlişkiler Konseyi, CFR) bir analizi. Analiz, El Cezire’nin ölümlerle ilgili bilginin bariz bir şekilde farklı olduğu şu makalesine dayanıyor:

“Çatışmaların yoğunlaştığı Humus kentinde, Suriye güvenlik güçlerinin tanklarla meskun mahalleri bombalaması sonucu düzinelerce insanın öldürüldüğü bildirildi.

Ülkedeki ayaklanmayı izleyen bir aktivist grubu olan Suriye Yerel Koordinasyon Komiteleri, Perşembe günü Humus’ta gerçekleştiği aktarılan ölümlerin Bab Amro bölgesinde olduğunu söyledi.” (Syria “violence defies peace deal”," El Cezire, 4 Kasım 2011).

El Cezire’nin seçtiği “öldürüldüğü bildirildi” ve “aktarılan ölümler” ifadeleri ölümlerin doğrulanmadığını gösteriyor. Katar medyası da bu iddiaların tek bir kaynaktan, yani Suriye Yerel Koordinasyon Komiteleri (YKK) adlı bir eylemci grubundan geldiğini belirtiyor. CFR’nin makalesi El Cezire’nin iddialarını somut olgulara dönüştürüyor.

Aşağıdaki örneklerden de görebileceğimiz üzere, iş ölü saymaya geldiğinde YKK, ana akım medyanın Suriye makamları tarafından öldürülenler konusunda sık sık başvurduğu bir kaynak:

“Başka bir muhalefet gurubu, Yerel Koordinasyon Komiteleri, Suriye Gözlemevi’nin asker ölümleriyle ilgili hesaplamalarını destekleyemeyeceğini söylerken, en az 51 sivilin öldürüldüğü Pazartesi gününü ayaklanmanın en kanlı günlerinden biri olarak niteledi. Yerel Koordinasyon Komiteleri’nin bir sözcüsü, Ömer İdlibi, ‘Söylediklerini doğrulayan herhangi bir kanıtımız yok’ dedi.” (Nada Bakri and Rick Gladstone, Syria Faces New Threats as Opposition Seeks Allies, The New York Times, 15 Kasım 2011).

“Muhalefet şebekesi Yerel Koordinasyon Komiteleri’ne göre askeri saldırılarda en az beş kişi öldürüldü –üç kişi Humus’un merkezinde, bir kişi Tal Kalah’da ve bir kişi de Suriye-Türkiye sınırındaki İdlib’de.” (Roula Hajjar, Syria: Activists report manhunt for defectors and protesters, Los Angeles Times, 5 Eylül 2011).

“Suriye Devrimi Koordinasyon Birliği’nden (SDKB) bir eylemci El Cezire’ye gizli polisin, Suriye’nin doğusundaki Deyr Ezzur’da 10.000’den fazla eylemciyi dağıtmak için ateş açtı ve göz yaşartıcı gaz kullandığını söyledi. Eylemci, on protestocunun yaralandığını ve 40 kadarının tutuklandığını belirtti.
SDKB, Suriye’nin taban örgütlenmelerinden bir tanesinin bu hafta aldığı isim. SDKB, bir başka muhalif taban örgütü olan Yerel Koordinasyon Komiteleri’yle (YKK) birlikte çalışıyor.” (Al Jazeera canlı blog– Suriye, 3 Haziran 2011).

“Suriye’de ayaklanmanın başlangıcından bu yana, Birleşmiş Milletler’in sayımına göre, en az 2200 kişi öldürüldü. Bir eylemci grubu olan Suriye Devrimi Koordinasyon Birliği, Salı günü sadece Ramazan’da 550 kişinin öldürüldüğünü söyledi. Grup, Ramazan’ın arifesi olan 31 Haziran’da, 1982’deki acımasız saldırının düzenlendiği Hama’ya gerçekleştirilen saldırıda da 130 kişinin öldürüldüğünü ifade etti.

Eylemleri belgeleyen bir diğer örgüt olan Yerel Koordinasyon Komiteleri’ne göre Salı günü Dera bölgesinde bulunan kasabalardan Hara’da dört, İnkil’de iki kişinin öldürüldü” (Nada Bakri, Syrian Security Forces Fire on Worshipers as Ramadan Ends, The New York Times, 30 Ağustos 2011).

Yukarıdaki makale “BM sayımına” sanki bağımsız bir bilgi kaynağıymış gibi atıfta bulunuyor. Oysa BM’nin yayımladığı raporlardan birine göre BM’nin kendisi de aynı bilgi kaynaklarına, yani YKK’ya dayanıyor ve yayımlanan bir notta BM’nin YKK tarafından verilen bilgilerin doğru olup olmadığını sınayamadığı ifade ediliyor:

“Bu rapor yazılırken [BM] misyon[u] Suriye Arap Cumhuriyeti’nde öldürülen 1900’den fazla isimle ilgili ayrıntılara ulaşmıştı.
“Bu bilgi Suriye Arap Cumhuriyeti’nde kurbanların isimleri ve ayrıntılarını belgelemek konusunda çalışan yerel koordinasyon komiteleri tarafından toplandı. Misyon bu bilgiyi bağımsız bir şekilde doğrulamayı başaramadı” (Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin Suriye Arap Cumhuriyeti’ndeki durum hakkında raporu-A/HRC/18/53, 15 Eylül 2011).

