Dağılan iktidar, fonlar, yerel yönetim, çözüm süreci, süreç ve Aleviler, süreç ve sol, kemalist devrim, cumhuriyet, Göbeklitepe
İmralı tutanaklarından bugüne: Öcalan’ın solu
Çağatay Altundaş
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Dostlarımız ve halkımız eski kalıp mücadeleleri bir kenara atmalı ve karıştırmamalı. Eski yaşam alışkanlıklarını topyekûn bırakmak gerekir. Neden? Çünkü bu bir rejim değişikliği olacak. Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet ve 1950’deki çok partili hayata geçişten çok daha önemli. Bu hepsinden daha derinlikli olacak. Başarılı olursak yepyeni bir cumhuriyete geçeceğiz.1
23 Şubat 2013 tarihli sözün sahibi Abdullah Öcalan. 2013’te İmralı Görüşmeleriyle ivmelenip 2015’te akamete uğrayan “Çözüm Süreci”nin çerçevesi böyle çiziliyor.
O günler –tıpkı bugün olduğu gibi– sürece dair bir “susuş kumkuması”nı içeriyordu. Sürecin muhatapları, yine halktan gizli yürütülmüş bir mimarinin peşindeydi. Sürecin kesintiye uğramasıyla birlikte görüşme tutanakları yurtdışında kitaplaştırıldı. Görüşmelerde Öcalan, uzun süredir kurduğu tarih tezi çerçevesinde bir Türkiye ve dünya okuması yapıyor, buradan hareketle Türkiye’de, bölgeyi de etkileyecek proaktif bir rejim inşası için alan açıyordu. Bu çerçeve içinde “sola” da misyon yüklüyordu.
İki süreç arasında sola biçilen misyona ve Öcalan’ın sol anlayışına, tabloyu sadeleştirmek adına daha yakından bakılması gerekiyor.
Tutanaklarda sol
2013 Newroz’unda Diyarbakır’da okunan Öcalan’ın mektubu, tartışmaları beraberinde getirmişti. Öcalan, PKK’ya sınır dışına çekilme ve “demokratik siyaset” çağrısı yaparken ulus devletleri hedef tahtasına oturtuyor, zemini “bin yıllık İslam bayrağı altındaki barış ve kardeşlik” olarak tarif ediyordu. “Sol nasıl karşıladı?” Öcalan’ın bu sorusu, o dönem İmralı heyetinde yer alan Sırrı Süreyya Önder tarafından cevaplanıyor. “S. S. Önder: Soldaki durumu ikiye bölmek gerekiyor. Yarattığı şok etkisiyle sarsıldı herkes. Bir kısmı temkinli yaklaştı. Bir kısmı hayal kırıklığı ile içindeki Kemalisti açığa çıkardı. Biz birinci elden bilgilendirmeler yapıyoruz. A. Öcalan: Temkinli yaklaşanlar kimlerdir? S. S. Önder: Oğuzhan Müftüoğlu, Melih Pekdemir vb. ÖDP çevreleri. TKP vb. çevreler daha vahim yaklaştılar.”2
Öcalan, solun sürece aktif bir şekilde katılması için çaba sarf edilmesini istiyor. Halkevleri, ÖDP (bugün artık Sol Parti) gibi örgütlerle özel temas noktaları aranırken, “Apo sizinle hareket etmek istiyor”3 mesajını vermekten geri durmuyor. (Ruşen Çakır’ın 3 Ağustos 2025 tarihli Türk Solu Bu Sürecin Neresinde? yazısında, İmralı Heyeti üzerinden Erkan Baş’a ve TİP’e yeni parti çalışmaları için mesaj iletildiğini okumuştuk: “Kendisinden de parti ismi önerisi alın. (...) Selamlarımla beraber bir mesaj olarak iletin Erkan’a. Yeni partiye dahil olabilirler.”)
