Hrant Dink utançları

Hrant Dink cinayetiyle birlikte, o kadar çok, o kadar büyük utançlar ortaya çıktı ki bu ülkede... Hrant'ı vuranlardan, ona sözde sahip çıkanlara, demokratlık oynarken Hrant'a yapılanı mazur görenlerden, demokratlık oynayanlara destek çıkmak için Hrant'ı bile satanlara, işte o utançlar!
Çarşamba, 19 Ocak 2011 14:34

* Trabzon’da McDonalds’ın bombalanması eyleminde bombayı hazırlayan kişi olmasına karşın, Erhan Tuncel’i “polis muhbiri” yapan kararın altına imza atan dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek. Bir suçlunun kamuda çalışması suç olmasına rağmen bunun yapılması, üstelik Tuncel’in McDonalds eyleminden aklanması.

* İstanbul'da görev yaptığı dönemde resmi sicil dosyasında Fethullahçı olduğu yazan ve bu nedenle 100 üzerinden 35 not verilen tek polis şefi olan Ramazan Akyürek’in Emniyet’teki “önlenemez” yükselişi.

* Dink’in vurulacağı, emniyete cinayet öncesi tam 17 defa ihbar edilmiştir. Bu ihbarlardan biri, Ogün Samast'ın cinayeti işlemek üzere İstanbul'a geldiğini ve kendisinin arkadaşları tarafından karşılandığını dahi iletmiştir. Hatta Samast, cinayetten iki gün önce teknik takibe alınmıştır. Tüm bunlara karşın cinayetin yaşanması, büyük bir “utanç”tır.

* Cinayet ihbarı Trabzon'dan İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne de iletilmesi, ancak İstanbul İsthbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer'in (İstihbarat Daire Başkanlığı C-Şubesi eski Müdürü) bu ihbarın gereğini yapmaması.

* 2006 yılında dönemin Emniyet Genel Müdür Yardımcılarından Dr. Necati Altıntaş ve Personel Daire Başkanı İbrahim Selvi tarafından hazırlanan "Emniyet'teki F-Tipi Yapılanma" başlıklı raporda yer alan listede Ali Fuat Yılmazer’in de bulunması.

* Trabzon Terörle Şube Müdürü Yahya Öztürk’ün, cinayet öncesinde Yasin Hayal’e “Bu bayrak düştü. Ya Yasin kaldıracak ya Erhan kaldırır, bu görev sizin” demesi.

* Trabzon Valiliği’nin, cinayetten haberdar olmalarına rağmen ihmalleri söz konusu olduğu için soruşturulmaları talep edilen polis ve jandarmalardan sadece jandarmaların soruşturulmalarına izin vermesi, polislerin soruşturulmasına ise izin verilmemesi.

* Yasin Hayal’in eski eniştesi Çoşkun İğci’nin cinayetten aylar önce Yasin Hayal’in planları konusunda Jandarma istihbaratına bilgi vermiş olmasına rağmen bu bilginin uzun süre gizlenmesi, Trabzon Jandarma görevlileri hakkında yürütülen soruşturmada sadece görevi ihmalden dava açılması.

* Olayda sorumluluğu bulunan polisler hakkında cinayetin üzerinden 4 yıl geçmiş olmasına rağmen halen soruşturma izni verilmemiş olması. Bunun sorumluluğu tamamen AKP’ye ait, zira bu raporları İçişleri Bakanlığı müfettişleri hazırlıyor.

* Taraf gazetesinin, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun incelemeleri sonucu oluşturduğu raporların jandarmayla ilgili kısımlarını yayınlayıp, polisle ilgili kısımlarına hiç yer vermemesi.

* Dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay’ın, 16 Mart 1978’de kendisinin İstanbul Üniversitesi’nin güvenliğinden sorumlu olduğu dönemde Eczacılık Fakültesi’nde 8 kişinin yaşamına mal olan bomba eyleminin örgütlenmesine karıştığı iddia edilen günden bu yana adının kontrgerillayla anılması.

* Dink cinayeti öncesi tüm hazırlıkların olduğu sırada Trabzon Emniyet Müdürü, cinayet sırasında ise Emniyet İstihbarat Daire Başkanı olan Ramazan Akyürek’in Trabzon’daki sicili, tam bir utanç kaynağıdır. Dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır’ın siciline “Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmeli” diye not düştüğü, yeni Türkiye’nin Fethullahçı Mehmet Ağar’ı olarak dikkat çeken Akyürek’in Trabzon Emniyet Müdürü olduğu sıralarda şu suçlar işlendi: 2004’te McDonalds bombalandı, aynı sene KTÜ öğretim üyesi Yard. Doç. Hicabi Cındık öldürüldü, 2005’te yine KTÜ’den Prof. Dr. Sadettin Güner ve üç yaşındaki oğlu çapraz ateşte öldürüldü, 2006’da Kürt işçilerin bulunduğu kahvehaneya molotof kokteylli saldırı oldu, ardından MHP binasına bomba kondu, TAYAD’lılar kentin ortasında linç edilmek istendi, ve son olarak emniyetin yasal teknik takibi altındayken 16 yaşında bir lise öğrencisi, Rahip Santoro’yu tabancayla vurarak öldürdü.

