Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
sayi_12_kapak

Dağılan iktidar, fonlar, yerel yönetim, çözüm süreci, süreç ve Aleviler, süreç ve sol, kemalist devrim, cumhuriyet, Göbeklitepe

Suriye’de yeni düzen ve kimlik siyasetinin sınırları

Endam Köybaşı

Yayın Tarihi: 09.10.2026 , 13:22 "0 dakikalık okuma süresi"
Suriye’de Kürtler, Aleviler, Dürziler, Bedeviler ve diğer topluluklar farklı biçimlerde yeni siyasal düzenin içine çekiliyor. Ancak yeni denklem yalnızca kimlikler üzerinden değil, aynı zamanda dış bağlantılar, ekonomik çıkarlar ve sınıfsal ilişkiler üzerinden kuruluyor.

Suriye’de Baas iktidarının sona ermesinin ardından ülkenin normalleştiği, silahlı yapıların devlet çatısı altında toplandığı ve farklı toplulukların yeni düzene dahil edildiği bir dönemden söz ediliyor. 

Ağustos 2026’da Mazlum Abdi, Suriye Demokratik Güçleri’nin bağımsız askeri yapı olarak sona erdiğini ve devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin tamamlandığını açıklamıştı. Bu gelişme, Kürtlerin yeni Suriye’deki konumuna ilişkin önemli bir değişikliğe işaret ediyor. 

Suriye’de Kürtler, Aleviler, Dürziler, Bedeviler ve diğer topluluklar farklı biçimlerde yeni siyasal düzenin içine çekiliyor. Bu farklılıkların arkasında yalnızca mezhep ve etnisite değil, askeri güç, bölgesel örgütlenme, dış bağlantılar, ekonomik çıkarlar ve sınıfsal ilişkiler bulunuyor.

Hangi Alevi?

Suriye’de Aleviler açısından mesele özellikle çarpıcı. Alevi nüfus, başta Lazkiye ve Tartus olmak üzere Akdeniz kıyısında yoğunlaşıyor. Suriye’nin tarihine bakıldığında Alevilerin bütün ülkeye hükmeden bir iktidar kurduğunu söylemek mümkün değil. Fransız mandası dönemindeki kısa ömürlü Alevi Devleti deneyimi bir yana, modern Suriye’de özellikle ordu ve devlet içindeki yükselişleriyle görünür hale geldiler.

Baas iktidarının laik, Arap ulusalcı ve antiemperyalist niteliği bu tarihsel bağlamdan ayrı düşünülemez. Sömürgeciliğe ve ABD merkezli bölgesel düzene karşı duran bu yapı, uzun yıllar Suriye’nin bağımsızlığının temel dayanaklarından biri oldu. Alevilerin ordu ve devlet içinde güç kazanmasını yalnızca mezhepsel dayanışmayla açıklamak yetersiz olur. Kırsal ve yoksul kesimlerden gelen gençler için ordu, eğitim ve devlet istihdamı önemli toplumsal hareketlilik kanallarıydı.

Bununla birlikte Baas iktidarını Alevilerin iktidarı olarak tanımlamak da tarihsel ve sınıfsal açıdan doğru değil. Alevi toplumu kendi içinde de eşitsizlikler taşıyordu. Kıyıdaki yoksul köylüyle devletin üst kademelerinde bulunan bir Aleviyi aynı toplumsal konuma yerleştirmek mümkün değildi. Üstelik zamanla uygulanan kapitalist ve neoliberal ekonomik tercihler, devletin sosyal ve ekonomik rolünü daraltarak yoksulluk ve eşitsizlikleri derinleştirdi. Dolayısıyla Baas’ın antiemperyalist ve laik karakteri ile kapitalist üretim ilişkilerinin yarattığı sınıfsal sorunları aynı anda değerlendirmek gerekiyor.


Şam’da entegrasyon, sokakta geçim derdi

Şara yönetiminin siyasal alandaki manevraları Türkiye’den ABD’ye uzanan geniş bir emperyalist koalisyonun desteğini alarak sürüyor. Ancak Suriye halkının yaşadığı ekonomik darboğaz ve buna gösterilen tepki, uluslararası alanda estirilen “iyimser” havanın sınırlarına işaret ediyor. 

Eylül ayında dizel fiyatının yüzde 40, benzinin yaklaşık yüzde 30 artırılmasıyla Halep, İdlib, Hama, Dera ve Deyrizor’un yanı sıra Haseke ve Kamışlı çevresinde de protestolar düzenlendi. Yollar kapatıldı, lastikler yakıldı, petrol tankerlerinin geçişi engellendi. Hükümet, ülke çapındaki protestoların ardından ısınma, tarım ve bazı üretim alanları için daha ucuz dizel uygulamasına gitmek zorunda kaldı.

