Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
sayi_12_kapak

Dağılan iktidar, fonlar, yerel yönetim, çözüm süreci, süreç ve Aleviler, süreç ve sol, kemalist devrim, cumhuriyet, Göbeklitepe

Güç merkezleri kayarken medya da değişiyor

Merve Güzey

Yayın Tarihi: 09.10.2026 , 13:17 "0 dakikalık okuma süresi"
Muhalefetteki dağılma yalnızca parti binalarında, kurultay salonlarında ya da belediye koridorlarında yaşanmıyor; oradan taşıp çevresindeki medyayı da yeniden biçimlendiriyor. “Değişen güç merkezlerine hizalanmak” denen şey, yakından bakıldığında paranın ve siyasi ikbalin kaynağına doğru yapılan bir göçten ibaret.

CHP’nin 2023’ten 2026’ya uzanan seyrini dört temel kırılma üzerinden izlemek mümkün: seçim yenilgisiyle açılan “değişim” tartışması, Özel–İmamoğlu hattının yükselişi, belediyeler üzerinden yoğunlaşan siyasal kuşatma ve son olarak kurultay kriziyle açığa çıkan yarılma.

Bu dört dönem yalnızca parti yönetimindeki değişiklikleri değil, CHP içindeki farklı odakları, belediye merkezli güç ağlarını, kişisel nüfuz alanlarını ve günübirlik ittifakları da sürekli yeniden biçimlendirdi. Dün aynı safta görünenlerin bugün karşı karşıya gelmesi, rakip görünenlerin başka bir başlık altında yeniden yan yana düşmesi bu yapının istisnası değil, giderek kuralı haline geldi. Siyasal sınırlar bulanıklaştıkça ilişkiler de ilkesel çizgilerden çok güç dengelerine göre kurulup çözüldü.

Bu süreçte muhalif medya cephesindeki dalgalanmalar da bu tablodan bağımsız değildi; zaten yekpare ve bütünlüklü hareket eden bir “CHP medyası” hiçbir zaman olmadı. Partinin gevşek, çok merkezli ve geçirgen yapısı medya alanında da karşılığını buluyor; farklı sermaye grupları, belediyeler, parti yöneticileri ve gazeteci çevreleri arasında kurulan karmaşık ilişkiler, değişen güç dengelerine göre sürekli yeniden şekilleniyordu. Kadrolar devşiriliyor, dağılıyor, başka mecralarda yeniden bir araya geliyor; kanallar el değiştiriyor, yeni yayınlar ise çoğu zaman eski ilişkilerin üzerine kuruluyordu. Muhalefetin dağınık ve parçalı hali, böylece medya alanında da kendisini yeniden üretiyordu.

Yerel seçimlerin ardından AKP medyasının muhalefete uyguladığı ambargo artarken, CHP çevresinde kendi medya kanallarını güçlendirme arayışları da hızlandı. 2019’dan itibaren Ali Fırat Atabaş’ın sahibi olduğu KRT ile yeniden faaliyete geçen ANKA bu arayışın öne çıkan mecraları oldu. Atabaş’ın Tuncay Özkan’la Kanaltürk yıllarına uzanan ilişkisi nedeniyle iki mecra da sık sık Özkan’ın CHP içindeki ağırlığıyla birlikte anıldı.

Bu tabloya kısa süre sonra İmamoğlu çevresindeki medya arayışı da eklendi. 2020’de yeniden yayına başlayan Olay TV, İBB’de görev yapmış isimlerin kuruluş sürecinde yer alması nedeniyle İmamoğlu’yla ilişkilendirildi. Kanalın ömrü yalnızca 26 gün sürdü. Yönetim kapanış sürecini siyasi baskıyla açıklarken Cavit Çağlar, ortaklar arasındaki yayın politikası anlaşmazlığına işaret etti. Olay TV’nin 26 günlük hikâyesi geride kaldı ama tartışma kapanmadı; yıllar sonra İBB iddianamesiyle yeniden gündeme gelecekti.

Gazeteci Bahadır Özgür’ün yayımladığı CHP’nin 229 milyon 391 bin 171 liralık reklam harcamasının dağılımı.

‘Değişim' ile değişen dengeler

2023 seçim yenilgisinin ardından Kılıçdaroğlu yönetiminin CHP Medya Sorumlusu Tuncay Özkan görevden alınırken, İmamoğlu’nun Kılıçdaroğlu’na açıkça meydan okuyan açıklamaları bir bir medyada yankılanıyordu. CHP Genel Başkanlığı koltuğuna Özgür Özel’in oturması ve 2024 seçim başarısı, İmamoğlu’nu parti içindeki en güçlü figürlerden biri olarak öne çıkardı. CHP’de güç merkezi yer değiştirirken muhalif medyanın haritası da yeniden çiziliyordu. KRT, AKP’ye yakın bir isme satıldı. Aynı süreçte İmamoğlu’nun medya alanındaki ağırlığı giderek artarken, Sözcü TV kuruldu ve muhalif yayıncılığın önemli merkezlerinden biri haline geldi; ardından Nefes gazetesi yayın hayatına başladı. Her iki mecra da isimleri ve siyasi yakınlıkları üzerinden sık sık İmamoğlu çevresiyle birlikte anıldı.

CHP’ye dönük mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden partinin başına geçmesi, ardından CHP’nin yarılması ve Yeni Parti’nin kurulması medyada da yeniden bir tasarım ihtiyacını ortaya çıkardı.

