Kızıl Tıp

Kızıl Tıp

Selçuk Görmez
15/01/2015 Perşembe

Yazılama Yayınevi toplumcu tıp klasikleri arasında özel bir yeri olan Kızıl Tıp kitabını dilimize kazandırdı. Kitabın çevirmeni tarafından kaleme alınan Sunuş yazısını yayınlıyoruz.

Sağlığın sadece bireysel değil, toplumsal bir mesele olarak ele alındığı toplumcu tıp anlayışı günümüzde baskın olan kapitalist tıp anlayışının yegane alternatifi olmaya devam etmektedir. Bu nedenle, yazılışından sonra seksen yılı aşkın bir süre geçtiği halde elinizdeki kitap "Kızıl Tıp" güncelliğini korumaktadır.

1917 Ekim Devrimi ile kurulan Sovyetler Birliği, yaşamın her alanında" insanı" merkeze yerleştirmişti. Eğitimde, sanatta, bilimde, sporda ve toplumsal üretimde olduğu gibi sağlık alanında da bu anlayış hakimdi. Bu yöndeki ilk adımlar Devrim'in hemen ertesinde atılmaya ve sağlık hizmetleri toplumun bütününün yararını gözetecek şekilde örgütlenmeye başlanmıştı.

Hastalıkları kişilerin bireysel sorunu olarak ele alan kapitalist tıp her türlü teknolojik ilerlemeye rağmen sağlığı insanların içinde yaşadıkları toplumun yönetim biçiminden, sosyal politikalarından, kültürel değerlerinden, gelir ve eğitim düzeyinden, beslenme, barınma, sosyal sınıf, çalışma ve çevre koşullarından azade bir şekilde ele aldığı için tek tek insanları tedavi etse bile toplumsal bir "iyilik hali" sunamamaktadır. Adeta sivrisinekler tek tek avlanmakta ancak bunlara kaynaklık eden bataklık kurutulmadığı yani toplumsal koşullar düzeltilmediği için sağlıksızlık hali ve hastalıklar varlığını sürdürmektedir. Hastaların müşteri, sağlığın ise alınıp satılan bir mal (meta) olarak görüldüğü kapitalizmde insanlar bir yandan en son tedavi yöntemleriyle tedavi edilerek "memnun" edilirken, diğer yandan da olumsuz toplumsal koşullar örnek gösterilerek sağlıklarından endişe duyar hale getirilmekte ve oluşturulan "kışkırtılmış sağlık talebi" üzerinden rant yaratılmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 1948'de yayımladığı Anayasası’nda sağlık; “yalnızca hastalık veya sakatlığın olmayışı değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve toplumsal olarak tam bir iyilik hali” olarak betimlenmiştir. Bu ifade aslında sağlığı yalnızca hastalık veya sakatlığın olmayışı olarak tanımlayan kapitalist sağlık anlayışını dışlamakta ve toplumcu tıp anlayışının temelini oluşturmaktadır. Bu anlamda toplumun içinde yaşadığı koşullar bir bütün olarak insanileştirilmedikçe bireysel sağlıklılık halinden bahsedilemez. Kapitalist toplumda sağlık hizmetinden sadece hasta olunduğunda hekime giderek tedavi olmak anlaşılmaktadır. Toplumun ve emeğin merkeze konularak sağlık hizmetlerinin örgütlendiği sosyalist toplumda ise hekimlik hizmeti sağlık sisteminin tamamı olmaktan çıkar, onun tamamlayıcı bir parçası haline gelir. Sağlık bu nedenle sadece bireylerin kendilerine ya da sağlık hizmet sunucularına değil, toplumun bütününe ait bir sorumluluk olarak görülür.

Sovyetler Birliği'nin ilk yıllarında toplumcu tıp anlayışı ile sağlık alanında elde edilen olağanüstü başarılar ilk başlarda "batı" tarafından görmezden gelinmiş olsa da sonradan, bu kitabın yazarları olan Sir Arthur Newsholme ve John Adams Kingsbury gibi aydınların katkılarıyla bütün dünyaya malolmuştur. Bu deneyimi ayrıntılarıyla ele alan "Kızıl Tıp" gibi bir yapıtı Türkçeye kazandırmanın bu konuda ülkemizde yayıncılık alanında önemli bir boşluğu dolduracağı açıktır. Kitabın redaksiyon aşamasında önemli katkıları olan Alp Öztarhan ve Murat Akad'a bu vesileyle teşekkürlerimi sunarım.