Ancak sorun yalnızca Kürtlerle sınırlı değil. İdlib gibi yeni yönetimin eski siyasi merkezlerinden birinde dahi ekonomik öfke sokağa çıktı. Böylece Şam’ın Kürtlerle siyasi bir çözüm üretme çabası sürerken, Arap ve Kürt Suriyelilerin ortaklaştığı başka bir başlık belirginleşiyor: Savaşın ardından siyasi harita değişse de geçim derdi henüz değişmiş değil.


Suriye’deki kriz de bu çelişkilerden bağımsız gelişmedi. 2011’den sonra ekonomik ve toplumsal gerilimler, savaş ve emperyalist müdahaleler birbirine eklenirken ABD, Türkiye, Körfez ülkeleri, İsrail, Rusya ve İran farklı biçimlerde Suriye’ye müdahil oldu. Cihatçı örgütler bu ortamda güç kazandı. El Kaide çizgisinden gelen yapıların zamanla HTŞ’ye dönüşmesi ve sonunda Şam’daki iktidarın merkezine yerleşmesi, Suriye’deki siyasal dengeleri köklü biçimde değiştirdi.

Fakat Baas iktidarının sona ermesi emperyalist müdahaleyi sona erdirmedi. Tersine, Suriye’nin farklı bölgeleri ve toplulukları üzerindeki mücadele yeni biçimler kazandı. Kimlikler artık yalnızca toplumsal aidiyet değil, aynı zamanda askeri ve siyasal pazarlıkların konusu haline geldi.

Alevilerin bugün yaşadığı durum bunun en açık örneği.

Mart 2025’te Lazkiye, Tartus ve çevresinde yaşanan katliamlar, yeni dönemin karakterini ortaya koydu. Araştırmaların verileri farklılık gösterse de katliamlarda binin üzerinde insanın öldürüldüğü ve kurbanların büyük bölümünün Aleviler olduğu biliniyor. Ardından da şiddet sona ermedi. Öldürmeler, kaçırmalar, işkence, kötü muamele, zorla yerinden etme ve dini mekânlara yönelik saldırılar devam etti.

Ağustos 2026’da Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Baas iktidarının sona ermesinden bu yana kimlik ve mezhep temelli saldırılar ile yargısız infazlarda 4 bin 206 kişinin öldüğünü bildirdi. Aynı kuruluş bu dönemde öldürülen Alevilerin sayısını 2 bin 444 olarak verdi. Saldırılar 2026’nın ilk aylarında da sürdü. 

Fakat Alevilerin sindirilmesini yalnızca ölenlerin sayısıyla değerlendirmek yetersiz kalır. Devlet ve ordu içerisindeki istihdam kanallarının çözülmesi, kamu çalışanlarının işten çıkarılması, sosyal güvencelerin kaybı, mülkiyet sorunları ve yerinden edilme, topluluğun ekonomik yaşamını da dönüştürüyor. Özellikle yoksul ve emekçi Aleviler açısından eski düzenin sağladığı ekonomik güvence ortadan kalkarken, özel sektör istihdamı da bu kaybı mezhepsel ayrımcılık nedeniyle telafi edemiyor. Kıyıda tarım, balıkçılık ve küçük üreticilik de yüksek maliyetler, güvenlik sorunları ve savaşın yarattığı tahribat nedeniyle ciddi baskı altında.

Diğer topluluklar için durum farklı mı?

Kürtlerin yeni düzene entegrasyonu bu açıdan dikkat çekici bir karşılaştırma sunuyor. ABD desteğiyle savaş boyunca önemli bir askeri ve siyasal kapasite kazanan Kürtler, sonunda Şam’la pazarlık edebilecek bir güç olarak ortaya çıktı. 2026’da SDG’nin bağımsız askeri yapı olarak sona ermesi ve devlet kurumlarına entegrasyonu, Kürt siyasal aktörlerinin yeni devlet içindeki konumunun yeniden tanımlandığını gösteriyor. Ancak bu süreç Kürtlerin bütün taleplerinin çözüldüğü anlamına da gelmiyor, anayasal güvenceler ve siyasal temsil gibi başlıklar hâlâ tartışmalı.

Alevilerin bu açıdan da durumu farklı. Ülke çapında örgütlü bir askeri güce sahip değiller. Güçlü bir siyasal örgütlenmeleri ya da bugün kendileri adına pazarlık yürütebilecek bir dış hamileri de bulunmuyor. Bu nedenle eski iktidarla kurulan tarihsel bağ, yeni düzende bir pazarlık gücüne değil, büyük ölçüde kolektif suçlamaya dönüşüyor.

Dürzilerin yaşadığı sorunlar da kimlik siyasetinin sınırlarını gösteriyor. Süveyda’da Dürzi silahlı grupları ile Bedevi güçleri arasındaki çatışmalar 2025’te büyük bir şiddet dalgasına dönüştü. Merkezi hükümetin bölgeyi silahsızlandırma ve devlet kurumlarına bağlama girişimleri de çatışmanın başka bir boyutunu oluşturdu. 2026’da bile Dürzi güçleri ile merkezi hükümet arasındaki gerilim tamamen ortadan kalkmış değil.

