Yanılsamalar, rutin ve umut üzerine: Çocuklarla bu dünya

Yanılsamalar, rutin ve umut üzerine: Çocuklarla bu dünya

Deniz Arık Binbay/Psikiyatrist
02/01/2017 Pazartesi

Yanılsamalar, rutin ve umut üzerine: çocuklarla bu dünya

Umutlu, barışlı yılbaşı mesajları kar oldu yağdı bu yıl. “Bu sene bitsin”, “Barış dolu, az ölümlü bir yıl olsun” lardan, “Ha bi bit, defol 2016”’ya kadar değişen dileklerde faturayı takvime kesme hali seziliyordu. Takvim değişince birden gidişatın da değişeceği şeklinde hastalıklı bir yanılsamaya tutundu insanlar. Çocuklarımıza güzel bir gelecek sunabilmek için tarihleri sıfırlamak istiyorduk sanki. Çünkü iktidarı sıfırlamak zor, düzeni değiştirmek imkânsıza yakın, öyle düşünüyor büyük çoğunluk.

İstedik ki karanlıktan aydınlığa bir gecede çıkıverelim. Kansız ve acısız olsun. Sayfayı çeviriverelim işte. Hem de bizi ütopik bulan birçok kişi içten içe bunları diledi ve dillendirdi, bir gecede kimse hiçbir şey yapmadan her şeyin değişivermesi ütopik değilmiş gibi. Bu hastalıklı yanılsamaya tutunmaya ihtiyaç o kadar fazlaydı ki, dilekler de daha bi “çok”tu bu yıl. Aç horozun rüyasında kendini darı ambarında görmesi gibi. İhtiyaç ne kadar fazlaysa, arzu da o kadar kuvvetli ve abartılı… Belki bu yanılsamaya ihtiyaç çoktu ama bir gün bile sürmesine izin vermediler işte…

Son yılda yaşanan ölümler ve kıyımlardan sonra beyaz temiz bir sayfa açma hayali, içten içe olmayacağını bilmemize rağmen, çoğumuzun diline düştü. Diline vurmuş derler ya hani, öyle…

Kapatıp açmaya alışmış bir toplumuz biz. Bilgisayar bozulunca kapatıp açarız, işe de yarar bazen. Darbeler de bi kapat-aç değil mi? Siyaset bozulunca bir süre kapat aç, arada çalkala, gazı çıkınca düzelir belki.  Zihnimiz bozulup hayal görünce gözümüzü  kapatıp açarız. Ülke bozulunca da istedik ki gözümüzü 2016’ya kapayıp, 2017’ye açtığımızda ülke düzelsin. Oldu mu? Hah oldu dedi birileri.

Ülkeden gitmeyi düşünür oldu çoğu eğitimli çalışan, beyaz yakalılar. Şimdi sayıları muhtemelen giderek artacak. Kalıp değiştirmeye dair herhangi bir ümitleri olmadığından gitmek dışında çare de göremiyorlar. Gitmek yani kendilerince sıfırlamak, yeni bir hayata geçmek ve korunmak demek kötülüklerden. Gitme hayali kuranlara göre öyle. Yine bir çeşit “kapat-aç” belki. Hayatı burada kapat orada aç: bambaşka. Olur mu gerçekten?

En çok da çocuklarımızı koruma isteği dillendiriliyor. “Biz hadi neyse de ya bu çocuklar…?”

Her patlama sonrasına denk gelen yazılarımızda programımızı değiştirip çocuklarımızı nasıl koruyacağız, onlara nasıl anlatacağız, çocuklarımıza dair kaygılarımızla nasıl baş edeceğiz diye yazdık da yazdık. Yeniden yazmanın anlamı yok. Sadece her toplumsal ya da bireysel travma sonrasında olduğu gibi hepimizde bir rutine dönme ihtiyacı gözlemliyoruz. Rutinimize dönelim, her ne idiyse…

Rutin koruyucudur. Zorlandığımızda, sarsıldığımızda, sıra dışı kötü şeyler yaşadığımızda önceki hayatımıza bağlar bizi rutin. Hatta belki önceki hayatımızdakinden de daha önemli olur. Aynı çayı aynı bardakta içmeyi özleriz örneğin. Basit hayatımızın basit ayrıntılarını… Yatağımızı, eşimizin horultusunu, her gün aynı saatte uyanmayı, sıkıcı işimizdeki dinlenme molalarını, eve gelip sofra kurmayı, çocukların uyku öncesi tepişmelerini, sabahları menemen yemeyi…

Sıra dışı bir yıl yaşadık, hemen her yıl diğerinden de sıra dışı artık.

