Dağılan iktidar, fonlar, yerel yönetim, çözüm süreci, süreç ve Aleviler, süreç ve sol, kemalist devrim, cumhuriyet, Göbeklitepe
Demirtaş mı? Öcalan mı?
Sunay Gedik
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Bir süredir olası erken seçim için yapılan sokak röportajları dikkat çekiyor. Kime oy vereceksiniz sorusunda bazen parti ismi bazen de liderler anılıyor. İstanbul’da ve farklı birçok ilde yapılan röportajların asıl dikkat çekici yanı ise DEM Parti’yi tercih eden yurttaşların ikirciksiz şekilde Demirtaş demesi. 10 yıldır cezaevinde olan ve parti temsilcileri tarafından mecbur kalınmadıkça anılmayan Selahattin Demirtaş’ın Kürt halkında hâlâ güçlü olan karşılığı çözüm sürecindeki kilit sorulardan birini yeniden akla getiriyor. Süreçte Öcalan değil de Demirtaş öne çıkarılsaydı aynı içerik daha az mı tepki toplardı?
İstanbul’da Demirtaş figürünün önemli bir karşılığının olması normal. 2014 cumhurbaşkanlığı seçimleri ve 2015 genel seçimleri sürecinde üzerinde durduğu “Türkiyelileşme” söylemiyle kentli-seküler seçmenle bağ kurabilmişti. Demirtaş’ın siyaset tarzı, dönemin medyasında “Cihangirli solcu” diye nitelenmiş, bu tarz sosyal demokratlar içinde de kendine alıcı bulmuştu. Cihangir referansı, ilginçtir, daha önce de farklı biçimlerde farklı aktörler tarafından veriliyordu; ki bunlardan birisi Demirtaş’ın kendisine aitti. 2013’te Abdullah Öcalan’ın Diyarbakır’da Newroz kutlamalarında okunan mesajında yer alan, “Türkler ve Kürtler İslam bayrağı altında 1000 yıl birlikte yaşadı” sözlerine gelen eleştirilere Demirtaş “Bunlar Türklerle Kürtlerin ilk kez Cihangir’de mi karşılaştığını düşünüyorlar?” diye tepki göstermişti.
İlk çözüm sürecinden bugüne Öcalan’ın tarih ve siyaset teziyle uyumlu açıklamalar yapan Demirtaş’ın “Türkiyelileşme” ifadelerinin, muhalefet biçiminin ya da 2022’de HDP’ye önerdiği “Türkiye açılımı”nın iki taraf arasında ne kadar açı yarattığı karmaşık. Karmaşık olmayan kısmı ise bu görünmez çatışma alanının toplumdaki yansıması.
‘Önderlik' gerilimi
Bir hatırlatma... 2014’te Sırrı Süreyya Önder, Demirtaş’a MİT Müsteşarı’ndan gelen bir mesaj iletmişti. Dönemin müsteşarı Hakan Fidan’dan gelen bu mesajda “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde liderlik özellikleri görüldü, kendisiyle daha farklı bir süreç değerlendirmesi yapmak isteriz” yazıyordu. Demirtaş bu talebe olumlu yanıt vermemiş konu İmralı’ya taşınmıştı. Öcalan, devlet yetkililerinin daha ciddi olduğunu, bin bir zorlukla süreci yönetmeye çalıştıklarını belirterek Demirtaş için “acemiliğini ortaya koydu” demişti. Öcalan, PKK dahil kimsenin kendisinin önderlik tarzını geliştiremediğini söylerken Demirtaş’ı istemediğine dair iddiaları yalanlıyor ancak kendisini toy bulduğunu her fırsatta ifade ediyordu. Kitaplaştırılan İmralı Tutanakları Demirtaş-Öcalan gerilimine dair yeterli veri sunarken Demirtaş’ın bu konudaki rahatsızlığı da bazı açıklamalarında görülüyordu. Çözüm sürecinin bitmesinin faturasını her seferinde kendisine çıkarmak isteyen kesimler olduğunu ifade eden Demirtaş “Edirne’deki, en büyük hesabı İmralı’dakine verecek” diyenler olduğunu da belirtmişti.
