Erdoğan niye arabuluculuğa soyunuyor?

Son yıllarda, dış politikada farklı arayışlar içinde olduğu görünümünü sunmaya çalışan AKP iktidarının bu girişimlerinin ardında “babalar gibi sattığı” ürünün fiyatını yükseltmeye yönelik bir pazarlama stratejisi olduğu biliniyor. İktidarın dış politikada Kabe’sinin neresi olduğu ise Balkanlar’da açığa çıkıyor.
Pazar, 07 Kasım 2010 11:55

22 Nisan 1996 tarihinde, yani Bosna Hersek’teki savaşı sonlandıran Dayton Barış Anlaşması’nın imzalanmasından 5 ay sonra UÇK (Uştriya Çlimatare Kosoves – Kosova Kurtuluş Ordusu) ilk silahlı eylemini gerçekleştirmişti. Bundan daha iyi bir zamanlama kurgusu olamazdı. Her zaman olduğu gibi, Batı demokrasileri de Bosna’da olup bitenle savaş bittikten sonra ilgilenmeye başlamışlardı ve Bosna Savaşı sona erdikten sonra yaşanan trajedi daha açık bir biçimde ortaya çıkıyordu. Hırvatistan ve Slovenya’nın bağımsızlık kararlarını uluslararası hukuku hiçe sayarak tanıyan ve böylece Yugoslav iç savaşının önünü açan Batı, elbette ki bu süreçte kendi siyasetini sorgulamayacaktı. Yaşanan trajedilerin tek bir suçlusu vardı: Sırbistan!

Tam da bu noktada Sırbistan’a karşı yapılacak her türlü olumsuz girişim “mübah” sayılacaktı. Bu fırsatı çok iyi değerlendiren Arnavut milliyetçilerinin paramiliter silahlı örgütü UÇK Kosova’da silahlı eylemlere başlamıştı. Kontragerilla operasyonlarında başarılarını kanıtlamış Batı’daki gizli servisler UÇK militanlarını çok iyi eğitmişler, maddi sıkıntılarını da büyük oranda çözmüşlerdi. UÇK militanlarının girişeceği her türlü eylem bu konjonktürde “masum” görülecek, “barbar Sırbistan”a karşı yürütülen özgürlük ve demokrasi mücadelesinin bir parçası sayılacaktı.

Kosova’da savaşın kızışması sonucunda Bosna’daki hatalarını tekrarlamak istemedeklerini belirten Batılı devletler, Kosova konusunda daha hızlı hareket edeceklerini, BM kararlarını beklemeden NATO operasyonuyla Kosova’da yaşananlara bir son vereceklerini ifade ederek Sırbistan’a karşı Mart 1999’da askeri harekatı başlattılar.

Süreç Batı açısından çok başarılıydı. Başkentinin ana caddesi "Bill Clinton Bulvarı" olan, küçük ama etkisi büyük, üstelik de emperyalizme tamamıyla sadık bir devlet kurulmuştu. Dahası, bu operasyon sayesinde Sırbistan hükümetinin otoritesi zayıflamıştı. Bu fırsattan istifade Sırbistan’da hükümetin devrilmesi daha da kolaylaşmıştı. Yeni Sırp hükümetine AB’ye üyelik yolunda birtakım avantajlar tanındı. Bosna’da da Sırp ayrılıkçı politikacılara “dostlar alışverişte görsün” misali bir karşı çıkış gösteren Batı, 1992-95 Bosna İhtilafı’nda yapılan etnik temizliği sadece “kısmen” soykırım olarak kabul ederek, dahası bu soykırım ve katliamlarda Sırbistan’ın suçunun olmadığına karar vererek, Sırbistan’ı büyük bir maddi ve siyasi yükten kurtarmış oldu. Lahey’de bu kararın alınış tarihi Mart 2007’dir. Verilen bu rüşvet Sırbistan’daki liberal siyasetçilerin Kosova’dan vazgeçmeleri için gerekli altyapıyı oluşturmuştur.

