Çölün ortasında dev, yapay bir kent

Çölün ortasında dev, yapay bir kent

Çeviri: Tulga Buğra Işık
11/06/2015 Perşembe

18. yüzyıl savaş kahramanı ve soylusu Grigory Potemkin, aynı zamanda Büyük Katerina’nın sevgilisi ve askeri danışmanıydı. Ünlü bir efsaneye göre, Potemkin, Dinyeper Nehri kıyısındaki şeride Katerina’yı etkilemek için sahte (tiyatro dekoru gibi, panellere boyanmış) köyler inşa etmiş. Tarihçiler Potemkin’in gerçekten cepheleri dev ateşlerle aydınlatılan yapay köyler inşa ettiğine ikna olmuş değiller – ancak bu fikir o kadar da imkansız olmayabilir.

Günümüzde  Potemkin köyü tabiri, ‘bir şeyi olduğundan daha iyi gösterme’ çabasını tanımlıyor. Bu kullanışlı metafor, aynı zamanda insanların yapay kentlere olan hayranlığının ve insan yapımı çevrelerin gerçekliği ve yapaylığına dair sorunların bir yansıması.

Elbette bütün kentler terimin dar anlamıyla “yapay”dır. İnsanlar tarafından yapılmışlardır. Ancak Potemkin köyleri başka bir anlamda da yapaydırlar. Gerçek bir köy ve Potemkin köyü arasındaki fark keskin gibi görülebilir ancak yakından bakıldığında ayrımlar bulanıklaşacaktır. Çin’in “hayalet şehirlerinin” (inşaat oranı ev ihtiyacını aştıkça boş kalan kentlerin) çoğalması bunun bir örneğidir. Öteki uçta ise yoksul nüfusun gayrı resmi çadır kentleri vardır, örneğin Hawaii’de ortaya çıkan Oahu gibi. Yapay kentler edebiyatta da sıklıkla yer bulur- Joyce’un Ulysses’i, Magdalena Tulli’nin Flaw’daki isimsiz kenti ya da Andrei Bely’nin Petersburg’u – hepsi fikirlerin, yapaylığın ve kenti oluşturan gerçek tuğla ve harcın etkileşiminden oluşur.

New Mexico çölünde de sakinleri olmayan dev bir şehir inşa etmeye dair bir plan üzerinde çalışılıyor.

İnovasyon, Test ve Değerlendirme Merkezi (CITE), tamamlandığında, okulları, yolları, kısaca işlevsel bir kentte düşünebileceğiniz her şeyiyle, gerçek ölçekli yapay bir kent olacak. CITE’yi tersten bir hayalet şehir gibi düşünebiliriz. Öncelikle boş binalar inşa edilecek ve sonra insanlar gelecek. CITE’de gerçek kent sakinleri olmayacaksa da ziyarete gelen bilim insanları, patronlar ve hükümet temsilcileri olacak. Kendi internet sitesine göre “CITE, uygulamalı, pazara hazır ürünlerin araştırmalarının hızlandırılabileceği; laboratuvarların, üniversitelerin ve özel sektörün yeni teknoloji ve buluşlarının “baştan sona” testlerinin ve değerlendirmelerinin yapılabileceği bir katalizör olacak”. Diğer bir değişle hayalet kent, kent planlaması için devasa bir petri kabı olacak.

İnşaat dört yıl kadar sürede tamamlandığında, CITE dünyadaki en büyük ölçekli test merkezi olacak. 35 bin nüfuslu bir kasabayı simüle edecek, 67 kilometre kareyi kaplayacak ve banliyöyle kırsal bölgelerle birlikte bir şehir merkezini de içerecek. Belediye binası, havaalanı, bölgesel alışveriş merkezi, enerji tesisi, okulu, kilisesi ve akaryakıt istasyonu olacak. Devasa boyutlarda olacak, ki böyle olması da gerekiyor. Büyük ölçekteki verimliliği görmek ve endüstriyel ürün testleri bu boyutta bir laboratuvar gerektiriyor. Bu yüzden ne kadar büyük olursa o kadar iyi olur diye düşünerek, Pegasus Global Holdings isimli CITE’yi finanse eden teknoloji şirketi projenin nihai maliyeti olarak milyar dolarlar yatırıyor. Pegasus, tesisi büyük ölçekli testler yapmak isteyenlere kiralamayı planlıyor.