Güncel İmralı görüşme notlarının birinde ise Abdullah Öcalan, süreç için kendisinin adım attığını, katkı yaptığını ama “Öcalan’la olmaz” denildiğini belirterek “O zaman başkasını bulun, çözsün. Selahattin diyorlar. Selahattin ne yapabilir?” diyor. DEM Parti, söz konusu görüşme notlarını “ekleme çıkarma yapılmış” diyerek yalanladı ancak bu konu Öcalan ve Demirtaş geriliminin yeni evresi olarak medyada çok tartışıldı.
Notun bu bölümüne dair Ruşen Çakır’ın “Demirtaş, Öcalan’ın rakibi mi?” başlıklı yazısı ise ilginç. İlginç çünkü biliyorsunuz kendisi görüşme notlarının tamamını yayımlayan soL Haber ve OdaTV’yi sürece gölge düşürmekle suçlamıştı. Çakır bu sefer de Demirtaş’ı destekleyenleri suçlayarak yazısında şu ifadeleri kullanıyor: “Demirtaş’ın böyle bir niyeti olmasa da birbirinden farklı kesimlerin, onun Öcalan yerine Kürt hareketinin liderliğine talip olmasını istedikleri kesin. Bunların hatırı sayılır bir bölümü, şu ya da bu nedenle hiç hazzetmedikleri Kürt hareketinin bu sayede bölünmesini umanlar.”
Selçuk Mızraklı’nın tahliyesinin ve DEM Parti’nin 6 Eylül’de gerçekleştirdiği 5’inci Olağan Büyük Kongresi’nin ardından Demirtaş’ın adı farklı şekillerde yeniden gündeme geldi. Birileri kulis bilgilerine dayanarak Demirtaş’ın bir sonraki yıl yapılacak büyük kongre sonrası partinin eş başkanlığına getirileceğini yazarken birileri de Mızraklı’nın tahliye haberini verdiği mektuptaki süreç eleştirisine dikkat çekti. Demirtaş’ın B planı olarak içeride tutulduğu da, serbest kaldığında süreçte inisiyatif almasının bozucu bir etkisinin olabileceği de dolaylı-dolaysız konuşuluyor, tartışılıyor.
Kaygı ya da kayıtsızlık
“Lider gerilimi”nin tamamen dışında süreçle ilgili ilk eleştirilerden biri içeriğin bilinmemesi, konuşulmaması. Bu belirsizliğin karşılığı Kürt yurttaşların yoğunluklu yaşadığı illerde iki şekilde ortaya çıkıyor; kaygı ve korku. İkisinden de uzak kalmak isteyenler içinse üçüncü seçenek kayıtsızlık olmuş.
Önceki çözüm süreci ve sonuçlarına dair taze bir hafızaya sahip Kürt halkında şu anda baskın olan şey güvensizlik. Ayrıntıları konuşulmayan bir sürecin arkasında durma rahatlığı kimsede yok.
Öcalan mı Demirtaş mı sorusuna süreçle ilgili olmayan yanıtlar daha ağır basıyor. Van, Diyarbakır, Batman, Siirt, Ağrı, Erzurum’da günlük yaşamda neler oluyor, ne konuşuluyor diye temas ettiğimiz kişiler hem kendi geleceklerinden hem de Türkiye’nin geleceğinden kaygılı. DEM Parti’yle AKP’nin yönetim tercihlerinin birbirine benzediğini düşünenler yerel yönetimler konusunda da öfkeliler. Bu durum seçimlerin de değersizleşmesine neden olmuş. İçeriğin, ilkelerin değil başka konuların öne çıkmasının çürütücü etkisi açık bir şekilde görülüyor.