Halk TV, Cumhuriyet, Sözcü, Nefes ve Gazete Pencere başta olmak üzere bazı yayınlar Kılıçdaroğlu yönetimini “kayyım yönetimi” olarak tarif ederken, ana akımın bir bölümü Kılıçdaroğlu’nun “arınma” söylemine geniş yer açtı. Ancak verilen bu alan, yeni yönetimin kısa sürede ortaya koyduğu karmaşayı perdelemeye yetmedi. Genel merkezde gazeteciler azarlanıyor, basın toplantılarında beceriksiz görüntüler veriliyor, son olarak “figüran” kriziyle iyice çuvallıyorlardı.

Belli ki kayyım yönetimi bu rüzgârı tersine çevirmek istiyordu. İlk hamlelerden biri, Özel dönemindeki medya harcamalarını masaya sürmek oldu. Parti kasasından bazı televizyon kanallarına, gazetelere ve sosyal medya hesaplarına yaklaşık 755 milyon lira ödeme yapıldığı iddia edildi.

İddiaların ardından gazeteci Bahadır Özgür, Özel döneminde medyaya yapılan ödemeleri gündeme taşıdı. Ortaya çıkan tablo, paranın önemli bölümünün muhalif mecralardan çok ana akım medyaya gittiğini gösteriyordu. “Muhalif medya fonlandı” diye başlatılan tartışma kısa sürede CHP’nin medya ile kurduğu daha geniş ve girift para ilişkilerini tartışmaya açtı.

Kılıçdaroğlu'na KRT, Yeni Parti'ye Koza

Kılıçdaroğlu yönetiminin Özel dönemindeki medya anlaşmalarını iptal ettiği, medya cephesinde yeni bir düzen kurmaya hazırlandığı yönündeki haberler de iddialar arasında. Bir süredir maaş krizleriyle gündeme gelen KRT ise Harun Kaytan’a satıldı. Kanalın Kılıçdaroğlu’na yakın bir hatta olacağı konuşulurken, ekranın giderek daha fazla AKP’li isme açılması da dikkat çekmeye başladı. KRT’nin yeni dönemde nasıl bir çizgi tutturacağı ise henüz netleşmiş değil.

Kılıçdaroğlu çevresi medya alanında yeniden mevzi ararken, diğer tarafta Yeni Parti etrafında yeni mecralar kurulacağına ilişkin bilgiler basına yansıdı. Bu kez sahneye Koza TV çıktı. Adana merkezli bölgesel yayın yapan kanal, 2026’da İstanbul merkezli ulusal bir haber televizyonuna dönüşmek üzere yeniden yapılandırıldı. Yeni Parti’ye yakınlığıyla anılan kanalın ilk dikkat çeken konuklarından biri Özgür Özel’di. Ancak yeni dönem daha başında sarsıldı; kuruluş ve yapılanma sürecinde öne çıkan bazı isimler kısa süre içinde kanaldan ayrıldı.

Tedbiren mesafeyi açanlar...

Bu yarılmada herkes aynı açıklıkla saf tutmadı. İki taraf arasında daha ihtiyatlı duran, yeni dengelerin nereye oturacağını kollayan mecralar da vardı. Sürecin başında Yeni Parti’ye yakın görünen bazı yayınlar zamanla daha belirsiz bir hatta çekildi; CHP-Yeni Parti yarılmasında söylemlerini yumuşattı. ANKA bu tartışmaların en görünür örneklerinden biri oldu. İmamoğlu çevresiyle anılan ajansın, Kılıçdaroğlu’nun “arınma” çağrısına destek veren yurttaş görüşlerini haberleştirmesi de bu yüzden sıradan bir yayın tercihi olarak görülmedi; ajansın hangi hatta durduğu yeniden tartışmaya açıldı.

Tuhaf olan, ANKA ile CHP arasındaki abonelik ilişkisi 2017 yılına kadar dayanıyordu. Ajans Kılıçdaroğlu’nun çıkışlarına alan açarken, Kılıçdaroğlu yönetiminin ANKA ile aynı kişiye ait Baba Ocağı’na para aktarıldığı yönündeki iddiaları bu kez Ali Fırat Atabaş’la tarafları karşı karşıya getirdi. Atabaş iddiaları yargıya taşıdı. Genel Merkez’de dengeler değiştikçe mesafeler yeniden ayarlanıyor, kesin saflaşmaların yerini temkinli bir bekleyiş alıyordu.

Muhalefetteki dağılma yalnızca parti binalarında, kurultay salonlarında ya da belediye koridorlarında yaşanmıyor; oradan taşıp çevresindeki medyayı da yeniden biçimlendiriyor. Ortada salt bir programsızlık değil, sermaye gruplarının, belediye bütçelerinin ve parti kasasının etrafında kurulmuş bir bölüşüm var; “değişen güç merkezlerine hizalanmak” denen şey, yakından bakıldığında paranın ve siyasi ikbalin kaynağına doğru yapılan bir göçten ibaret. Ne var ki bu kez kaynağın nerede duracağı belli değil. Krizin nasıl sonuçlanacağı, hangi dengenin kalıcı olacağı netleşmediği için pusulanın iğnesi de bir yöne oturmuyor; kimi yayınların dilini yumuşatması, kimilerinin ihtiyatlı bir bekleyişe geçmesi bundan. Uzun yıllardır iktidarın sopasının medyada nasıl bir iz bıraktığını gördük. Muhalefetin sopasının neye benzediğini ise yakında hep birlikte göreceğiz.

 

sayi_12_kapak
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 12'nci sayısı, "Çözüm değil sürüklenme" başlığıyla okurlarla buluştu. Pazarlık masasındaki kimliklerden dağılan iktidar ve şişen fonlara, yerel yönetime özgürlüğün ne anlama geldiğinden çözüm sürecinin ayrıntılarına kadar birçok konu, bu sayıda derinlemesine ele alınıyor.