Dağılan iktidar, fonlar, yerel yönetim, çözüm süreci, süreç ve Aleviler, süreç ve sol, kemalist devrim, cumhuriyet, Göbeklitepe
Ukrayna'da vekâlet savaşı: Podyumdaki protezler, sokaktaki insan avı ve sermayenin kapanı
Emre Köse
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Yukarıdakiler savaşı fısıldadığında / Bilir ki aşağıdakiler: / Evlatları yolunmuştur cephe yollarına.1
Ukrayna topraklarında beşinci yılına yaklaşan vekâlet savaşı da tam olarak bu kaideye göre işliyor. Washington’da yönetimin el değiştirmesiyle birlikte tedavüle sokulan sözde “barış planları”, cephe hattında ve daha da önemlisi cephe gerisinde süren vahşi öğütme makinesinin hızını kesmeye yetmiyor.
Ortaklaşa’da daha önce Batı emperyalizminin Ukrayna üzerinden Rusya’yı kuşatma/çevreleme stratejisi, NATO’nun genişleme hamleleri ve silah tekellerinin kâr hırsları defalarca ele alınmıştı. Ancak meselenin bir de anaakım medyanın gözlerden kaçırmaya çalıştığı, içeride sessiz sedasız derinleşen toplumsal çöküş boyutu var.
Aakere alma terörü
Bugün Ukrayna’da cephe gerisi, koca bir açık hava cezaevini andırıyor. Milliyetçi histerinin en yoğun yaşandığı, Ukrayna milliyetçiliğinin tarihsel beşiği sayılan batıdaki Lviv kentinde dahi halkın sokaklara dökülüp askere alma heyetlerine saldırması tesadüf değil. Sosyal medyaya yansıyan ve halk arasında artık “minibüsleme” olarak adlandırılan görüntüler, meselenin vahametini anlatmaya yetecektir: Bölgesel Askere Alma Merkezleri’nin (TCK) eli sopalı personeli, sokak ortasında genç-yaşlı demeden yoksul erkekleri darp ederek araçlara tıkıyor; eşlerin, annelerin çığlıkları arasında insanlar zorla askerlik şubelerine kaçırılıyor.
“Tılsım” anlamına gelen Oberih isimli dijital veri tabanı üzerinden bir yurttaşın tek tuşla “aranıyor” ilan edilmesi, sokaktaki bu insan avının sözde hukuki kılıfını oluşturuyor. Yakalananlar, cezaevi rejimini aratmayan sevk merkezlerinde birkaç haftalık yetersiz bir eğitimin ardından doğrudan ön cepheye, insanlara çoğu zaman birkaç haftayı aşmayan ömürlerin biçildiği siperlere sürülüyor. İşin vahametini bizzat Ukrayna Parlamentosu İnsan Hakları Komiseri Dmıtro Lubinets’in açıkladığı resmi verilerden anlıyoruz: Ombudsmanlık makamına 2025’te askerlik şubeleri aleyhine yapılan şikâyet sayısı 6 bin 100’ü aştı. Savaşın ilk yılı olan 2022’de bu sayı yalnızca 18’di.
Yürürlükteki yasal boşluklar, bürokratik torpiller ve rüşvet çarkları sayesinde bugün Ukrayna’da tecil almayı başaranların sayısı 1,3 milyonu bulmuş durumda. Yani silah altındaki aktif ordu mevcudundan çok daha fazla insan, parası ya da ilişkileri olduğu için savaşın dışında kalabiliyor. Geriye kalanlar ise toplumun en savunmasız kesimleri. Araştırmacı gazetecilerin ortaya çıkardığı Skelya taarruz alayındaki tecrit koğuşları, “kümes” adı verilen yerlerde tutulan yoksul ve bağımlı gençlerin hikâyeleri tam da bunu belgeliyor. Cephede piyade gücü tükenen, birlikleri yüzde 30 kapasiteyle savaşan bir ordu, açığı en alttakileri ezerek kapatmaya çalışıyor. Bu yolsuzlukları yazmaya kalkan gazetelere mali polis baskınları düzenleniyor; tepede ise Savunma Bakanı Mıhaylo Fedorov’un dahi birkaç ayda harcandığı bir rant ve yetki kavgası sürüyor.
Personel açığı kapanmıyor
Asker toplama mekanizmasının sergilediği baskının gerisinde, ön cephede yaşanan telafisi güç personel açığı yatıyor. Eldeki doğruluğu meçhul ama mantığa yatkın verilere göre Rus ordusu her gün 1000’in üzerinde kayıp veriyor; fakat Ukrayna tarafının zayiatı da son derece ağır. Ukrayna’nın gerçek kayıpları devlet sırrı olarak saklanıyor. Sahadaki askeri verilere göre saf dışı kalan her Ukrayna askerine karşılık Rusya’nın 3 ila 8 kayıp verdiği tahmin ediliyor; bu oran üzerinden yapılan hesaplamalar, Ukrayna’nın günlük zayiatının ortalama 125 ile 330 asker arasında olduğunu gösteriyor.
Stockholm Doğu Avrupa Araştırmaları Merkezi’nin (SCEEUS) yayımladığı rapora göre 2025 sonu itibarıyla Ukrayna birlikleri kadrolarının yalnızca yüzde 30’u ile muharebe yürütüyor ve birçok tugayda piyade mevcudu tükenmiş durumda. 2025 başında birlikleri takviye etmek için 300 bin askere ihtiyaç duyulduğu hesaplanırken, o tarihten bu yana toplanan personel sayısı yaklaşık 200 binde kaldı. Ukrayna ayda 17 bin ila 24 bin yeni asker toplayabilirken, Rusya gönüllü askerlik programıyla ayda yaklaşık 25 bin ila 30 bin personeli bünyesine katıyor.