CITE’de gerçekleşebilecek büyük ölçekli deneyleri tahmin etmenin en basit yolu herhangi bir şehirde var olan sorunları düşünmek. Güvenlik ve acil hizmetlere dair deneyler gerçekleştirilebilir. Akıllı şebekeler ve yenilenebilir enerjiyi dağıtmanın daha verimli yolları gibi altyapı projeleri test edilebilir. Sivil toplum kuruluşları afet senaryoları için tatbikatlar yapabilir. Şirketler aynı zamanda şu anda mümkün olmayan ölçeklerle ürünlerini deneyebilir. Burası sürücüsüz araçların mükemmelleştirildiği ya da yeni bir tür kablosuz iletişimin öncülüğünün yapıldığı yer olabilir.

CITE için yer seçimini yapmak Goldilocks hikâyesine benziyor*. Hem akademinin hem de savunmanın büyük kurumlarına yakın olması gerek, ancak bunlardan yeterince uzak olmalı ki hem maliyeti düşük olsun hem de buralardan taşan şeyler test sonuçlarını etkilemesin. New Mexico’nun güney doğusu savunma araştırması laboratuvarlarına ve üniversitelere sahip ancak görece kırsal durumda, bu da burayı ideal yapıyor. CITE konusundaki çalışmalar iki yıllık bir duraksamanın ardından sürüyor ve inşaatın bu yıl içerisinde başlaması planlanıyor.

Sahte bir kent inşa etmeye nasıl başlarsınız? Görüldü ki, bunun yolu, bir mühendisin tasarım yapmasıyla aynı yöntem, yani her şeyi onu kullanacak kişiyi düşünerek inşa etmek. CITE’ı kiralayan kuruluşların ihtiyaçlarını düşünerek neler içermesi gerektiğini bulundu. Ancak hiçbir iki gerçek kent birbirinin birebir aynısı değildir ve bazıları diğerlerinden çok daha farklıdır. Kentler kendilerine özgü tarihlere sahiptir ve farklı karakteristikleri vardır, hepsi de sakinleri tarafından yaratılmıştır – bu da Platonik ideal kentin nasıl olacağını düşünmeyi zorlaştırır. CITE durumundaysa, şablon havadan gelmedi. Bunun tam bir model olduğu da söylenemez ancak CITE, tamamen gerçek bir kent olan South Carolina’daki Rock Hill’e benzer tasarlanacak.

Ancak bir şablona sahip olmak taklit bir kentin ne kadar detaylı olması gerektiğini belirlemeye yetmez. Gerçek sakinler olmadığında daha az ‘hayati’ olan şeylere ne olacak? Örneğin kamusal sanat gibi?

Sanat projeleri için bir çağrı yapıldı ve ülkenin her yerinden başvurular geldi. Dört kazanan öneri öğrenciler tarafından seçildi ve şu anda Albuquerque Müzesi’nde, All Over The Map: The Ongoing Dialogue of Public Art (Haritanın Her Yerinde: Kamusal Sanat İçin Süren Diyalog) adıyla sergileniyor CITE’nin kazanan önerileri gerçekten kullanıp kullanmayacağı kesin değil.

Proje ne kadar çok şey vadetse de boş bir Amerikan Sun Belt (Güneş Kuşağı) kenti fikrinde, kasten boş olarak tasarlansa bile, ürkütücü bir şeyler var. CITE projesinin ölçeği akıl dışı, ancak tamamen anlamsız değil; bugünün canlı ve kalabalık kentleri de bir gün terk edilebilir. İnsanlar şehirlerin aşamayla, hatta sürekli olarak zaman içerisinde değişmesine alışıklar. Aslında, projenin amacı, bir kentin nasıl verimli bir şekilde değiştirilebileceğini öğrenmek. Bunun kötü bir şey olması gerekmiyor, özellikle de enerji verimliliği ve acil hizmetlere dair projeler söz konusu olduğunda. Ama bu projede hükümetin ve şirketlerin geniş etkisinden rahatsızlık duyanlar kenti değiştirmenin yollarını keşfetmek için böyle bir platform kurulmasından yana olmayacaktır.


Kaynak makale: http://www.theatlantic.com/technology/archive/2015/05/a-giant-fake-city-...


*Goldilocks, İngiliz masalı Goldilocks ve Üç Ayı'nın kahramanıdır. Bu karakter 'Goldilocks paradigması' deyişine ilham vermiştir. Deyiş birden çok parametreli durumlarda, her bir parametrenin değerinin ne çok fazla, ne çok az, tam kararında olduğu durumu karşılar (en).



Katkı ve önerileriz için: [email protected]

Blogumuzu sosyal medyadan da takip edebilirsiniz:

facebook: https://www.facebook.com/baska.1.kent

twitter: @BaskaKent