Küba Devrimi’ne giden yolda 26 Temmuz Hareketi

26 Temmuz, Fidel ve yoldaşlarının 1953 yılında Moncado ve Bayamo kışlalarına düzenledikleri baskının yıldönümü. Baskın başarısızlıkla sonuçlansa da, 1959'daki devrime öncülük eden kadroların ortaya çıkışını müjdelemesi ve Küba halkının son kararlı kavgasını ateşlemesi nedeniyle Kübalılar tarafından "Ulusal İsyan Günü" olarak kutlanıyor.
Pazartesi, 26 Temmuz 2010 13:04

Küba halkı 26 Temmuz tarihini “Ulusal İsyan Günü” olarak kutluyor. Bugün tüm ülkede yaygın olarak yapılacak kutlamalar için Havana’da Malecon denilen okyanus kenarındaki geniş cadde trafiğe kapatılacak. Malecon’da Amerikan Çıkarlarını Koruma Ofisi’nin tam karşısında yer alan Antiemperyalist Meydan’da ABD saldırıları sonucu ölenleri simgeleyen beyaz yıldızlı siyah bayrakların bulunduğu 138 göndere Küba ulusunun onurlu bayrağı çekilecek. Kübalılar siyasi konuşma ve etkinliklerin ardından ulusal isyan bayramlarını birkaç gün sürecek çeşitli konser ve kültürel faaliyetlerle kutlayacaklar.

26 Temmuz tarihi, Santiago’da bulunan iki büyük kışlaya, Moncado ve Bayamo kışlalarına 1953 yılında yapılan baskının yıldönümü. Batista’nın işbirlikçi cunta rejimine karşı yüzü aşkın öğrenci ve aydın tarafından düzenlenen bu baskının amacı kışlalardaki askeri teçhizata el koymak, radyodan halkçı bir yurtsever olarak tanınan Chibas’ın (o dönemdeki Ortodoks Parti liderlerinden biri) son konuşmasını okumak ve genel grev çağrısı yapmaktı. Baskın aslında pek çok eylemcinin ölümü ve tutuklanmasına neden olan bir yenilgiyle sonuçlanmış olsa da, Küba halkı bu tarihi, devrimci önderlerinin ve Küba Devrimi’nin gerçekleştirilmesinde çok önemli olan 26 Temmuz Hareketi’nin ortaya çıktığı gün olması nedeniyle bir bayram olarak kutluyor.

Baskın sonrasında yakalandığında şans eseri öldürülmekten kurtulan Fidel’in tutuklandıktan sonra mahkemede yaptığı “Tarih Beni Aklayacaktır” adlı ünlü savunma 26 Temmuz Hareketi’nin manifestosu haline gelir. Binlerce baskısı yapılarak dağıtılan savunma sayesinde oluşan sivil hareket, 1955’de Fidel ve tutuklanan diğer eylemcilerin afla serbest bırakılmasını sağlar. Fidel ve Raul cuntayı devirmek üzere bir gün geri döneceklerine söz vererek Meksika’ya giderken bu sürgün dönemini isyana hazırlık dönemi olarak tariflerler.

Bir yıl sonra Fidel ve Raul, Frank Pais’in önderlik ettiği yeraltı kent örgütü ile buluşmak üzere, içlerinde birkaç yıl içinde devrimin önemli liderlerinden olacak Che, Almeida ve Camillo’nun da bulunduğu seksen bir kişilik bir grupla bir tekne kiralayarak Küba’ya doğru yola çıkar. Fidel’in bugün hala Devrim Müzesi’nde bulunan Granma adlı teknenin kirasının bir kısmını ödeyemediklerinde, “devrimden sonra kalan borcumuzu ödeyeceğiz” diyerek tekne sahibi ile pazarlık yaptığı anlatılır. Yolculuk sırasında bu genç ve kararlı devrimcilerden birinin gemiden düşmesi üzerine, Fidel’in “tek bir kişiyi bile arkamızda bırakmayacağız” sözleri sonrasında bir günü kayıp arkadaşlarını aramak için geçiren grup Küba’ya vardığında planlanan buluşma gerçekleşemediği gibi, grubun gelişinin istihbaratını alan Batista askerleri ile çatışma yaşanır. Çok az kişinin kurtulduğu bu çatışmada 26 Temmuz Hareketi ikinci yenilgisini alır, ancak bu kez de yenilgi Fidel’i vazgeçilmez bir lider haline getirmiştir.