Savaş aygıtındaki bu kriz, 12 Temmuz’da hükümetin zirvesinde büyük bir tasfiyeye yol açtı. Devlet Başkanı Zelenskiy, tam bir yıl önce göreve gelen Başbakan Yuliya Svırıdenko’nun istifasını istedi; bu revizyonla birlikte teknoloji odaklı reformlarıyla tanınan Savunma Bakanı Mıhaylo Fedorov da yalnızca altı ay sonra görevden alındı.
Protez 'defilesi'
Gelgelelim bizzat savaşın yarattığı dehşet bile metalaştırılıp bir tüketim nesnesine dönüştürülebiliyor. Bunun en çarpıcı, en grotesk örneğine geçtiğimiz günlerde Kiev Moda Haftası’nda tanık olduk.
Savaşta uzuvlarını kaybetmiş on binlerce gençten birkaçı, şık bir salonda düzenlenen defilede, üzerlerine geçirilen özel tasarım şortlar ve keten gömleklerle metal protezlerini sergilemek üzere podyuma çıkarıldı. Batı basınının “kapsayıcılık”, “estetik” ve “yıkımın ortasında tarz yaratmak” övgüleriyle servis ettiği bu gösteri, aslında barbarlığın estetize edilmesinden başka bir şey değil. Donbass siperlerinde bacaklarını bırakan 20’li yaşlarındaki gençler, kalburüstü seyircinin alkışları arasında podyumda yürütüldü. Bir yanda sokaktan zorla toplanıp cephede sakat bırakılan bir nesil, diğer yanda bu sakatlığı lüks bir tasarım harikası gibi pazarlayan riyakârlık... Cephede uzvunu kaybeden 50 binden fazla yoksul çocuk siperlerde unutulurken; savaşın bu korkunç insani bilançosu podyumlarda estetize ediliyor, tüketim kültürünün şık bir parçası haline getiriliyor. Savaşın yıkımı bile piyasaya meze yapılabiliyor.
Savaşın yarattığı toplumsal tahribat başka verilere de yansıyor. Örneğin ülkedeki evsiz sayısı yaklaşık 1 milyona çıktı; bu kişilerin neredeyse yarısını yerinden edilen siviller oluşturuyor.
Rusya'da da durum kötü
İşin Rusya tarafında bakmak da faydalı olabilir. Kremlin, bir yandan kamuoyuna yeni bir kitlesel seferberlik dalgası olmayacağını vaaz edip dururken, diğer yandan asker toplama çarkını 365 gün kesintisiz çalışan, kaçışı imkânsız bir dijital kapana dönüştürmüş durumda.
Askerlik çağı sınırının 30’a, yedeklik yaşının 55’e çıkarılması bir yana; hayata geçirilen dijital celp sistemiyle birlikte tebligatlar devlet portalında göründüğü an “tebliğ edilmiş” sayılıyor. Yoklama kaçağı durumuna düşenlerin ehliyetlerine el konuluyor, mülk edinmeleri ve resmi iş bulmaları yasaklanıyor, yurtdışına çıkış kapıları yüzlerine kapatılıyor. Sermaye sınıfı ve oligarklar kârlarına kâr katıp yatırımlarını vergi cennetlerine/offshore’a aktarırken, Rus emekçisi de sessiz sedasız bir “daimi seferberlik” rejimiyle cepheye bağlanıyor.
Üstelik cephe gerisindeki savaş, sermayenin en kalleş yüzünü de açığa çıkarıyor. Ukrayna ordusunun Rusya’nın en büyük e-ticaret tekeli olan Wildberries lojistik merkezlerini kamikaze dronlarla vurması ve devasa depoları ateşe vermesi, savaş araçlarının son birkaç yıldaki evrimine dair fikir vermesi açısından önemli bir emsal oldu. Ancak burada Rus sermayesinin tutumu daha da dikkat çekici. Şirket, dron saldırılarından sadece birkaç gün önce sözleşmelerine “mücbir sebep” maddesi ekleyerek malları kül olan yüz binlerce sigortasız küçük üreticiyi ve satıcıyı tek kalemde iflasın kucağına itti. Depolarda çalışan işçilerin görüntü sızdırmasını engellemek için akıllı telefonları yasaklayan tekel yönetimi, faturayı doğrudan emekçilere ve küçük işletmelere keserken kendi bilançosunu koruma telaşına düştü.
Tablo son derece net ve bir o kadar karanlık.
Bir yanda NATO’nun “Son Ukraynalıya kadar savaş” doktrini doğrultusunda kendi halkını sokaklarda avlayan, yolsuzluk batağındaki Kiev rejimi ve sakat kalan gençlerini podyumlarda pazarlayan Batıcı burjuvazi; diğer yanda Sovyet mirasını yağmalayarak palazlanan, emekçilerini dijital prangalarla savaşa süren ve krizin maliyetini anında halkın sırtına yıkan Rus sermayesi.
- 1
Bertolt Brecht
Ortaklaşa dergisinin 12'nci sayısı, "Çözüm değil sürüklenme" başlığıyla okurlarla buluştu. Pazarlık masasındaki kimliklerden dağılan iktidar ve şişen fonlara, yerel yönetime özgürlüğün ne anlama geldiğinden çözüm sürecinin ayrıntılarına kadar birçok konu, bu sayıda derinlemesine ele alınıyor.