Erdoğan'ın 'işkence gördüm' iddiası nasıl çürütüldü?

Cumartesi Anneleri ile görüşen Erdoğan, Metris'te gözaltındayken ayakları soğuk su ile dolu bir kovada tutularak işkence gördüğünü söylemişti. Can Dündar, bugünkü köşesinde, kayıp yakınlarının önünde işkence edebiyatı yapan Erdoğan'ın bu ifadesini çürüttü.
Salı, 08 Şubat 2011 13:36

Erdoğan, haftasonu her hafta Galatasaray meydanında kayıpları için toplanan Cumartesi Anneleri ile görüştü. Yakınlarının akıbetini öğrenmek için yıllardır her Cumartesi günü aynı yerde buluşan Cumartesi Anneleri, bugüne kadar defalarca polis şiddetine maruz kaldı. Bizzat Erdoğan tarafından "maşa" olmakla suçlandı. Bu nedenle Erdoğan'ın Cumartesi Anneleri ile görüşmesi şaşkınlıkla karşılandı.

Erdoğan bu görüşmede, daha önce toplumun farklı kesimleriyle yaptığı bu tür toplantılarda kullandığı taktiği uygulayarak, duygusal konuşmaya gayret etti. Kendi hayatından örneklerle en az onlar kadar mağdur olduğu mesajını verdi. Erdoğan'ın mağduriyet edebiyatı dışında, görüşme, devletin kayıpları bulacağına ilişkin somut bir sonuç vermedi.

Can Dündar bugünkü köşe yazısını Erdoğan'ın kayıp yakınları ile buluşmasında anlattığı işkence gördüğü iddiasına ayırdı. Yazısına Başbakanın Cumartesi Anneleri ile buluşmasını önemsediğini söyleyerek başlayan Can Dündar, yazısının geri kalanında Erdoğan'ın annelere anlattığı işkence hikayesini adım adım çürüttü. İşte köşeyazısının bu bölümü:

Buzlu suda bir gece
Başbakan o görüşmede kendisinin de 1979’da, öldürülen iki arkadaşının cenazesine katıldığı için gözaltına alındığını söylemiş. Bir gece Metris’te kaldığını anlatmış. “Orada işkence gördüm” demiş.
Anlattığına göre soğuk bir hücrede Erdoğan’ın ayaklarını, dizlerine kadar buzlu su dolu bir kovada saatlerce tutmuşlar. Çıkarıldıktan sonra da eroin bağımlılarının bulunduğu sıcak bir odaya almışlar.
Başbakan’ın kayıp yakınlarının derdini dinlemesi çok iyi de, bu kadar acı çekmiş bir kitlenin önünde “Ben de işkence gördüm” deyip bir gece ayağını soğuk sudan sıcak suya soktuğunu anlatması biraz yakışıksız olmuş. Düşüncelerinden dolayı hapse girdiğini hatırlatsa yeterdi.
İsterseniz şu “işkence” olayına yakından bakalım:

1979 mu, 1980 mi?
Metris mi, Davutpaşa mı?
Sanırım doğru tarih, 1979 değil 1980 olacak.
Nisan ayı...
İstanbul’da Sıkıyönetim dönemi...
Erdoğan, Erbakan’ın MSP’sinin Gençlik Kolları Başkanı...
O günlerde solun kalesi olarak bilinen Kâğıthane’de Akıncılardan Necip Kural öldürülmüş. Gençlik Kollarına mensup gençler, Kanarya’daki cenazeden dönüyorlar. Aksaray’a varınca slogan atarak yürümeye başlıyorlar. Polis ve jandarma bu korsan gösteriye müdahale ediyor. Fatih’e geldiklerinde etrafları çevriliyor. O sırada akşam ezanı okunuyor. Gençler ceketlerini yola serip namaz kılmaya başlıyor. Namaz bitince hepsi askerler tarafından cemselere bindiriliyor ve Davutpaşa Kışlası’na götürülüyorlar.