Bundan sonra Küba’da muhalefet kırsalda Fidel’in önderliğindeki silahlı mücadele örgütü 26 Temmuz Hareketi ile, kentlerde ise Batista rejiminin altını oyan ve kırsala erzak, silah ve kadro yardımı sağlayan direniş örgütleri ile sürer. Ayrıca Sosyalist Parti ve sendikalarda örgütlü işçi sınıfı ve çeşitli meslek grupları ile aydınlardan oluşan sivil direniş ülkedeki eşitlik ve bağımsızlık mücadelesini yükseltmeye devam eder. 26 Temmuz Hareketi bu süreçte devrimci öğrenci grupları ve sosyalistlerle işbirliği yapmış ve kendi özgün eylemlilikleri ve gerilla güçleri olan farklı hareketlerin bile desteğini almıştır.

Kübalı devrimcilerin üçüncü yenilgisi, devrimden birkaç ay önce, 9 Nisan 1958’de alınan genel grev kararının uygulanması sırasında gerçekleşir. Kent kadroları genel grevi zafere giden yol olarak değerlendirirken, 26 Temmuz Hareketi kuşkuları olmakla birlikte genel grev önerisini kabul eder. Pek çok sendikacı aydın ve devrimcinin ölümüyle sonuçlanan grev günü sonrasında kırsala yapılacak olan kadro ve silah yardımı için ciddi bir sıkıntı oluşur. Hareketin önderliğinin Sierra Maestra’da yenilgiden yaklaşık bir ay sonra yaptığı toplantıda yapılan özeleştirinin (Halkçı Sosyalist Parti’nin işçiler arasındaki örgütlülüğüne yeterince önem vermemek, kentte silahlı çatışmanın güçlüklerini değerlendirememek…) ardından kent milisleri dahil tüm kuvvetlerin Fidel’e bağlanmasına karar verilir.

Nihayet 1 Ocak 1959 sabahı Kübalılara yeni devrimci iktidarı müjdeleyen 26 Temmuz Hareketi’nin desteği ile bir devrimci hükümet kurulur. Devrimci hükümet pek çok yerel insiyatifin ve kent konseyinin oluşmasını sağlar. Ancak kamu görevlileri arasındaki batistacıların dağılması ve bazılarının ülkeyi terk etmesine rağmen kendiliğinden bazı eylemler ve uygulanmayan kararlar nedeniyle bazı düzensizlikler oluşmaya başlar. Bu süre içerisinde açıklık kazanan en önemli şey 26 Temmuz Hareketi’nin halk arasındaki meşru ve güvenilir tek örgüt olduğudur. Geleneksel partiler (otantikler, ortodokslar ve liberaller) kısa sürede kendiliğinden sönümlenirken, yalnızca Halkçı Sosyalist Parti (PSP) varlığını korumaya ve hatta Fidel ile devrimci sürece verdiği destek nedeniyle etkinliğini arttırmaya devam eder.

1961’e gelindiğinde 26 Temmuz Hareketi, PSP ve DR (Devrimci Rehber), önce Birleşik Devrimci Örgüt’ü, sonra Sosyalist Devrimin Tek Partisi’ni (PURS) kurarlar. Ve nihayet PURS, 1965’te Küba Komünist Partisi’ne dönüşür.

Bağımsızlığını pek çok İspanyol sömürgesi Latin Amerika ülkesinden çok daha geç ilan edebilen Küba’nın, ABD tezlerine göre zamanı geldiğinde “olgun bir meyve” gibi ABD’nin kucağına düşmesi beklenirken 19. yy.’da Maceo, Gomez ve Marti gibi halk önderlerinin bu teoriyi boşa çıkarmak için başlattıkları yurtsever mücadele geleneği, Fidel ve önderlik ettiği hareket ile işte böyle zafere erişmiştir.

Bügün hala iktidarda olan Küba Komünist Partisi, 19. yy’ın kölelik karşıtı savaşçılarından 26 Temmuz Hareketi’ne ve Sosyalist Parti’ye dek köklü bir antiemperyalist ve yutsever geleneğe yaslanıyor. Ve ABD’nin “arka bahçesi”nde sosyalist devrimlerini büyük bir kararlılıkla sürdüren Kübalılar sosyal alanlardaki başarıları ve antiemperyalist kimlikleri ile dünya halklarının gözbebeği ve umudu olmaya devam ediyor.

Aslıhan Çakaloğlu