Yaklaşık 12 yıllık bir süreç sonucunda 17 Şubat 2008’de bağımsızlığını tek taraflı olarak ilan eden Kosova’yı şimdiye değin 71 ülke tanımış bulunuyor. Kosova’yı tanıyan ülkelerin büyük çoğunluğunun Afganistan ve Irak’taki ABD işgaline fiili olarak da destek vermesi ilgi çekicidir.

Erdoğan Kosova’yı cesaretlendirmiş
Recep Tayyip Erdoğan, 4 Kasım günü Kosova’ya gerçekleştirdiği resmi ziyarette, Kosova’yı tanıyan ilk ülkenin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu belirtiyor. Hatta o dönemde hükümetin Haşim Taçi’yi “bağımsızlıklarını bir an önce ilan etmeleri için cesaretlendirdiği” Erdoğan’ın Kosova ziyareti sırasında yandaş medya tarafından vurgulanan bir noktaydı. Halbuki, Türkiye’nin Kosova’yı tanıması birçok uluslararası gözlemciyi şaşırtmıştı. 1989’a kadar Kosova’nın üç resmi dilinden biri olan Türkçe, Kosova’nın özerkliğinin Miloseviç yönetimi tarafından kaldırılmasıyla birlikte bu statüsünü yitirmişti. 1999’da BM’nin idari ve askeri egemenliğine geçen Kosova’da ise Türkçe resmi dil statüsü kazanamadı. Günümüzde Türkçe sadece belli birkaç yerleşimde yerel resmi dildir. Bunun dışında, Kosova’daki Türk okulları sürekli olarak öğrenci azlığı nedeniyle kapatılma tehdidi altındadır. Frekans yoğunluğu bahane gösterilerek Türk radyo kanalarının yayın yapması zorlaştırılmakta, maddi yetersizlikler gerekçe gösterilerek Türk tiyatrosu kapatılmak istenmektedir. Kosova yönetiminin etnik Türklere karşı uyguladığı olumsuz politikalara rağmen AKP hükümetinin Kosova’nın bağımsızlığını koşulsuz ve şartsız kabul etmesi uluslararası gözlemcilerin şaşkınlığına neden olmuştu. Dahası İspanya, Rusya gibi ayrılıkçı hareketlerle “başı dertte” olan ülkeler Kosova’yı tanımazken, Türkiye’nin tanıması bu şaşkınlığı daha da arttırıyordu. Üstelik, Kosova’nın bağımsızlığının tanınması, halihazırda Makedonlarla Arnavutlar arasında etnik gerginliğin yaşandığı Makedonya’daki Türk azınlığın durumunu da güçleştirecekti.

Fakat AKP hükümeti bütün bu olası sonuçlara rağmen Kosova’nın bağımszılığını tanımakta gecikmedi. İlk bir hafta boyunca Kosova’yı sadece 17 ülkenin tanıdığı dikkate alındığında, Kosova’nın Türkiye tarafından tanınmasının önemi daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Kosova’nın bağımsızlığından sadece bir buçuk ay sonra TSK’nın Amerikan casus uydularının yardımıyla Kuzey Irak’a müdahale etmesi bu bağlamda daha da anlamlı oluyor.

Balkanlar, Avrupa ile ilişkileri gün geçtikçe daha da kötüye giden, Rusya ile ilişkileri ise Soğuk Savaş kıvamına gelen ABD için önemli bir coğrafya. Hırvatistan ve Slovenya’yı işin başında AB’ye kaptıran ABD, Bosna’yı ve Kosova’yı kendi hanesine yazarak Balkanlar bölgesinde dirilişini gerçekleştirdi. Şimdi ise mücadele Sırbistan üzerine yoğunlaşmış durumda. Büyük Ortadoğu Projesi dahilinde bölgesel güç olma görevi verilen Türkiye geçtiğimiz aylarda Bosna ve Sırbistan arasında yaptığı arabuluculukla bu hizmette takdirleri kazandı. Bu anlamda Erdoğan’ın son Kosova gezisinde Türkiye’nin Sırbistan ve Kosova arasında arabuculuğa soyunması da gayet anlamlı.

(soL - Bosna Hersek)