Yerel Koordinasyon Komiteleri (YKK) nedir?
Christian Science Monitor’a göre YKK, seçimle işbaşına gelmemiş Suriye Ulusal Konseyi’nin (SUK) bir parçası. Üyelerinin büyük kısmı sürgünde olsa da ve Suriye’de tanınmasalar da SUK Suriye’nin meşru otoritesi olarak sunuluyor ve Batılı güçlerin Libya halkının “demokrasi yanlısı” temsilcisi olarak tanıdığı bir başka seçimle işbaşına gelmemiş yapı, Libya Ulusal Geçiş Konseyi, tarafından tanınıyor.

“Suriyeli muhalefet önderlerinin Pazar günü Türkiye’de gerçekleşen toplantısında, Suriye Devlet Başkanı Beşar el Esad’ı koltuğundan indirmeyi amaçlayan farklı grupların büyük kısmını bir araya getiren Suriye Ulusal Konseyi resmen oluşturuldu.

“Associated Press’in bildirdiğine göre konsey, başka örgütlerin yanı sıra ülke çapında yapılan protestoların büyük bir kısmını düzenleyen Yerel Koordinasyon Komitelerini, Suriye Müslüman Kardeşler örgütünü, Kürt gruplarını da içeriyor. Washington Post’a göre üyelerin yarıya yakını ülke içinden bu da konseyin büyük ölçüde sürgündekilere dayanacağı endişelerini gideriyor”(Ariel Zirulnick, Syrian oppositon groups formally unify, overcoming key hurdle, 3 Ekim 2011).

YKK’nın kimliği bir şekilde “belirsiz”. Telefonda röportaj yapmayı kabul etmeseler de bazı sorulara e-posta ile cevap vermeyi kabul ettiler. Güvenlik gerekçesiyle YKK’nın kaç üyesinin olduğunu açıklayamayacaklarını söylediler, ancak SUK içinde YKK’nın 13 üyesi olduğu ileri sürdüler. “Sahada, medya için ve yardım eylemleri için gösteriler düzenlemeye yetecek kadar kadromuz var”.

Üyelerin farklı kökenlerden geldikleri ve bütün yaş gruplarından üyelerin olduğu iddia ediliyor bazı üyeler Suriye içinde aktifken, bazıları da yurtdışında… YKK, Suriye içindeki ve dışındaki üyelerinin Suriye makamları tarafından tehdit edildiğini, tutuklandığını ve işkence gördüklerini söylüyor. Yabancı medya için nasıl bilgi kaynağı haline geldikleri sorulduğunda ise YKK, bunun güvenilir gerçekler sunmalarından kaynaklandığını söylüyor.

Peki, YKK’nın nihai amacı ne? “Amacımız Suriye’deki rejimi değiştirmek, ilk adım olarak, şu anda rejiminin Suriye halkına karşı işlediği siyasi ve hukuki suçlardan mesul olan mevcut Başkan’ın yönetimine son vermek ve ülkede iktidarın güvenli bir biçimde el değiştirmesini sağlamak.”

Esas olarak YKK Suriye’deki rejimi değiştirmek istiyor ve batının ana akım medyasının ve insan hakları örgütlerinin birincil bilgi kaynağı olarak görünüyor. Bu muhalefet örgütü “güvenilir gerçekler” temin ettiğini iddia etse de bu olguları doğrulama olanağı yok. Sözde olgular (gerçekler) mevcut rejimi itibarsızlaştırmayı ve kamuoyunu, örgütün arzuladığı gibi, rejim değişimi lehine harekete geçirmeyi amaçlayan bir propaganda da olabilir.

YKK sözcüsü üyelerinin isimlerini vermeyi reddetse de YKK üyelerinden bazıları ana akım medyada boy gösterdi. Bir YKK üyesi, ve bir işbirlikçi, olan Rami Nahle Beyrut, Lübnan’da sürgünde yaşayan bir Suriyeli internet aktivisti.

“[Beşar Esad] ‘Bugün, 98 gündür süren eylemlerin ardından, inkar içinde bulunuyor’ diyor Suriye’deki muhalif gösteriler ve eylemlerin dökümünü yapan bir örgüt olan Yerel Koordinasyon Komitelerinin Beyrut’ta çalışan bir üyesi olan Rami Nahle. ‘Beşar el Esad’ın değişemeyeceği herkes için açık hale geldi. O, Suriye’nin ebediyen değiştiğinin farkında değil ve onu son olarak Nisan’da işittiğimizdeki başkanla aynı kişi’” (Nicholas Blanford, Assad's speech may buy time, but not survival, The Christian Science Monitor, 20 Haziran 2011)

NPR’ye göre aktivistin El Cezire’yle ayrıcalıklı bir ilişkisi var:

“Arap kanalı El Cezire son haberleri geçerken görüntüleri Nahle’nin ağından aldı” (Deborah Amos, Syrian Activist In Hiding Presses Mission From Abroad, 22 Nisan 2011).