Temkinli yaklaşmakla birlikte yine de Demirtaş’la bir şekilde devam edebileceklerini Öcalan’la belirsiz bir sürece itildiklerini düşünenler ağırlıkta.
Öcalan’ın pozisyonu gereği akla getirdiği çağrışımlarda liste uzun, akla gelmeyen ise garip ama “barış”. Demirtaş’ın tarikatlar dahil daha fazla kesimi kapsayabileceğini düşünenlerin sayısı hayli fazla; seçimlerde arkasına aldığı toplumsal destek hatırlanıyor. Demirtaş’a duyulan bu yakınlığın şu anda içeride olmasıyla ilgili olduğu görüşünü paylaşanlar da var; bir çeşit dayanışma.
Fakat tüm bu konuşulanlarla birlikte memur olmak için sınava hazırlananların da hayvancılıkla uğraşan ama bir türlü ekonomisini düzeltemeyenlerin de derdi ortak: Ülkenin ve halkların geleceğini etkileyen açılımlar, ayrıntıları halka açıklanmayan “çözüm süreçleri” geleceğe dair umut vermiyor. Kimlikler üzerinden konuşulan bir içerik birlikte yaşamı güçlendirmediği gibi ayrıştırıyor.
‘Demirtaş’ın katkısı’nın sınırları
2 Mart 2026’da Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı’yı ziyaret eden İmralı Heyeti, görüşme sonrası yaptığı açıklamada Demirtaş’ın sürece katkı koymak için hazır ve hevesli olduğuna dikkat çekti: “Sevgili Demirtaş’ın sürece çok olumlu ve pozitif katkılar sağlayacağını bütün toplum biliyor, bütün halk biliyor. Bunu devletin kendisi de biliyor.”
Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı da Çerçeve Yasa görüşmelerine ilişkin Genel Kurul’a bir mesaj göndererek “evet” oyu vereceklere teşekkür etti:
“Zorlu bir sürecin başlaması ve yürütülmesinde siyasi iradeyi en güçlü şekilde ortaya koyan Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Devlet Bahçeli başta olmak üzere, barış için büyük çaba sarf eden Sayın Abdullah Öcalan’a özel olarak teşekkür etmek istiyoruz.
Yine sürecin sahiplenilmesi ve her aşamasının sağlıklı yürümesi için katkı sunan Sayın Numan Kurtulmuş’a, Sayın Özgür Özel’e, Sayın Mahmut Arıkan’a, Sayın Ali Babacan’a, Sayın Ahmet Davutoğlu’na, Sayın Erkan Baş’a, Sayın Seyit Aslan’a, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na, Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu’na ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.
Olumsuz eleştirileriyle, dolaylı olsa da sürece katkı sunan Sayın Müsavat Dervişoğlu’na, Sayın Fatih Erbakan’a teşekkür ediyoruz.”
Demirtaş’ın katkısının sınırları ise bizzat yine DEM Parti tarafından çiziliyor. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, İmralı’da villa tartışmasıyla ilgili “Biz birilerinin eve çıkmasını konuşmak yerine, Demirtaş’ın evine kavuşmasını konuşmak isteriz” demişti. Bu sözleri ağır bir şekilde eleştiren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan “sürecin muhatabı Öcalan” hatırlatması yaptı. Özel’in açıklamasını yadırgadığını belirten Bakırhan, Özel’i ve temsil ettiği çizgiyi süreç konusunda kurumsal bir akıl oluşturamamakla ve ciddi olmamakla suçladı.
Ortaklaşa dergisinin 12'nci sayısı, "Çözüm değil sürüklenme" başlığıyla okurlarla buluştu. Pazarlık masasındaki kimliklerden dağılan iktidar ve şişen fonlara, yerel yönetime özgürlüğün ne anlama geldiğinden çözüm sürecinin ayrıntılarına kadar birçok konu, bu sayıda derinlemesine ele alınıyor.