Su dolu koridorda ayakta
Öykünün devamını Erdoğan, ”Bir Liderin Doğuşu” kitabında (Hüseyin Belsi, Ömer Özbay, Meydan, 2010) şöyle anlatıyor:
“Metris’teki ilk gecemizin büyük bir kısmını koridorda ve ayakta dikilerek geçirdik. Zaten istesek de oturamazdık, çünkü yerler su içindeydi. Vakit gece yarısına yaklaştığı halde hiçbir şey yememiştik. El ayak çekilip ortalık sakinleştiğinde bir onbaşı geldi yanımıza... Asker tayınından arta kalan bayat ekmekleri toplamış, bir kazan da çorba kaynatmış, bizi yemeğe çağırıyordu. Nasıl makbule geçti anlatamam. Bir süre sonra yatacak yer gösterdiler. Herkes bir köşeye kıvrılıp yattı.”
Erdoğan, daha sonra Selimiye’ye sevk edildiklerini, birkaç gün sonra savcıya çıkarıldıklarını, suçsuz oldukları anlaşılınca da serbest bırakıldıklarını söylüyor.
Daha 3 ay önce yayınlanan bu biyografide “işkence”den hiç söz edilmiyor.

“Kötü muamele yapılmadı”
Olayın bir tanığı daha var. Son dönem TV tartışmalarında sıkça rastladığımız bir isim:
Mehmet Metiner...
O ise anılarında (“Yemyeşil Şeriat, Bembeyaz Demokrasi”, Karakutu, 2008) şöyle anlatıyor olayı:
“Toplu namazdan sonra askerler tarafından derdest edilip Davutpaşa Kışlası’na götürüldük. Hiçbirimize kötü muamele yapılmadı. İfadelerimiz alındı. Ertesi gün hepimiz salıverildik. Bırakılmadan önce açık havada komutanın da bulunduğu bir esnada toplu bir görüşme yapıldı. Bu görüşmede Erdoğan muhatap kişi olarak ön plandaydı.”

Erdoğan-Komutan şakalaşması
2008’de yazdığı anılarında “Davutpaşa’ya götürüldük” diyen Metiner 2010’da Star’da, (11.11.2010) götürüldükleri yeri Metris diye yazdı. (Odatv de hatırlattı: Metris, 12 Eylül’den sonra açılmamış mıydı?)
Metiner, o yazıda Komutanla Erdoğan’ın ayrılış sahnesine ilişkin yeni ayrıntılar da verdi:
“Komutanın yanında Erdoğan gayet neşeli görünüyordu. Yanlış hatırlamıyorsam, ufak tefek şakalaşmalar da yapılıyordu. Meydanda da bazı gençlerimiz güreşe tutuşturulmuşlardı.”

Eeee? Hani işkence?
1980 döneminde “anarşist” olarak içeri düşüp de komutanla şakalaşarak, arkadaşlarla güreşerek salıverilmek kime nasip olmuş?
İşin aslı şu:
Solcular işkencede öldürülürken İslamcı hareketin sırtının sıvazlanacağı, önünün açılacağı, iktidara taşınacağı bir dönem başlıyordu.
Yine de askerle enseye tokat görünmemek, “Biz de işkence tezgâhlarından geçtik” diyebilmek gerekiyordu.
Bu efsane de o zamandan başladı.
Dün kütüphaneye girip Ruşen Çakır’la, Fehmi Çalmuk’un kitabında (“Bir Dönüşüm Öyküsü”, Metis, 2001) atıf yapılan habere baktık:
21 Nisan 1980 tarihli Sebil Gazetesi, olayları ele aldığı yazısına Erdoğan’ın fotoğrafını basmış ve şu notu düşmüş:
“Şehitlerin defin merasiminde zorla ihdas edilen hadiseler sebebiyle gözaltına alınıp sonra Örfi İdare Mahkemesi’nce serbest bırakılan MSP Gençlik Kolları Başkanı ve İslamcı gençliğin gerçek liderlerinden Tayyip Erdoğan...”
Ah Mehmet Metiner hiç yazmayacaktın şu şakalaşma işini...