Rutini sürdürmek yadsımayı, yok saymayı da kolaylaştırıyor. Buna ihtiyaç duyuyor ülkemizin insanları, olanı biteni yok saymak ve aynı yerde aynı çayı içip aynı çiğdemi çitlemek. Bazılarımız diğerlerimize kızıyor belki “yok sayıyor, hiçbir şey yokmuş gibi yaşamaya çalışıyor” diye ama başka türlü de yaşanmıyor işte. Eğitimlisi, solcusu, beyaz yakalısı da işini, gücünü, toplantısını, yayınını olduğu gibi sürdürmeye çalışıyor.

Herkes var ettiği hayatını var ettiği şekliyle korumaya çalışıyor elinden geldiğince. Toplantıları, yapıları olduğu gibi sürdürmeye çalışmak, eskiye ve rutine tutunmak değil de nedir? En iyi bildiğimiz şeye devam etmek…

Sadece bugünlerde içinden geçtiğimiz dönemde değil, irili ufaklı her tür travmada, üstesinden gelmekte zorlandığımız her durumda rutinimiz bizim annemiz gibi olur, bildiğimiz güvenli limanımız. Çocuklar için rutinin önemini yeni kuşak ebeveynler sular seller gibi biliyor. Neredeyse ilk günden bebeğini bir rutine alıştırmaya başlayan ebeveynler pek çok. Arada rutinin bozulması rutinini de dahil etmek koşuluyla temelde bu yaklaşıma biz de katılıyoruz. Çocuğun yaşadığı kayıplarda (yakınlarının ölümlerinde) en kısa sürede okuluna gitmeye devam etmesini önerir çocuk psikiyatristleri. Ya da kardeşi doğmadan en az birkaç ay önce kreşe gitmeye başlasın ve kardeşi doğduktan sonra da aksatmadan devam etsin denir. Hastalandıktan sonra en kısa zamanda yeniden okuluna gitmeye başlamazsa bu sefer hiç gitmek istememeye başlar örneğin. Hatta olmadık hastalıklar çıkartmaya, evde kalmak için ya da hastalığın başka nimetlerinden faydalanmak için bilinçaltındaki güdülenmeyle türlü çeşit hileye başvurabilir. Aksaklıklardan, hastalıklardan, travmalardan sonra çocuklar için yapabileceğiniz en iyi şey rutinlerini sürdürmektir.

Güvende hissedebilmek hepimizin ihtiyacı, bir yanılsama olsa da. Güvende olmak, üretebilmenin de ön şartı. Üretmeye ihtiyacımız var: düşünceler, ağlar üretmeye, güç bulmaya ve güç ortaya çıkarmaya ihtiyacımız var. Yanılsamanın azı karar, çoğu zarar. Zaman zaman bunun bir gönüllü yanılsama olduğunu bilerek, kendimizi, çocuklarımızı, üretkenliğimizi ve umudumuzu korumak adına, kötülükler “yok”muş gibi yaşayabilmekten söz ediyorum. Ölüm var biliyoruz ama yokmuş gibi yaşıyoruz. Bu kötü bir şey değil, sadece öbür türlüsü mümkün değil; mümkünü bu. Ölümünü bilen tek canlı türü insan. Ne zor bu bilgiyle yaşamak. Hele de sevdiklerinin hatta çocuklarının ölümlü olduğunu bilmek, ne zor.

Kötülüğü, sömürüyü, ölümü bilerek ve bunlara inat yaşayıp dönüştürebilmek için… Öleceklerini bile bile yavrularımız yaşadıkları müddetçe gözlerindeki ışığı soldurmamak için tüm anne babaları gönüllü bir yadsımaya, örgütlenmeye ve elinden gelen her şekilde var olan ölümcül çarkı dönüştürmeye davet ediyoruz.

Ta ki bu yanılsamalara ihtiyacımız kalmayana kadar… Gerçekler yanılsamalardan güzel olana kadar…