* Samast’ın Dink’i vurduğu yerin çevresini gören Akbank güvenlik kameralarına polis tarafından el konulması ve el konan kayıtların cinayet gününe ait önemli bir bölümü Emniyet birimlerinde yok edilmesi.

Ogün Samast, cinayetten hemen önce, bir saatten fazla zamanını Agos’un bulunduğu Sebat Apartmanının yanındaki Şafak Sokaktaki İnternet Kafe’de geçirmiş ve birileriyle chat’leşmiş olmasına rağmen bilgisayarlar kayıtlarına halen ulaşılamaması.

* Güvenlik kamera kayıtlarında Samast’ın kaçtığı sokakta hemen arkasından onu izleyen ve uzaklaştığını gördükten sonra, sokağın köşesindeki inşaatın kapısından içeri girip kaybolan iki kişinin belirlenememesi.

* Cinayetten 1 saat 47 dakika sonra polis muhbiri Erhan Tuncel’le telefonda görüşen, daha önce Trabzon’da cinayet zamanında ise Bayburt’ta görevli emniyet istihbaratçısı Muhittin Zenit’in telefon görüşmesinden anlaşıldığı üzere, Dink suikastinin kim tarafından, ne kullanılarak nasıl yapılacağına kadar tüm ayrıntılarıyla Emniyet’çe bilinmesi.

* Aynı Zenit’in, bu telefon görüşmesinde Tuncel’e Hrant için “Koyum ...na, gebermişse gebermiş” sözlerini sarf etmesi.

* Aynı Zenit’in, cinayetle ilgili haber yapan hemen her kurum ve gazeteciye yüklü tazminat davaları açması.

* Eylemden sonra Trabzon’a dönerken Samsun’da yakalanan Ogün Samast’la hem polis, hem de jandarma görevlilerinin Türk bayrağı önünde hatıra fotoğrafı çektirmeleri.

* İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın, cinayetten 3 gün sonra basına verdiği demeçte “Dink cinayetinin herhangi bir siyasi boyutu ve örgüt bağlantısı yok, milliyetçi duygularla işlenmiş bir cinayettir” demesi.

* Hrant’ın öldürülmesini kimi sıradan insanların “Ermeni’ymiş” diyerek haklı görebilecekleri düşmanlık ortamının yaratılması, en başta “100 bin Ermeni kaçak çalışıyor, gerekirse kovarız” diyerek Ermeniler’e karşı bu hedef gösterme atmosferine en yetkili ağızdan Başbakan Erdoğan’ın katkı koyması.

* Hrant (ve birçok aydının) namlunun ucuna sürülmesine vesile olan 301’inci maddenin hâlâ yürürlükte olmasına katkıda bulunan tüm kesimlerin, cinayeti bir şekilde aklama yarışına girmesi. CHP’lilerin, “301’inci madde olmasaydı öldürülmeyecek miydi?” demeleri, “Avrupa’da da var” diye eklemeleri.

* Hrant 301’inci madde cinayetine kurban gitmişken, öldürüldüğünce 301’inci maddeden 6 ay hapis cezasına mahkûmken, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ilk yurtdışı gezisinde tüm dünyanın gözünün içine baka baka “Bu maddeden ceza almış kimse yok” yalanını söylemesi.

* Hrant’ın bir yazısında “Türk’ün kanı pistir, zehirlidir” dediği yalanını ortaya atan ve buna inanan herkes, büyük bir utancı paylaşıyor.

* Ölümle tehdit edildiğinin bilinmesine rağmen devletin Hrant’ı korumak için hiçbir gerçek önlem almamış olması. Dahası, Hrant’ın Sabiha Gökçen’in Ermeni olduğuna dair haberinden sonra makama çağrılarak İstanbul Vali Yardımcısı Ergun Güngör ve beraberindeki iki MİT mensubu tarafından ihtar edilmesi ve gözdağı verilmesi. Genelkurmay Başkanlığı’nın Hrant’a karşı sert bir açıklama yapması. Hrant’ın bunlardan sonra “Artık hedefteyim” demek zorunda kalması.

* Hrant’ın “Artık hedefteyim” demesinden iki gün sonra Agos Gazetesi önünde yapılan gösteride, Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Levent Temiz’in “Hrant Dink bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir” açıklaması yapması, Temiz hakkında hiçbir işlem yapılmaması.

