İşçi kadınlar için vazgeçilmez bir hak: Kreş hakkı

Avukat Özge Demir, çalışan kadınların en temel hakkı olan kreş hakkınının kanundaki yeri ve uygulanma biçimlerini yazdı.
Özge Demir
Pazar, 16 Şubat 2020 14:20

DİSK-AR’ın Şubat ayında açıkladığı rapora göre geniş tanımlı işsizlik 7 milyonu geçti ve son 1 yılda işsiz sayısı 327 bin kişi daha arttı. Aynı raporda ümitsiz işsiz sayısının geçtiğimiz yıla göre %37 artarak 715 bine ulaştığına ve tarım dışı kadın işsizliğinin %20,6’ya özellikle tarım dışı genç kadın işsizliğinin ise 35,4’e yükseldiğine dikkat çekildi.

TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ NENEDİYLE KADINLARIN İŞ BULMA KONUSUNDA ÜMİDİ KIRIK

Kadınların pek çoğu işsiz ve de artık iş bulma konusunda hiçbir ümide sahip değil. Kadınların ümitleri kırık çünkü toplumsal cinsiyet rolleri kadınların iş gücüne katılmasını engelliyor.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın medyaya da yansıyan işsiz bir kadınla arasındaki diyalog tam da bu duruma işaret ediyor. İlgili diyalogda Erdoğan iş bulamayan kadına, kocasının ne iş yaptığını soruyordu. Erdoğan’ın bakışı erkeğin çalışarak eve ekmeği getirdiği, kadının da evde ev işlerini yaptığı ve bakım yükümlülüğünü üstlendiği bir evlilik modelini yansıtıyor ki bu aynı zamanda ciddi bir ekonomik planlamanın ürünü… Devlet çamaşırhaneler, yemekhaneler, kreşler, yaşlı bakım evleri açmak yerine bunları tek bir kişinin çabasına bırakıyor, bunu yaparken de kadınların emeğini görünmez kılıyor. Tüm bu işler kadının doğal rolleri olarak sayılıyor.

KADINLAR BAKIM YÜKÜMLÜLÜĞÜ NEDENİYLE İŞ GÜCÜNE KATILAMIYOR

Kadınların ekonomik yaşama katılması için de özellikle ev işlerinin ve bakım yükümlülüğünün kamusallaşması kritik rol oynuyor. Türkiye’de 20 milyon 310 bin kadının 11 milyon 56 bini yani yüzde 54,4’ü ev işleriyle meşgul olduğu için iş gücüne dahil olamıyor.

TÜİK’in 2015 yılında yayımladığı "Zaman Kullanım Araştırması"na göre hane halkı ve aile bakımına ayrılan zaman çalışma durumuna ve cinsiyete göre incelendiğinde; kadınların günde ortalama 3 saat 31 dakika, çalışan erkeklerin ise 46 dakika ayırdığı görüldü. Çocukların gündüz bakımını %86 oranında kadınlar üstleniyor. Çocukların sadece %2,8’i kreş veya anaokuluna gidebiliyor. Aslında kadınların çocuk bakmak yerine iş yerlerinde kreş açılması ile çalışma hayatına katılmasının sağlanması hukuken öngörülmüş.

KREŞ HAKKI HUKUKEN TANINIYOR

"Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmeliği"ne göre, “Yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 150’den çok kadın çalışanı olan iş yerlerinde, 0-6 yaşındaki çocukların bırakılması, bakımı ve emziren çalışanların çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve iş yerine yakın EK-IV’te belirtilen şartları taşıyan bir yurdun kurulması zorunludur. Yurt, işyerine 250 metreden daha uzaksa işveren taşıt sağlamakla yükümlüdür” deniliyor. 

Ancak söz konusu yönetmelik maddesi hem çocuklara kadınların baktığı yönünde kabul ile yani toplumsal cinsiyet rollerini benimseyerek hazırlanmış, hem de 150'den fazla kadın çalışanı olan iş yeri sayısı oldukça düşük. Bu anlamıyla sözleşme hem cinsiyetçi hem de gerçeklikten oldukça uzakta. Çünkü 150'den fazla kadının çalıştığı iş yeri sayısı 1514.