El Cezire’nin Libya’da rejim değişikliğini desteklemek konusunda çok önemli bir rol oynadığı da belirtilmeli.

Bush Center tarafından “Çevrimiçi Özgürlüğün Seslerinden” biri olarak nitelenen CyberDissidents.org Nahle’nin, ana akım basında bulunabilecek portrelerden pek de farklı olmayan bir kısa biyografisini veriyor. Biyografi Nahle’yi daha önce başka hiçbir mesleği olmamış gibi, sadece bir siber-muhalif olarak tanımlıyor:

“Rami Nahle 27 yaşında bir siber-muhalif. Suriye Devrimi hakkında bilgi yaymak için sosyal medyayı kullanması Suriye makamlarının dikkatini çekti ve Nahle Ocak 2011’de ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Son üç yıldır Malath Aumran müstear ismiyle çalışıyor. Suriye gizli polisinin onun gerçek kimliğini tespit etmiş olmasına karşın, çevrimiçi takipçilerinin kendisini teşhis edebilmesi amacıyla bu ismi kullanmaya devam ediyor.

“Suriye hükümetinin tehditlerine rağmen Nahle gizlenerek çalışmalarına devam ediyor ve Facebook, Twitter ve aralarında BBC ve The New York Times gibi önemli kuruluşların da bulunduğu basın organlarına verdiği röportajlar aracılığıyla kampanyasını sürdürüyor” (CyberDissidents veritabanı).

İnternet üzerinden yürütülen muhalefetin ana sponsorları ABD hükümeti ve CIA’nın işlerini yapan, Freedom House (Özgürlük Evi) gibi sivil toplum örgütleri:

“Çin, İran, Rusya, Mısır, Suriye, Venezuela ve Küba’dan gelen muhalifler, George W. Bush Enstitüsü çalışanları, Freedom House’tan uzmanlar, Harvard Üniversitesi’nin Berkman İnternet ve Toplum Merkezi’nden uzmanlar, ABD hükümetinin temsilcileri ve başka liderlerle, dünyada internet temelli siyasi muhalefet hareketlerinin başarıları ve önündeki zorlukları tartışmak üzere Dallas’a gelecek.

“George W. Bush Enstitüsü bugün [30 Mart 2010], insan hakları örgütü Freedom House’la birlikte 19 Nisan 2010’da siber muhalifler hakkında bir konferans düzenleyeceğini ilan etti” (George W. Bush Institute and Freedom House to Convene Freedom Activists, Human Rights and Internet Experts to Assess Global Cyber Dissident Movement," Business Wire, 30 Mart 2011).

Rami Nahle Amerikan kurumlarına olan ilgisini saklamıyor. Facebook sayfasında “ilgilendikleri” arasında şunları sıralıyor: Madeleine Albright’ın başkanlığını yaptığı Ulusal Demokrasi Enstitüsü (NDI), İnsan Hakları İzleme Örgütü ve ABD’nin Şam Büyükelçiliği.

Nahle’nin bu örgütlere duyduğu ilgi, tıpkı CIA ile bağlantıları iyi bilinen bir başka örgütün, Ulusal Demokrasi Vakfı (National Endowment for Democracy) eski bir üyesi olan, SUK üyesi Rıdvan Ziyade gibi, onun da hangi tarafta olduğunu açıkça gösteriyor.

Siber-eylemci Guardian’a verdiği bir röportajda Suriye gizli polisinin Facebook sayfasındaki duvar üzerinden kendisini taciz ettiğini söylemişti. Bu doğru olsa bile, gizli polis açısından hayli alışılmadık bir taktik olduğuna kuşku yok zira gizli polis, adı üstünde, gizli hareket ediyor. Böyle bir tacizin kara propaganda olması ise daha büyük olasılık –rejime karşı kişiler Suriyeli yetkilileri kötü göstermeye çalışıyorlar. Bu, görebilen her göz açısından, bir tür “siber yanıltma harekatı”…

“Suriye ayaklanması” bir NATO işgaline ve rejim değişikliğine zemin hazırlayan Libya’daki “protesto hareketi”nin kopyalanmış ve yapıştırılmış versiyonu gibi görünüyor. Ana akım basın ise bir kez daha temel bilgi kaynağı olarak muhalefet gruplarını kullanıyor. Medya asker ölümlerini görmezden geliyor protestocular arasındaki, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün raporuna göre sayıları 17 bin olan, silahlı tetikçileri yazmıyor. Seçimle işbaşına gelmemiş bir örgüt, SUK, tuhaf bir şekilde demokratik bir hareket olarak sunuluyor ve ona hem “güvenilirlik” hem de büyük bir medya desteği sunuluyor.