MİT görevlilerinin önünde sol (!) bir tasarım yapmaktan çekinmeyen Öcalan, bilindik açık sözlülüğüyle sürdürüyor: “Yirmi yıldan beridir bu Türk solunu başıboş bırakmayın diyorum.” Dönemin havasına bakıyor: İspanya’da Podemos, Yunanistan’da SYRİZA öne sürülüyor. “Siz niye yapamayasınız?” diyor. Selahattin Demirtaş’ın “Küçük partiler engel oluyor” sitemine karşı çıkıyor. Sürdürüyor: “ESP, Levent Tüzel onlar katılsınlar. Vekil, belediye başkanı, ne olmak istiyorlarsa olsunlar. Bizim imkânlarımız çoktur, değerlendirin. Devlet de bunun önünde engel olmayacak. (...) Bizden ne istiyor solcular? Saf sosyalizm mi istiyorlar? Yok böyle bir şey.”4
Öcalan sola yalnızca veteran muamelesi mi yapıyor? Haksızlık yapmayalım. Örgütsel veya toplumsal oylumu-yayılımı bir yana, sürece meşruiyet katma ve toplumsal rıza üretme açısından da bir misyon yüklendiği açık. Bugün aynı misyon geçerli mi? Ya da buna ihtiyaç var mı? Daha çok, devrimler çağını açan, hem uluslararası komünist hareketin hem de kendi ülkesinin aydınlanma tarihiyle barışık bir solun, devrimciliğin sökülmek istendiği saptanabilir.
‘Önü açılacak sol’
Biz bu süreci solun da önünü açmak için yürütüyoruz. Sol dirilecek, bastırılan solun önünü açıyoruz.5
Hangi solun önü açılacak? Öcalan’ın sol tarifi nedir?
Öcalan, çok açık bir biçimde yerelci-kültüralist tezlere sahiptir. Batı’yı mahkûm ederken, sosyalizmin köklerini de İslam’da aramaktadır:
Sosyalizm eğer olacaksa Batı’nın oryantalist materyalizmi üzerinde olmaz. Sosyalizmi İslam’ın göbeğinde aramak gerekir. (...) Sosyalizmin Allah’ı da Ortadoğu’dadır. İslam’ın ana gövdesi toplumsallıktır. Bizim tarihimizi inkâr eden bu anlayışı ben yıkmaya çalışınca anlamıyorlar.6
Bir kere hız alınmıştır, durmak ne mümkün! Öcalan tezini İslam öncesine, Mazdeklerden Sümerlere kadar götürür. Öyle ki, “oradaki sosyalizmin Avrupa sosyalizmini cebinden çıkaracağı” iddia edilir. Geride bırakılan, gün gibi ortada, Marksizm ve başta Sovyetler Birliği olmak üzere sosyalizm deneyimleridir.
Öcalan, eklektik ve tarihsel bağlamı zayıf olguları keyfi bir biçimde bir araya getirir. Yamalı bohça görünümündeki, tutarsız olguların sıralanmasından türettiği tezinin tutarlı savunuculuğu konusunda ise son derece ısrarcıdır. PKK’nın fesih kongresi için kaleme aldığı 25 Nisan 2026 tarihli “perspektif”te, on üç yıl önce yazdıklarıyla süreklilik gösterir. Bu tezler yeni değildir; Öcalan’ın yaklaşık son otuz yılı buradaki çerçeveyle uyumlu geçmiştir.
Sınıf çatışmasına dayalı tarihsel materyalizm ve sosyalizm tanımı yerine, devlet ve komün ikilemine dayalı bir tarihsel materyalizm ve sosyalizm alternatifinin daha doğru olduğuna inanıyorum. (...) Yani tarih bir sınıf savaşımı tarihi değil, bir devlet ve komün çatışmasından ibarettir. Marksizmin bu sınıf ayrımına dayalı çatışma teorisi reel sosyalizmin çöküşünün ana nedenidir. (...) Ayrıca güncel sosyalizmi sınıf diktatörlüğüne dayalı bir komünizm değil de devlet ve komünalite ilişkilerini düzenleyen bir kavram setine dayandırmak istiyorum.7
Özgün olmayan bu tezlerde, söylem düzeyinde sınıflar vardır ama sınıf mücadelesi reddedilir. Toplumsal olarak belirleyici çelişki devlet-sivil toplum, merkez-çevre gibi analitik gücü zayıf kavram setlerini referans alır. Böyle oldu mu, ceberut devlet karşısında ezilmiş, merkezden dışlanmış (burada Kürt, İslamcı ve solcu) unsurlar değişimin motoru olarak tarif edilir. Böyleyse, çözüm de “demokratikleşme”dir. İçeriksizleştirilmiş bir “komün” vurgusuyla sol kapsanmak istenir. Devletin sınıfsal karakteri göz ardı edilir; böyle oldu mu, iktidarı almaya gerek yoktur. Kürt emekçilerinin de kaderini eline aldığı siyasal iktidar perspektifi yok, “belediye şirketleşmesi” olarak tarif edilen, sınıflar arası ilişkileri muğlaklaştıran, zamandan ve mekândan bağımsız bir Kürtlük var; orada şirinler köyü gibi komün var. Yok öyle yağma!