Diğer yandan 150 kadının çalıştığı 1514 iş yerinden herhangi biri kreş açmadığında da başına çok ciddi bir şey gelmiyor. 2019 yılında kreş açmayanlara; az tehlikeli iş yeri için 2.866 TL, tehlikeli iş yeri için 3.822 TL, çok tehlikeli iş yeri için 5.733 TL aylık idari para cezası veriliyor. Hâl böyle olunca işveren bir yer tutup, öğretmen ile anlaşıp kreş açmaktansa, cezayı ödeyip söz konusu yükümlülükten kurtuluyor. Nitekim iş yerlerinin sadece %2’sinde kreş olduğu tespit edildi. Tabi önemle vurgulamak gerekir ki, 150'den fazla kadının çalıştığı iş yerinde, kreş talebinin yerine getirilmemesi iş sözleşmesinin haklı feshine sebep ve işçi bu nedenle kıdem tazminatını ve diğer haklarını alarak işten ayrılabilir. 1514 iş yerinde çalışan kadınların, bu haklarını bilmesi ve bunun için mücadele etmesi gerekiyor.

Kamuda da kreş sayısı çok düşük. "657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu"nun 191. maddesinde, “Lüzum ve ihtiyaç görülen yerlere çocuk bakımevi açılır” denilerek kreş açmak kamunun kişinin takdirine bırakılmış. 2008 yılında 497 olan kreş sayısı, 2010’da 148’e, 2016 yılında ise 56'ya düştü. 2020 yılına ait güncel bir veri olmasa da son veriler gün geçtikçe kamudaki kreş sayısının düştüğüne işaret ediyor.

Kamuda kreş sayısı düşüyor. Kreş açmayan iş yerlerine çok az para cezası verilerek kreş açma zorunluluğundan kurtulunuyor, kreş ise özelleştiriliyor. Özel kreşlerin ücretleri 1000 ile 3000 TL arasında değişiyor. Bu ücretlere beslenme, servis, günlük ihtiyacı, kırtasiye masrafları da eklendiğinde ebeveynlerin karşılayamayacağı bir ücret ortaya çıkıyor.

KAYIT DIŞI VE DÜŞÜK ÜCRETLE ÇALIŞMA, KADINLARI EVDE ÇOCUK BAKMAYA İTİYOR 

"DİSK-AR Türkiye İşçi Sınıfı Gerçeği 2017 Raporu"na göre kadınların %70’i asgari ücret ve altında maaş alıyor. Kaldı ki kadınlar çalışsa dahi tam zamanlı çalışan kadınlardan 2 milyon 222 bini, yarı zamanlı çalışanlardan 1 milyon 502 bini kayıt dışı çalışıyor.

Yani çalışan kadınların çoğunluğu kayıt dışı ve düşük ücretli çalışıyor çünkü kadınlar "eve ek gelir getiren" olarak değerlendiriliyor. Kadınlar ya 2000 TL’nin altında maaş alacak ancak 1000-3000 TL arasında bir ücret vererek çocuklarını kreşe gönderecek ya da çocuklarına kendi bakacak… Kreş fiyatları ile kadınların kötü çalışma koşulları birlikte değerlendirildiğinde, kadınlar çalışmak yerine çocuğuna bakmaya itiliyor. Nitekim TÜİK’in hazırlamış olduğu "Aile Yapısı Araştırması"nda "1 milyon 230 bin kadının çocuklarına baktıkları için iş gücü piyasasına hiç girmediklerini tespit edilmiştir. Benzer şekilde 1 milyon 112 bin kadın çocuk bakımı nedeniyle işten ayrıldığını belirtmektedir” deniliyor.

KREŞ HAKKI İÇİN MÜCADELE GEREKİYOR 

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Avrupa Birliği (AB) Delegasyonu’nun birlikte geliştirdiği “Kurumsal Çocuk Bakım Hizmetleri Yoluyla Kadın İstihdamının Desteklenmesi” projesi ile 0-60 yaş (5 yaşına kadar) çocuğu olan 10 bin 250 çalışan kadına, işten ayrılmasını önlemek için 24 ay süreyle her ay 650 TL destek verilmesini sağladı. Söz konusu proje pek çok kişi tarafından da desteklendi.

Hâl bu ki devletin öncelikle görevinin toplumsal cinsiyet rollerine müdahale etmesi ve çocuk bakımını kadının görevi olarak gören ideolojik yapı ile müdahale etmesi gerekir. Kadınların çalışma hayatına girmesinin desteklemesi ve çocuk bakımının, ev işlerinin kamusal bir alana taşınması ve ortaklaştırması gerekir. Kadınların mücadele noktasının temelini de burası oluşturmalıdır. Diğer hâlde, kadının ekonomik yaşamdaki rolü, devletin neoliberalizm politikaları çekildiği, kamusal alanın yükünü kadının üzerine bırakması üzerinden belirleniyor.