Bedeviler de bu çatışmaların yalnızca “karşı tarafı” değil, kendi güvenlik ve yerinden edilme sorunları bulunan topluluklarından biri. Süveyda’daki çatışmalar sonrasında önemli sayıda Bedevi yerinden edildi; aşiret bağları, silahlı gruplar, kaçakçılık güzergâhları ve merkezi otoritenin zayıflığı iç içe geçti.

Kimlik çıkmazı

Türkiye’deki Alevi tartışmasını da Suriye’den bağımsız düşünmek mümkün görünmüyor. Suriye’de Kürt hareketi ile Şam arasında yürüyen entegrasyon süreci, Türkiye’de devam eden çözüm süreciyle aynı bölgesel denklem içinde ilerliyor. Nitekim SDG’nin Şam’la entegrasyonunun tamamlanması, Türkiye’de çözüm sürecinin ilerlediği bir döneme denk geldi. Böylece Türkiye’deki çözüm arayışı ile Suriye’deki Kürt hareketinin yeniden konumlanması, aynı bölgesel siyasal sürecin parçaları halini aldı.

Bu nedenle Abdullah Öcalan’a atfedilen “Yavuz Sultan Selim–İdrisi Bitlisi ittifakı” göndermesine karşı 53 Alevi yurttaş ve aydının yayımladığı bildiri önem taşıyor. DEM Parti yönetimi önce Öcalan’ın böyle bir değerlendirmesinin bulunmadığını açıkladı; ardından Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan, bildirinin bazı imzacılarını sert biçimde eleştirdi. Tartışma, kimlikler arasında kurulmaya çalışılan siyasal ittifakların sınırlarını da görünür hale getirdi. Çünkü aynı kimliğe sahip topluluklar kendi içinde de sınıfsal olarak bölünmüş durumda.

Daha önemlisi, farklı kimliklerin yan yana gelmesi kendiliğinden ortak ve özgürleştirici bir siyasal güç yaratmaz. Türkiye’de Türklerle Kürtlerin belirli bir siyasal zeminde yan yana gelmesi, bu zeminin İran’ı ya da Alevileri karşısına alması ihtimalini ortadan kaldırmıyor. Suriye’de Kürtlerin Şam’la bütünleşmesi de Alevilerin dışlanmasını ve şiddet görmesini engellemiyor. Kimliklerin siyasal güç ilişkileri içinde yan yana gelmesi, bazı kimlikleri dışarıda bırakmadan, hatta karşısına almadan gerçekleşmiyor.

Suriye’de gerçek bir normalleşmeden söz edilecekse bunun ölçütü yalnızca silahlı grupların devlet kurumlarına katılması olamaz. Bir topluluğun sindirilmesi normalleşme değildir. Bir başkasının dış güçlerin desteğiyle pazarlık gücü kazanması da kalıcı çözüm anlamına gelmez. Gerçek bir çözüm, Alevi’nin, Kürt’ün, Dürzi’nin, Bedevi’nin ve diğer toplulukların kimliklerinden dolayı değil, insan oldukları ve yurttaş oldukları için eşit haklara sahip olmasıyla başlayabilir. 

Suriye’nin önündeki asıl sorun, hangi kimliklerin iktidarda yer alacağı değil; kimlikleri aşan ortak bir toplumsal ve siyasal zemin kurulup kurulamayacağıdır. Emperyalist müdahalenin sürdüğü, kapitalist eşitsizliklerin derinleştiği ve siyasal iktidarın kimlikler ile silahlı güçler arasındaki dengelere dayandığı bir düzende bu zeminin kurulması ise mümkün görünmüyor.

ABD, Suriye iç savaşı boyunca “radikal İslamcı” unsurlara
karşı YPG’yle ortak operasyonlar gerçekleştirdi, eğitim ve
mühimmat desteği sağladı. ABD’nin başına ödül koyduğu terörist
Colani (artık Ahmet El Şara adını kullanıyor) ABD desteğiyle
iktidara gelince kamuflajı ve sarığı çıkardı. ABD’yle “stratejik
ortaklık” gereği YPG tarafı da takım elbiselerini giyip aynı
masada buluştu. Taraflar Suriye’den koparabildiği kadar parçayı
almaya uğraşırken ABD valisi Tom Barrack’ın keyfi yerinde.

 

sayi_12_kapak
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 12'nci sayısı, "Çözüm değil sürüklenme" başlığıyla okurlarla buluştu. Pazarlık masasındaki kimliklerden dağılan iktidar ve şişen fonlara, yerel yönetime özgürlüğün ne anlama geldiğinden çözüm sürecinin ayrıntılarına kadar birçok konu, bu sayıda derinlemesine ele alınıyor.