* Hrant öldürülmeden önce Kemal Kerinçsiz, Veli Küçük ve benzerlerince Hrant’a karşı yoğun ve kirli bir kampanya yürütmesi.

* Başta Erdoğan, AKP’li yetkililerin Hrant’ın korunmaması gerçeği karşısında “Koruma talep etmemiş ki” mazeretine sığınmaları, Samast’la hatıra fotoğrafı çektirilmesini “sululuk” diye geçiştirmeleri ama soruşturmalara bir türlü izin vermemeleri.

* İsmail Türüt ve Ozan Arif denilen şahsiyetlerin Hrant’ın ardından cinayeti ve katilleri öven bir şarkı yapmaları, doğru düzgün cezaya uğramamaları, şarkıya “yurtseverce ve kutlanması gereken davranış” sözleriyle İzmir Baro Başkanı Nevzat Erdemir’in sahip çıkması.

* Hrant Dink cinayetini işleyen Ogün Samast 20 yılla yargılanırken, cinayetle ilgili en kapsamlı gazeteciliği yapan ve birçok kritik ayrıntıyı ortaya çıkararak, çok sayıda ulusal ve uluslararası ödül kazanan gazeteci Nedim Şener’in 32.5 yılla yargılanması.

* Şener’in Dink cinayetinin çözülmesi çabalarına katkısı ortadayken, birtakım liberallerin “Hrant Dink Ödülleri” dağıtma kararı alması, ödül komitesinin başına Ali Bayramoğlu’nu getirmeleri, ve ödülü Şener yerine açık siyasi kaygılarla Taraf yazarı Alper Görmüş’e vermeleri.

* Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülen davada AKP hükümetinin Hrant Dink’i Hitler’e benzeten bir savunma sunması, savunmasında Hrant’ı neredeyse kendi cinayetinden dahi sorumlu tutması.

* Hükümetin bu savunmasını, önceden bilmelerine rağmen Cengiz Çandar ve benzeri liberallerin konuyu hiç gündeme getirmemiş, bununla ilgili tek satır yazmamış olmaları. AKP yandaşlıklarından dolayı liberallerin bu büyük rezalet dolayısıyla ağızlarından çıt çıkmaması. Kalkıp Hrant Dink Ödülleri komitesinin başına getirdikleri Ali Bayramoğlu’nun, bu skandal savunmadan sonra hükümeti değil haberi yapan gazeteci Kemal Göktaş’ı suçlayarak, “10 aydır Dink dosyasında duran AİHM’deki devlet savunması, nedense en kritik zamanda dosyadan çıkartılıyor ve basına veriliyor, bu yolla hükümet Dink cinayetinde tekrar hedefe konmaya çalışıyor” demesi.

* Vatan gazetesinin Göktaş’ın, hükümetin AİHM savunmasına dair haberini manşetten verdiği günün ertesi günü haber tüm gazetelerde yer alıyorken, Taraf gazetesinin habere yer vermemesi. Ancak iki gün sonra, hükümet açıklaması dolayısıyla “AİHM Savunmasında Dink Ayarı” başlığıyla haberi duyurması. Haberde “Ankara’nın gönderdiği savunma hükümeti harekete geçirdi” denilerek, hükümetin avukatlarının hazırladığı savunma “Ankara”ya (her kimse? bürokrasi?) yüklenerek hükümetin aklanmaya çalışılması.

* Haberin verilmemesi gibi büyük bir skandalı Taraf gazetesi adına Alper Görmüş’ün, “Sorumlu arkadaşlarla görüştüm tahmin ettiğim gibi ‘amatörlük, telaş, disiplinsiz çalışma, yaz tatili kadrosuzluğu, v.b’den oluşan bir paketin azizliğine uğramışlardı ve sonuç onları da üzmüştü” gibi akılalmaz bir biçimde savunmaya kalkışması.

* Ülkedeki başka hemen hiçbir gündemde soldan bir konumlanış içerisine girmeyip, en ufak çaba göstermeyip, “vicdan” üzerinden Hrant’a sahip çıkarak solculuk yapılabileceğini zanneden insanların doğması, bu insanların kendilerinde solcuları eleştirme hakkı görmeleri.

* Hrant’ı AKP’yi destekleme siyasetine malzeme yapmaya çalışan herkes, bu utancın büyük kısmını paylaşıyor.

* Ülkede milliyetçi, ırkçı bir atmosferin oluşmasına en ufak katkıda bulunan herkes, bu utancı paylaşıyor.

* Ülkesine büyük bir sevdayla bağlı olan Hrant’ın ve Hrant gibilerin, sokaklarda “güvercin ürkekliğinde” yürümek zorunda kalmalarını sağlayan Türkiye Cumhuriyeti devleti, utancın en büyük kısmını taşıyor.

(soL - Haber Merkezi)