Sola müdahalenin somut hedefleri
Ortadoğu işte ateş içinde, bir çözüm bulmalıyız. Sonucunda anayasayı da uzlaşarak yazacağız. Sol, Kürt ve İslam ittifakı Türkiye’de yeni anayasanın sosyolojisidir.8
Tutarsız, keyfi olguların içinde düzenle tutarlı bir arayış sürmektedir. “Perspektif” metninde Öcalan “ulus devletçilik dilini terk ediyoruz, ulus devletçiliğe dayalı kavramları terk ediyor, komüne dayalı etik ve politik kavramları esas alıyoruz” saptamasını yapar. Sürdürür: “(...) Hem reel sosyalizmin çöküşü hem de reel sosyalist perspektifle gelişen ulus devletlerin yüz yüze kaldığı gerçekliği çözümleyince bu modelin (ulusal kurtuluş, Ç.A.) sosyalizmle de ulusun kurtuluşuyla da bir ilişkisinin olmadığını gördük. Bilakis sosyalist perspektifle inşa edilmiş olsa da ulus devlet kapitalizmine hizmet etmiştir. Ve bu model kapitalist bir modeldir.”
Kavramlar, olguların tarihselliğine denk düştüğü, açıklayıcı olduğu ölçüde karşılık bulur. Dahası kavramlar, dünyayı nasıl algıladığınızın da imlecidir. Burada hedef açıktır: Solun, sınıf mücadelelerine dayanan tarihsel okuması reddedilirken, rejimle uyumlu bir “sol” için kapı aralanır. Gerçi o kapı çoktan aralanmıştır. Boşluk bırakmamak için özenle çaba sarf edilir. Ulus devlet bir kere hedef tahtasına kondu mu, ülkelerin sınırları belirsizleşir. Sınırların belirsizleşmesi, emperyalist hedefler ve patronların bölgesel iştahı için uygun bir zemindir: “Sağ da olsa, sol da olsa bu toprağın kültürüne göre olacak. İki yüz yıldır bunu böl yönet pratiğine çevirmişler. Siz bunu fark ettiniz, aşmak istiyorsunuz. Ben yardımcı olacağım. İran’ı hallettiği oranda en büyük birikim Türkiye’dedir. Bu birikimler birleştikçe bizi bir Ortadoğu birliğine, enternasyonalizmine getirecek.”
Etik bir öğe olarak “enternasyonalizm” gibi kavramlar öne sürülür. Öcalan’ın dünyasından bakarsak, sanki bu süreçle yaşam, bölgedeki Türk, Kürt, Arap, Acem herkes için güllük gülistanlık olacaktır. Sürecin esasına dair hiçbir şey konuşulmazken, koca bir bölge sadece savaşlarla değil, emek rejiminin karakteriyle, sömürü düzeniyle cehenneme dönmüşken bütün bunlar nasıl olacaktır? Bunun cevabı yoktur. Sınırları belirsizleşmiş, sermayenin bölgesel ihtiyaçlarına cevap olacak bir “cumhuriyet”e katılmak ise solun ve “Kürtlerin” ödevidir.
Öcalan’ın tezleri, çok açık, sol içi bir polemiğin/gündemin ötesindedir. Öcalan, AKP’nin, emperyalist merkezlerin ve Türkiye sermaye sınıfının ihtiyaçları doğrultusunda sarıldığı Yeni-Osmanlıcılıkla uyumlu; antikomünist, kimlikçi ve gerici bir sol tarifine girişmiştir. Bugün bu yaklaşım, birinci süreçte geliştirilen tezlerle koşutluk göstermektedir; ayrıca daha da ötesine geçilmektedir. Meşruiyet kaynağı olmanın ötesinde, emperyalizmin bölgesel tasarımına itiraz edebilecek, emekçi sınıfları tarihsel çıkarı doğrultusunda bir araya getirecek; bağımsız, sınıf karakteri belirgin, antiemperyalist, laik, aydınlanmacı, cumhuriyetçi bir seçeneğin esamesine bile tahammül edilmemektedir.
Ortaklaşa dergisinin 12'nci sayısı, "Çözüm değil sürüklenme" başlığıyla okurlarla buluştu. Pazarlık masasındaki kimliklerden dağılan iktidar ve şişen fonlara, yerel yönetime özgürlüğün ne anlama geldiğinden çözüm sürecinin ayrıntılarına kadar birçok konu, bu sayıda derinlemesine ele alınıyor.